Çocuk Yuvanız - Etkinlikler http://www.cocukyuvaniz.com/daycare <![CDATA[Bebeklerde Dudak ve Damak Yarığı]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/bebeklerde-dudak-ve-damak-yarigi Bebeklerde Dudak ve Damak Yarığı
Dudak ve damak yarıkları birlikte ya da tek başına görülebilen birbirinden ayrı birer doğumsal (konjenital) kusurdur.
Dudak yarığının damak yarığı ile birlikte veya tek başına görülme sıklığı 1000 doğumda 1; damak yarığının tek başına görülme sıklıkğı ise 2500 doğumda 1 dir. Damak yarığı ile birlikte ya da tek başına görülen dudak yarığında genetik özelliklerin, tek başına damak yarığı vakalarından daha büyük bir rol oynadığı sanılmaktadır.

Yarıklık kusuruyla doğan bir bebekte, özellikle söz konusu olan tek başına damak yarığı durumu ise işitme bozukluğu dahil olmak üzere diğer kusurların da bulunma sıklığı artar.
Damak yarığı ile doğan bir bebekte, üst dudağın birleşememiş bulunduğu bir fisür (çatlak) ya da uzun bir delik mevcuttur. Bu yarık, dudağın üst kısmındaki ufak bir çentikten, buruna kadar ulaşan komple bir açıklığa dek değişebilir. Damak da yarık durumdaysa, bebeğin ağzının üst duvarı kapanmamış olarak kalır.
Doğan bebeğinizde bu kusurlardan biri ya da her ikisi bulunuyorsa en acil nitelik taşıyan sorun beslenmedir. Doğumdan kısa süre sonra damak üzerine özel olarak tasarlanmış bir tıkaç (protez) yerleştirilerek bebeğin beslenebilmesi sağlanır. Ancak, bebek hızla büyüyeceğinden bu tıkacın birkaç haftada bir değiştirilmesi gerekecektir.
Dudak yarığı olan bir bebekte bu yarığın kapatılması ameliyatı tipik olarak 1. ve 2. ayda yapılır. Sıklıkla, dudak yarığı deformitelerinde burun genişlemesi de söz konusudur. Damak yarığının kapatılması, burun tabanının daralmasına yardımcı olur. Ancak kesin bir burun ameliyatı, çocuk erişkin çağa ulaşana kadar geciktirilir. Estetik başarı deformitenin ciddiyet derecesine, enfeksiyon bulunmamasına ve cerrahın beceri düzeyine bağlıdır.
Bir damak yarığı, normal konuşma gelişiminin sağlanması için genellikle yaşamın ilk yılı içinde kapatılır. Ameliyat amaçları çocuğun normal bir sesle konuşmasını ve nazal regürjitasyonun (gıdaların buruna gelmesi) azalmasını sağlamaktır. Bir çocuk 3 yaşına kadar ameliyat edilmediği takdirde, anlaşılır konuşma yeteneğini geliştirebilmesi için bir protes kullanılabilir.


Dudak ya da damak yarığı komplikasyonları arasında, nükseden kulak enfeksiyonları, işitme kaybı, aşırı bir diş boşluğu alanı ve ortodontik düzeltim gerektiren dişlerin yerinden oynaması bulunur. Bazı çocuklarda damakdaki kas problemleri nedeniyle ameliyattan sonra bile konuşma kusurları sürebilir. Genellikle konuşma terapisi gerekli olur.

]]>
<![CDATA[Çocuklarımızın İhtiyacı Olan Vitaminler]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/cocuklarimizin-ihtiyaci-olan-vitaminler
Vitaminler, vücudun normal işlevlerini sürdürebilmesi için gereken, çoğunlukla vücutta üretilemeyen, bu nedenle dışardan alınması gereken maddelerdir. Elbette, her yaş için vitamin gereklidir. Ancak, sorun bu vitaminin hangi kaynaklardan elde edileceğidir. Aslında vitaminler o kadar farklı gıdalarda bulunurlar ki, dengeli bir beslenme düzeniyle vitamin gereksinimini gıdalardan karşılayabiliriz. Ancak çocuklar söz konusu olduğunda, anne babaların çok iyi bildiği gibi, dengeli beslenme bazen pek kolay olmuyor. Bazı çocuklar çok iştahsızdır, bazıları çok seçicidir, belli gıdaları ağızlarına koymazlar. Bir kısmı da kötü beslenme sonucunda yeterli büyümeyi gösteremeyip akranlarından geri kalırlar. Böyle çocuklar için, çocuk doktorunun önerisi doğrultusunda takviye vitamin şurup veya tabletleri kullanmak gerekli olabilir. Ancak, vitamin takviyelerinin de ilaç olduğunu, her ilaç gibi gelişigüzel kullanılmaması gerektiğini, aşırısının zararlı olacağını unutmamak gerekir. Özellikle yağda eriyen vitaminler ( A, D, E ve K vitaminleri ) ihtiyaçtan fazla alınırsa, vücutta depolanmakta ve sorunlara yol açmaktadırlar.
Şimdi de, önemli bazı vitaminlerin işlevlerinden ve hangi gıdalarda bulunduğundan bahsedelim. Bu bilgiler ışığında, çocuğunuzun yediklerini gözden geçirip eksik kalan birşeyler olduğunu düşünürseniz doktorunuza danışabilirsiniz;


A vitamini; normal büyüme, cilt sağlığı, göz sağlığı ( özellikle gece görme ve renkli görme ), doku onarımı, enfeksiyonlara karşı direnç sağlamada gereklidir. Sarı-turuncu renkli meyve ve sebzelerde ( havuç, kayısı, kabak, şeftali gibi ), balık, yumurta, süt ürünleri, kırmızı et, ıspanak, brokoli, roka gibi yeşil sebzelerde bulunur


 B vitamini; Bu grupta bir düzine farklı vitamin yer alır. B grubu vitaminler, vücutta çeşitli metabolik süreçlerde yer alırlar, kanımızdaki alyuvarların yapımı için gereklidirler. Et, tavuk, balık, süt, yumurta, tam( kepeği ayrılmamış) tahıllarda, kuru baklagillerde, ıspanak, brokoli gibi sebzelerde bulunurlar.


C vitamini, bağ dokusu, kaslar ve cilt sağlığı için gereklidir. Yara iyileşmesini hızlandırır, enfeksiyonlara karşı direnç kazandırır.


D vitamini; Bu vitamin, vücuda kalsiyum ve fosfor emilimini sağlar, kemik ve dişlerimizin sağlığı için gereklidir. Yumurta sarısı, süt ve süt ürünleri, balık yağında bulunur. Güneş ışığı yardımıyla cildimizde de D vitamini üretilebilir. Ancak son yıllarda, güneşin uzun dönemdeki zararları göz önüne alınarak korunmaya önem verilmekte, D vitaminini güneşten değil gıdalardan almak önerilmektedir Turunçgiller, kivi, çilek gibi meyvelerde, domates, brokoli, ıspanak, Brüksel lahanası, biber gibi sebzelerde bulunur.


E vitamini; vücudumuzu zararlı kimyasal, toksik maddelere karşı korur, bağışıklık sistemini güçlendirir. Tam tahıllarda, bitkisel yağlarda, ay çekirdeği, fıstık gibi kuru yemişlerde, ıspanak, brokoli gibi yeşil sebzelerde bulunur.

]]>
<![CDATA[Çocuklarda cinsel kimlik gelişimi]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-psikolojisi/cId/cocuklarda-cinsel-kimlik-gelisimi Çocuklarda Cinsel kimlik: Oedipus, Shakespeare'in eserlerinde bir erkek çocuktur. Shakespeare, Oedipusun kraliçe olan anne­si ile olan anne-çocuk ilişkilerini anlatır. Bu anne-çocuk ilişkisi psikanalizin de konusu olduğundan, bu du­rum kitaplara, Shakespeare'in oyundaki kahramana atfen 'Oedipus kompleksi' olarak geçmiştir.

Çocuklar beş yaş civarında cinsel kimlik bulma çabası içine girerler. Erkek çocuklar baba rolünü be­nimserler. Babaları gibi annelerine yakınlaşırlar. An­neyi kazanmak için baba ile rekabet etmeye başlarlar. İşte, çocuğun iç dünyasında sessizce kurduğu bu dü­zenek bir erkeklik taslağıdır. Çocuk için bu sıkıntılı bir dönemdir. Çünkü baba güçlüdür. Ayrıca, anne ile ba­ba arasında çözemediği özel bir yakınlık vardır. O hal­de, bu durum çocuk için bir krizdir. Bir sure sonra bu güçlü adam ile rekabet etmenin zorluğunu ve imkan­sızlığını farkeder. Babanın gücünü kabul eder. Baba ile kendini özdeşleştirip babanın safına geçer. Baba  ile özdeşleşmesi erkek kimliğinin kazanılması için beklenen aşamadır. Bu aşamaya ulaşan çocuk için bu, Oedipus krizinin çözümüdür.Baskın bir anne ite silik karakterli bir baba varlı­ğında rekabet de olamayacaktır. Çünkü çocuğun kar­şısında anne için mücadele edeceği, sonunda gücü­nü kabul edip, davranışlarını taklit etmeye değer bul­duğu kimse yoktur. Böyle baskın bir anne için müca­dele etmek de biraz caydırıcıdır. Yani, daha başından bir taslak sorunu yaşanacaktadır. Gücünü kabul edip özdeşleşeceği bir baba yoksa çocuk böyle bir figürü yakın çevresinde arar. Yakın çevresinde, model alabi­leceği güçlü bir erkek figürü de yoksa kriz çözüle­mez. Bu durumda Oedipus kompleksinden söz edilir. Sonuç olarak bu dönemde elde edilmesi gereken cin­sel kimlik aşamasına ulaşılamamıştır. Cinsel kimlik arayışı sadece beş yaş döneminde ve bu kadar değil­dir. İleride de böyle çabalar devam eder. Fakat bu dö­neme ait konması gereken tuğla yerine konamamış­tır. İleride bu kendini hep belli eder. Diğer gelişme aşamaları olağanüstü olur da, bu durumu kompanse ederlerse belki bu dönemin olumsuz etkisi ortadan kalabilir. Böyle olmadığı takdirde çocuğun erkek kim­liği güdük kalır. Yaşamın diğer dönemlerine geçilir, ancak eskilerde kalan bu eksiklik kendini hayat boyu belli eder. Bu çocuk, yeteneklerini sergileyemeyen, güvensiz, aile yaşantısında başarısız, bir yetişkin ada­yıdır.  


Oedipus ve Electra Karşı Cins Ebeveyn ile Özdeşleşme


Oedipus erkek çocuk olduğu için erkek çocuk­ların anneleri için babaları ile yaptıkları rekabete bu ad verilir. Kız çocuklarının babaları için anneleri ile girdiği rekabete yine Shakespeare'in karakterlerinden biri olan kız çocuk adına atfen Electra krizi denir. Kri­zin çözülememe hali komplekstir.


Bu, kendi cinsine karşı, karşı cins için verilen bir mücadeledir. Amaç; karşı cinsin ilgisini çekmede ken­di cinsine göre daha başarılı olabilmektir. Kendi ve karşı cins için seçilen ilk örnekler çocuğun ebeveyni­dir. Örneğin kız çocukları babalarının ilgisi için anne­leri ile erkek çocukları da annelerinin dikkatini çek­mek için babaları ile mücadeleye girişirler. Topuklu ayakkabı giymek, ruj sürmek, kaçan çorap istemek gi­bi. Ya da bilek güreşi yapmak, boks eldiveni istemek gibi.


-   Dört yaşındaki oğlumla boks maçları yapıyoruz. Odanın ortasına ip gererek adeta gerçek bir arena ku­ruyoruz. Parlak çikolata ambalaj kâğıtlarından dişlik­lerimizi ve boks eldivenlerimizi giyip ringe çıkıyoruz. Eşim, gerekli hallerde suyumuzu ve havlumuzu veri­yor. Beni yenebilmek için aşın bir güç ve çaba harca­dığına şahit oluyorum. Onu hiç bir oyunda bu kadar hevesli ve canla başla çalışırken görmüyorum.


-   Dört yaşındaki kızımı aynanın karşısından ala­mıyorum. Kaşla göz arasında yatak odasına gizlenip, benim rujlarımı, farlarımı deniyor. Geçen hafta ağlaya bağıra kaçan çorap aradık kendisine.


Karşı cinsin ilgisini çekebilmek için, aynı cinsle cazibe yarışları yapılır. Bu durumun oldukça zorlayıcı bir durum olması nedeni ile kriz diye adlandırıldığını söylemiştik. Bu cazibe yarışları sayesinde çocuk ken­di cinsi ile iyice özdeşleşir. Cinsiyetine özgü rolü be­nimser. Bu yarış sırasında aynı cinsin bu konudaki mahareti gözlenir. Onun gibi, hatta ondan üstün olma çabası gösterilir. Sonunda, kendi cinsindeki ebeveyn­le mücadele yerine, o cins kabul edilir. Yani aynı cin­sin gücü ve cesareti ile özdeşleşme ile bu kriz ortadan kalkar (Oedipus-Electra krizinin çözümü).
Önceleri aynı cins ebeveynin güç ve cesareti ile olan özdeşleş­me, giderek aynı cins ebeveynin cinsel kimliği ile özdeşleşerek cinsel kimliğin ilk kilometre taşını oluştu­rur.



Özdeşleşme Figürü:Özdeşleşme, kişilik gelişiminde önemlidir. Asıl önemlisi, çocuğun özdeşleşeceği güvenilir figürleri yakın çevresinde bulabilmesidir. Kız çocukları için an­ne, erkek çocukları için ise baba, o güne kadar çocuk­la kurdukları ilişkinin güvenilirliği ve başarısı ölçüsün­de, çocuk tarafından özdeşleşmeye kabul ya da red görürler.Özdeşleşme figür yoksunluğu, kız çocukları için  ya erkeklerden ürken ya da onlara aşırı cinsellikle yaklaşan bir kişiliğin, erkek çocuklar için işe annesine bağımlı, üretken olamayan bir kişiliğin temellerini atar.


Doç.Dr.Sabiha Paktuna Keskin
Pediatrist, Pediatrik Nörolog
Uluslararası Tıp
Çocuk Beyin Hastalıkları 


]]>
<![CDATA[Sünnet için doğru zaman?]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/sunnet-icin-dogru-zaman
Uzmanlar sünnetin 2 yaşından önce ya da 4 yaşından sonra yapılması gerektiğini vurguluyorlar. Çünkü 2-4 yaş arasındaki çocuklar korkuya kapılıyorlar.

Ayrıca bu dönemdeki çocuk vücudu üzerinde yapılan her türlü işlemi “kendisini cezalandırmak için yapılıyor” şeklinde algılayabiliyor.

Sünnet, erkek çocukları için gerçekten hayatta bir dönüm noktasıdır. Penisin uç kısmını saran ( kabuklu kısım) tıp dilinde "prepisyum" denilen sünnet derisinin yaklaşık dörtte üçünün cerrahi yolla kesilip penisin ve idrar kanalının uç kısmının açığa çıkarılması işlemidir. Hekimler son yıllarda sünnetin erkek sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini vurgulamaktadırlar. Sünnet, Yahudi ve Müslüman toplumlarında dinsel bir zorunluluğun yerine getirilmesi şeklinde uygulanırken, sünnet derisinin ucundaki darlık, ve buna bağlı enfeksiyonu geliştiğinde tıbbi nedenlerle de sünnet yapılabilmektedir.

Acıbadem Hastanesi Bakırköy Üroloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Veli Yalçın da, sünnetin günümüz koşullarında erkeklerin sağlığına katkısı açısından değerlendirilmesinin önemine değiniyor.

Sünnet yaşı konusunda tartışmalar halen devam ediyorsa da, Prof. Dr. Veli Yalçın, operasyonun ilk 20 gün içinde veya 1. yılda yapılmasının çeşitli yararları olduğuna işaret ediyor. "Sünnet bu dönemde yapıldığında yara iyileşmesi hızlı oluyor. Özel bakıma gerek olmuyor. Özellikle doğum sonrasında hastanede yapılırsa enfeksiyon olmuyor. Bebeğin hastanede bakımı daha kolay oluyor. Aileye ve çocuğa sıkıntı vermiyor."

YENİ DOĞANLAR İÇİN...

Prof. Dr. Yalçın, yeni doğanların sünnet ettirilmesinde ailelerin duyduğu korku ve çekingenliği yersiz buluyor ve "Oysa sünnet bu dönemde lokal anestezi veya minimal genel anesteziyle yapılıyor. Bu yaşta çocukların ağrıyı duyma özelliği gelişmemiş oluyor" diyor.

3- 5 yaş arası sünnet mutlaka genel anestezi ile yapılmalı, lokal anestezi ile bu yaşta çocukların uyum göstermemesi ile ilgili psikolojik travmalar yaşanabilir veya bazı sünnet hatalarına sebebiyet verebilir. Çocuktaki psikolojik travmaya sünneti yapan kişileri, sünnet ortamını görmesi, bazı kişiler tarafından tutulup çekiştirmeleri ve kullanılacak aletleri görmesi neden olabilir. Bu yaşta çocuğun yarasına bakmak da pansuman uygulamak da zorlaşır. Sünneti daha sonra yaptırmak isteyen ailelere Prof .Dr. Yalçın, en uygun yaş aralığını 6-7 yaş olarak belirtiyor. Bunun nedeni algılama yeteneğinin gelişmesi, yapılacak işlemin çocuklara anlatıldığında kolay uyum sağlamalarıdır.

Doktorlar yapmalı …

Sünnet toplumumuzda daha çok "sünnetçi" olarak bilinen kişiler tarafından yapılıyor. İstatistiklere göre sünnetin yüzde 80’i sünnetçiler, yüzde 10’u din adamları, yüzde 7’si doktorlar tarafından yapılmaktadır. Günümüz koşullarında sünnet için uygun şartların neler olduğunu özetleyen Prof.Dr.Veli Yalçın: "Sünnet hijyenik ortamda özellikle hastanede yapılmalı ve penis anatomisi iyi bilinmelidir.En az bir hafta önceden çocuğun genital organları muayene edilmeli. Kanama hastalığı (örneğin hemofili) olup olmadığına bakılmalı, anatomik bozukluklar saptanmalıdır. Mümkünse ev ve düğün salonlarında toplu sünnetten kaçınılmalıdır.

Sünnet yapılırken, "çan yöntemi", "laser ya da koter" ve "cerrahi yöntem"in kullanıldığına değinen Prof. Dr. Yalçın, koter ve laser yönteminin deneyimsiz hekimlerce kullanıldığında tamiri mümkün olmayan hatalara yol açması nedeniyle yasaklandığını söylüyor. Sünnetin çocuğun anatomisine uygun, dikişli ve estetik ağırlığı olan bir operasyon olarak yapılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Veli Yalçın, sünnetin komplikasyonları arasında kanama, enfeksiyon, şekil bozuklukları, sünnet hataları (uygun olamayan dikiş materyaline bağlı) ve nedbe oluşumunu sayıyor.

Sünneti yapan hekimin 5-10 yıl sonra hastasını görmesi gere ktiğini vurgulayan Prof. Dr. Veli Yalçın, "Hastada ortaya çıkabilecek sorunların tedavisini sünnetini yapan hekimin daha iyi değerlendireceğine inanıyorum.Sünnetin erkekte ve daha ileriki yaşta kadın sağlığı üzerine etkileri vardır. Sünnet olan kişilerde azda olsa penis kanserine ve idrar yolu enfeksiyonlarına yakalanma riski daha azdır.Cinsel temasla hastalık bulaşması, rahim kanseri olasılıkları, ve erken boşalma sünnetsizlere göre daha azdır" diyor.

Hangi yaşta yapılmalı?

Sünnetin 2 yaşından önce ya da 4 yaşından sonra yapılmasını önemle vurgulayan Acıbadem Kadıköy Hastanesi Çocuk Cerrahi Uzmanı Dr. Mustafa Candan, 2-4 yaş arasındaki çocukların "babam pipimi yok ediyor" korkusuna kapıldıklarını belirtiyor. Freud’a göre bu yaş aralığında özellikle erkek çocuklar annelerine olan düşkünlükleri nedeniyle babalarını kendilerinin en büyük rakibi sayarlar ve bunun sonucu olarak babalarının kendilerine zarar vereceği korkusunu taşırlar. Pipisini kaybetme korkusu, bu dönemde özellikle lokal anestezi ile yapıldığında korkusunun gerçeğe dönüşmesi olarak algılanabilmektedir.

AĞRI KONTROLÜ İÇİN...

Yine bu dönem çocukları, "gereklilik" kavramını henüz yerleştiremediklerinden vücutları üzerinde yapılan her türlü işlemin onlara ceza verilmek amacıyla yapıldığı şeklinde algılanabilmektedir.Sünnetin genel anestezi ile yapılması gerektiği giderek yaygın kabul gören bir görüş olduğunu belirten Dr. Mustafa Candan : Bu sayede çocuklar işlem sırasındaki o büyük korkuyu yaşamamakta, dolayısıyla psikolojik etkilenmeleri en aza inmektedir. Genel anestezi sırasında işlem sonrası ağrı kontrolü için gereken daha kolay yapılmakta, hem uzun süre(3-5 saat) ağrısız dönem sağlanabilmekte hem de penisin kendisine enjeksiyon yapılmadığı için şişlik daha az olmaktadır" diyor.

Halk arasında "peygamber sünneti""olarak bilinen sağlık sorunu hakkında bilgi veren Dr. Mustafa Candan, bu durumu "idrar deliğinin penisin ucunda değil yanda ya da penis köküne yakın bir yerde olması" şeklinde tarif ediyor. Ayrıca bu durumda peniste eğrilik de olabileceğini söyleyen Dr. Candan, "Peygamber sünnetli olarak doğmuş bir çocuk asla sünnet ettirilmemeli, uygun yaşa gelince ameliyat edilmelidir.İdrar deliği penisin uç kısmına taşınıp eğrilik düzeltilmelidir" diyor. Bu çocuklarda penisin ucundaki deri idrar yolunun yapımında kullanılırken, operasyon sırasında çocuğun sünneti de yapılmış oluyor.

BUNLARA DİKKAT!

Sünnetin yapılmasından sonra bazı noktalara dikkat edilmesi önem taşıyor. Özellikle penisin uç kısmı ve diğer kısmında morarma olmaması, bu bölgenin bembeyaz bir renk almaması belirtiliyor.

Böyle bir durum ortaya çıkması halinde hemen hekime başvurulmasını öneren Dr. Mustafa Candan, şu belirtilere dikkati çekiyor: "Sızıntı şeklinde kanama varsa dikkatli olunmalı. Çocuğun çamaşır ya da bezine bulaşacak kadar kanama olmuşsa, aşırı şişkinlik, kızarıklık, ateş varsa ve hassasiyet bir gün sonra da devam ediyorsa hekime gidilmeli.

Sünnetin yararları

• Çocuk doğduğu gün ve sünnet olduğu gün arasındaki sürede gelişebilecek idrar yolu enfeksiyonlarından korunmuş oluyor

• Peniste gelişecek (gelişme olasılığı yüzde 1'in altında) penis kanseri riski azalıyor.

• Erkeğin sünnetli olması, partnerinin rahim kanseri riskini azaltıyor.

• Erken boşalma riskini azaltıp sünnetsizlere göre daha az görülmesini sağlıyor.

• Sünnet çocuğu kendi yaşıtlarıyla eşdeğer hale getiriyor. Toplumsal psikolojik baskılardan uzak tutuyor.

• Sünnetin bir düğün ile birleştirilmesi ailenin kaynaşmasını sağlıyor.

Kaynak: www.minikeller.com]]>
<![CDATA[Çocuklarda Kulak Ağrıları,Kulak Enfenksiyonları,Orta Kulak İltihabı ve Bitkisel Tedaviler]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/cocuklarda-kulak-agrilarikulak-enfenksiyonlariorta-kulak-iltihabi-ve-bitkisel-tedaviler
Orta kulak iltihabı burun ve boğazdaki iltihabın östaki borusu vasıtasıyla orta ku­lağa kadar ilerlemesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Östaki borusu bebeklerde ve çocuklarda oldukça kısadır. Bu nedenle çok kolay tıkanabilir ve enfeksiyon bir an­da orta kulağa ulaşabilir. Kulak enfeksiyonu ağrıya neden olur, kulaktaki basınç ku­lak zarını etkileyebilir. Bu durum sonucunda kulak akıntısı görülebilir. Bu klinik tabloya ateş ve boğaz ağrısı da eşlik edebilir. Çocuklar diş çıkardığında ya da sinü­zit olduğunda da kulak ağrısından şikâyet edebilir.

Kulak ağrısı için önerilen modern tıp tedavileri

Antibiyotik ve asetaminofen tedavisi genellikle etkilidir ancak birkaç hafta boyun­ca ses kaybı yaşanabilir. Kulakta yer alan kir ve akıntılar tamamen temizlendiğin­de, işitme fonksiyonu eski haline gelir.

Doğal sağlık tedavileri:

■Çocuğunuzun kulağından akıntı gelirse, paniğe kapılmayın. Kulak zarında meyda­na gelen delinme vakası, enfeksiyona neden olabilir, belirli bir süreliğine işitme kaybına yol açabilir. Birçok çocuk kendisini hemen toparlar ve iyileşir. Kulakta bi­riken kirin temizlenmesi de çocuklarda büyük bir rahatlamaya neden olur. Birçok uzman kulak akıntısının sağlığa işaret eden bir belirti olduğunu düşünmektedir. Kulağa yerleştirilen kulak aletleri kulak zarının delinmesine neden olabilir. Bu tür delikler ve yırtılmalar kendiliğinden iyileşmektedir. Çok gerek olmadıkça, antibi­yotik kullanımına başlamayın.
■ Kranyal osteopati kulak ağrılarının tedavisinde oldukça etkilidir. Uzmanlar kafatasına yumuşak ve nazik dokunuşlarla masaj yaparlar. Kronik kulak en­feksiyonu ve zamklı kulak vakaları çok az bir süre içinde uygulanan doğal te­davilerle iyileşmektedir.
■ Çocuğunuzun kulak enfeksiyonu kronik bir hal almışsa, beslenme planını gözden geçirin. Özellikle de grip ve soğuk algınlığının sıkça yaşandığı dönem­lerde, sütü çocuğunuzun beslenme programından çıkarın. C vitamini ve çin­ko içeren gıda maddelerine yer verin. Bu şekilde çocuğunuzun bağışıklık sis­temini güçlendirmiş olursunuz.
■ Ekinezya, altınmühür (goldenseal) ve geven (astragalus) bitkileri, grip ve so­ğuk algınlığının sıkça yaşandığı dönemlerde haftada 2-3 kere kullanılabilir. Bu bitkilerden nasıl yararlanmanız gerektiği konusunu sağlık uzmanınızla görü­şün. Bu bitkiler hastalık-savar bitkilerdir. Ekinezya ve altınmühür bitkileri ba­ğışıklık sistemini harekete geçirerek, enfeksiyon oluşumunu önler. Geven içe­riğindeki zengin mineraller sayesinde vücut direncini artırır.
■ Buz torbası hazırlayın ve torbayı bir bezin/havlunun içine sarın. Hazırladığınız buz paketini çocuğunuzun kulağına koyun. Bu şekilde kulakta oluşabilecek tıkan­maları önlemiş olursunuz. Sıcak tatbikler, kulak ağrısı çeken bir çocuğun kendisi­ni daha iyi hissetmesini sağlar ancak enfeksiyonu ve tıkanmayı daha da artırır.
■ Papatya çayı ağrıyı dindirir ve çocuğunuzun kendisini daha iyi hissetmesini
sağlar.
■ Bir parça pamuğu sarımsak yağının içine batırın. Bu pamuğu kullanarak çocu­ğunuzun kulaklarını temizleyin. Bu şekilde, enfeksiyonu hafifletmiş olursunuz.
■ Kronik kulak ağrıları için uygulanan homeopati tedavileri uzun bir sürece yayılmalıdır. Akut enfeksiyonlar için aşağıdaki önerilerimizi uygulayabilirsiniz: “Hepar sulf.” adlı madde boğaz ağrısına eşlik eden kulak ağrıları için ve vü­cudu soğuk olan çocuklar için kullanılabilir. Kulak zarı patlayacakmış gibi hisseden ve ağlayan çocuklar için rüzgârgülü bitkisi kullanılabilir.
■ Bir anda ortaya çıkan kulak ağrıları için bıldırcın otu kullanılabilir.
Ağrıyan kulağın kızarması ve yanma hissinin duyulması durumunda güzelavrat otu kullanılabilir. Bu ot ateşli çocuklar için de kullanılabilir.

■Yutkununca artan kulak ağrıları için ve sakinleştirilemeyen çocuklar için papatya çayı kullanılabilir.
■ Ağrıyan kulağın altındaki bölgeye Bach çiçek kremi sürebilirsiniz. Bu şekilde çocuğunuzu rahatlatmış ve kısmen de olsa enfeksiyonu azaltmış olursunuz. Kaya gülü (rock rose) bitkisi de çocuğunuzun yaşadığı paniğe iyi gelecektir. Zeytinin canlandırıcı bir etkisi bulunmaktadır.
■ Bir pamuğun üzerine birkaç damla lavanta yağı damlatın ve bu pamuğu çocu­ğunuzun kulağına sürün. Lavanta yağı, dış kulak iltihabı yaşayan çocuklar için oldukça etkilidir. Sığırkuyruğu otu (mullein) yağım ya da lavanta yağını seyreltici bir yağ ile seyrelterek, elde ettiğiniz karışımla çocuğunuzun boyun bölge­sine masaj yapın.
■ Hamamelis adlı bitkinin yağını bir çay kaşığı sarı kantaron otu yağı ile karıştı­rın; elde ettiğiniz karışım ile çocuğunuzun kulağını silin. Çocuğunuzun kula­ğında bir rahatlama hissi başlayana kadar, bu tedaviye devam edebilirsiniz. Bu şekilde ağrıyı ve iltihaplanmayı dindirmiş olursunuz.

Faydalı terapiler
Homeopati, herbalizm, kranyal osteopati (kronik kulak iltihabı için), refleksoloji, aromaterapi, Ayurveda, besin terapileri.]]>
<![CDATA[Çocuklarda Alerji]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/cocuklarda-alerji
Alerjik hastalıklar, nedenleri ve klinik özellikleri açısından çok çeşitli­dir; vücudun yalnızca bir sistemini (solunum, sindirim, deri vb) etkileyen bölgesel tipleri olduğu gibi, birden çok sistemi etkileyen yaygın tipleri de var­dır. Kolaylıkla ortaya konabilecek ne­denlere (ilaçlar, besinler, çiçektozu vb) ya da yapısal etkenlere bağlı ola­rak gelişebildiği gibi bilinmeyen bir nedene ya da psikolojik duruma da bağlı olabilir. Alerji bazen yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkar. Bu nedenle ko­laylaştırıcı etkenlerle karşılaştığında alerji gelişme tehlikesi yüksek olan çocukların önceden saptanması çok önemlidir.
Alerji tanısı zamanında koyulursa iyileşme olasılığı yüksektir; yeterli ve doğru tedaviyle hastalığın ağırlaşması önlenebilir.

KALITIM
Alerjilerde kalıtsal bir yatkınlığın söz konusu olduğu artık kesinlikle bilin­mektedir. Son araştırmalar çocukta alerji olasılığı açısından şöyle bir tablo ortaya koymuştur:
• Anne ve baba alerjikse yüzde 47;
• anne babadan yalnız biri alerjikse yüzde 29;
• anne babanın ikisi de alerjik değü! yüzde 13.
Günümüzde bazı özel inceleme yöntemleriyle kalıtsal özellikler saptanan alerji tehlikesi belirlenebilmektedir.
Alerjiye yatkınlık tek bir alerjik hastalıkla İlgili olarak değil, genel anlamlı kullanılan bir kavramdır. Bir başka dyişle anne ya da babada besin alerjisi o duğu halde çocukta başka bir aleni hastalık, örneğin saman nezlesi ortaya çıkabilir. Yani kalıtımla geçen yalnızca yatkınlıktır ve çocuk doğduğunda yalnızca alerjik bir hastalığa yakalanma eğilimini taşır. Hastalığın ortaya çıkması içinse bazı kolaylaştırıcı etkenleri bulunması gerekir.

KOLAYLAŞTIRICI ETKENLER

Yenidoğanın erken doğmuş (prematü­re) olması: Alerjiyi kolaylaştıran en önemli etkendir. Özellikle* sindirim ka­nalının tam gelişmemiş olması çok önemlidir; böylece besinlerle gelen sin­dirilmemiş proteinler emilerek kana ge­çer. Bu yüzden alerji tepkimesine neden olabilen balık ve yumurtanın erken do­ğan çocuklara daha geç verilmesi gere­kir. İnek sütüyle beslenmenin de alerjiye yol açtığı belirlenmiştir.
Virüs enfeksiyonları: Sütçocuğunda virüs kökenli bronşit çoğu kez astıma benzer bir klinik tabloyla ortaya çıkar. Virüse bağlı bronş iltihaplarının ardın­dan astım gelişen çocuklara da sık rast­lanır.
Gebelik sırasında annenin beslen­mesi: ‘Annenin alerjik duyarlılık yaptığı kabul edilen çilek, kabuklu deniz ürün­leri gibi besinleri yemesinin dölütte de alerjik duyarlılığa yol açabileceği düşü­nülmektedir.
Doğum ayı: Bazı araştırmalar ilkba­har ve sonbaharda doğan bebeklerde çiçektozlanna karşı alerjinin (saman nez­lesi) daha erken ve güçlü biçimde orta­ya çıktığını göstermektedir.
Ortam: Memeden erken kesilen, alerjik maddelerin (toz, hayvan kılı, çi­çektozu vb) bol bulunduğu, hava kirlili­ğinin yüksek olduğu yerlerde yaşayan ve çevresinde sigara içilen çocuklarda alerji oram daha yüksektir.


ALERJİK ÇOCUĞUN GELECEĞİ
Bebeklik çağında astıma yakalananla­rın büyük bölümü ergenlik döneminde iyileşir. Bazı olgularda ise astım, iyi te­davi edilse bile erişkin yaşta da sürer ve tüm yaşamı etkiler. Alerjik çocuğa küçük yaşlardan güven duygusu aşıla­yıp bedensel ye zihinsel yeteneklerinin bilincine varması sağlanmalıdır; yaşam boyu sürebilecek olan bu hastalık bir dert kaynağı olarak görülmemeli ve ço­cuğa, kendisini fazla kısıtlamadan bu hastalıkla nasıl yaşayacağı öğretilmeli­dir. Oyun ya da spor seçiminde yasak­lar koymak yerine, daha dikkatli olması önerilmelidir.

Kentte yaşayanlar için meslek seçi­mi olanakları daha geniştir. Ama fırın­cılık, hayvansal ürünlerle ilişkili işler (dericilik, kürkçülük vb), tozlu ortam­larda çalışmayı gerektiren işler (maran­gozluk, halıcılık vb), aynca tekstil, kimya ve metalürji sanayilerinde çalış­ma önerilmez. Alerjik kişilerin nemli ve hava kirliliğinin yoğun olduğu böl­gelerde çalışmaktan ve yaşamaktan da , kaçınmaları gerekir. Ama alerjik ve as­tımlı kişileri yalnızca büro işi yapmaya zorlamak da doğru değildir. Sanayide kullanılan yöntemlerin giderek geliş­mesi, çalışma ortamlarının bakım ve te­mizliğinde sağlanan ilerlemeler seçe­nekleri genişletmektedir.

Alerjik çocuğun yaşadığı ortamlarda uyulması gereken kurallar

• Evdeki tozların alerji yapma olasılığı yüksektir. Yünlü (halılar, örtüler vb), pazen (pijama, gecelik vb) ya da kadife (perde, koltuk döşemesi vb) kumaşların, hayvansal ya da bitkisel kökenli malzemeden oyuncakların, güneşlik gibi çok toz tutan eşyanın kullanımı en aza indirilerek evde toz birikmesi önlenebilir.
• Odanın her gün nemli bir bezle tozunun alınması ve haftada bir iyice temiz­lenmesi gerekir.
• Vantilatörler genellikle çevreye toz ve küf yayılmasına neden olduğundan kullamlmamalıdir. Çocuğun alerjisi çiçektozlarının solunmasından kaynaklanı­yorsa, havada çiçektozu bulunan mevsimlerde odanın pencereleri kapalı tutul­malıdır. Bu durumda klima kullanılması yararlıdır, ama filtreleri iyi temizlen­meli ve sık sık dsğiştirümelidir. Kurak İklimli bölgelerde ve kışın kaloriferli apartmanlarda havayı nemlendirecek bir aygıt kullanılmalı, ama nem oranının yüzde 4O’ı aşması önlenmelidir.
• Alerjik çocuğun odasında palto, kürk gibi eşya bulundurulmamalıdır.
• Çocuk kiler ve tavanarası gibi tozlu yerlerden uzak tutulmalıdır]]>
<![CDATA[Çocuklarda 'Soğuk Algınlığı' ve tedavileri]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/cocuklarda-soguk-alginligi-ve-tedavileri


Bu has­talığı oluşturan 200 kadar çeşitli virüs var­dır. Bahar aylarında ufak salgınlara bile neden olabilir. Bu zamanlarda kalabalık­lardan sakınmalıdır. Koruyucu olarak aşı yapılabilir, C vitamini alınabilir. Aşı olarak influenza virüsüne karşı hazırlanmış bivalan aşılar bulunmaktadır. Viral enfeksiyon­lara karşı direnç sağlamak için vücudun meydana getirdiği ve interferon adı veri­len proteinler henüz tedavi alanına girme­miştir.



Antibiotikler virüslere karşı etkili olmadığından soğuk algınlığında kullanmak doğ­ru değildir. Burun akıntısı fazla olanlarda antihistaminikli burun damlaları (Triaminic) ve drajeler, ateş ve öksürüğe karşı aminopirin, fenasetin, kodein (Coryban-D, Cor-sal, llvico) kafein ve antihistaminikli ilaç­lar alınmalı ve istirahat etmelidir.



Soğuk algınlığı, üst solunum yollarında virüs türü mikropların neden olduğu bulaşıcı bir enfeksiyondur. 200′den fazla virüsün, soğuk algınlığına neden olduğu bilinmektedir. Bu virüsler el teması ile, hapşırma ile ya da öpücük ile insandan insana geçebilir.



Soğuk algınlığının ilk belirtileri burun akıntısı ve hapşırıktır. Başlangıçta su gibi olan burun akıntısı, bir süre sonra sarı-yeşil renkli, koyu bir kıvam alır. Çocuklarda boğaz ağrısı, öksürük, baş ağrısı, ateş, halsizlik, kas ağrıları ve iştahsızlık da görülebilir. Soğuk algınlığı geçiren bir bebeğin ya da çocuğun ateşi 39 dereceye kadar çıkabilir. Soğuk algınlığının kuluçka devresi 1-3 gündür. Bazı vakalarda, soğuk algınlığı 3-10 gün devam edebilir.



Modern tıp biliminde, antihistamin türü ilaçlar, üst solunum yollarını rahatlatan ilaçlar, öksürük şurubu, istirahat ve bol sıvı tüketimi önerilmektedir. Aspirin sadece çok ağır soğuk algınlığı vakalarında tavsiye edilmektedir. Hafif soğuk algınlığı vakalarında aspirin kullanılmamaktadır çünkü aspirin viral durumu daha çok alevlendirir ve hastalığı daha bulaşıcı bir hale getirir. Aşı etkili bir çözüm değildir çünkü gün geçtikçe (daha fazla) sayıda yeni virüsler ortaya çıkmaktadır.



Yapılan bir çalışma, interferonun (virüs saldırısına uğrayan hayvan hücreleri tarafından üretilen, enfeksiyonlarla mücadele eden bir enzim çeşidinin üretimi için sağlıklı hücreleri uyaran hücreler arası sıvıya ya da kana karışan bir tür protein) soğuk algınlığının yayılmasını önlediğini ve tehlikeli vakaları hafiflettiğim göstermiştir. 1998 yılında deneme aşamasına geçen “R61837″ adlı bir ilacın, özellikle de burnu etkileyen virüslere maruz kalan insanların, soğuk algınlığına yakalanmasını önlediği belirtilmiştir.



Küçük çocuklar (bağışıklık sistemlerinin tam olarak gelişmiş olmaması nedeniyle) büyüklerden daha fazla soğuk algınlığı ve grip riskine maruz kalmaktadır. Çocuğunuz karşılaştığı her hasta insandan soğuk algınlığı virüsü kaparsa, hiç şaşırmayın. Burun akıntısı, baş ağrısı ve (bazen) öksürük soğuk algınlığının en belirgin belirtileridir. Hafif ateş ile birlikte genel bir vücut yorgunluğu da hissedilebilir.



Soğuk Algınlığı için önerilen modern tıp tedavileri:



Doktorunuz “asetaminofen” türü ilaçlar kullanarak çocuğunuzun ateşini düşürebilir. Soğuk algınlığı esnasında enfeksiyon vakası yaşanırsa antibiyotik kullanımına başlanır.



Doğal sağlık tedavileri:



• Soğuk algınlığı sürekli nüksediyorsa, uzun vadeli olarak uygulanması gereken bir homeopatik tedavi programına başlayabilirsiniz. Kısa vadeli olarak alınabilecek bazı önlemler şöyledir:

• Çocuğunuz dışarı çıktıktan hemen sonra soğuk algınlığı belirtilerini yaşamaya başladıysa, soğuk algınlığının ilk günlerinde bıldırcın otu kuMulabilir.

• Yüksek ateş ve aşırı susuzluk durumunda güzelavrat otu kullanılabilir.

• Burun ve geniz akıntısına neden olan soğuk algınlığı vakaları için özel bir homeopati maddesi olan “Nat. Mur.”u kullanabilirsiniz.

• Balgama neden olan soğuk algınlığı vakaları için “Kali. Mur.” adlı homeopatik madde kullanılabilir.

• Ateşe neden olan soğuk algınlığı vakaları için “Ferr. Phos.” adlı maddenin kullanımı uygundur.

• Sürekli nükseden ve akıntıya neden olan soğuk algınlığı vakaları için “arsenik” maddesi tercih edilebilir.

• Kalın ve sarı renkli akıntılar için kullanılan rüzgârgülü bitkisi soğuk algınlığı nedeniyle huzursuzluk yaşayan çocuklar için de kullanılabilir.

• Kulak ağrısı çeken, boyundaki lenf bölgesi şişen çocuklar için özel bir homeopati maddesi olan “Merkür” kullanılabilir.

• Bach çiçek esansları ile hazırlanan özel kremleri çocuğunuzun göğüs bölgesine sürün ve bu bölgeye masaj yapın.

• Zeytin çiçeği esansı yorgunluğa iyi gelir.

• “Altın mühür” adı ile bilinen bitki ve andız otu kronik soğuk algınlığına iyi gelir, akciğerler ve üst solunum yolunda bulunan mukusu temizler.

• Yoncadan elde edilen bitki çayı içildiğinde vücuttaki balgam temizlenir. Nane solunum yollarını açar, ateşi düşürür.

• Papatya çocuğunuzu rahatlatır ve iyi uyumasını sağlar. Papatyanın antiseptik bir özelliği vardır, vücudu enfeksiyonlardan korur, ateşi düşürür.

• Ekinezya gibi şifalı bitkiler bağışıklık sistemini güçlendirir. Soğuk algınlığı süresince kullanılan ekinezya hastalığın sonrasında da kullanılırsa, enfeksiyonun nüksetmesini önler, vücudun direnç kazanmasını sağlar.

• Bir leğene kaynar su doldurun ve suya tarçın yağı ilave edin. Çocuğunuzun bu leğene doğru eğilmesini sağlayın ve başının üzerine bir havlu örtün. Havluyu çadır haline getirerek, çocuğunuzun baş kısmını tamamen örtmesini sağlayın. Çocuğunuzun buharlaşan havayı 4-5 dakika içine çekmesini sağlayın. Çocuğunuz bu işlemi sürdüremeyecek kadar küçükse, tarçını banyo lavabosuna koyun ve üstüne kaynar su dökün. Banyo kapısını sıkıca kapatın ve çocuğunuzun içeride buharlaşan havayı teneffüs etmesini sağlayın.

• Çocuğunuzun banyo suyuna birkaç damla lavanta yağı ya da çay ağacı yağı ilave edin. Solunum yollarının açıldığını göreceksiniz.

• Siyah Frenk üzümü çayı balgam söktürür, enfeksiyonları tedavi eder.

• Kanın temizlenmesi ve balgamın giderilmesi için taze sarımsak ve soğan tüketin. Sarımsak doğal bir antibiyotiktir, bağışıklık sistemini kamçılar.



Faydalı terapilerHomeopati, akupunktur, geleneksel Çin terapileri, refleksoioji, ^esin terapileri, herbalizm.



Evde yapabilecekleriniz:



Soğuk algınlığı sonrasında, çocuğunuzun bağışıklık sistemini güçlendirecek önlemler alın.



Kaynak : genelsaglikbilgileri.com]]>
<![CDATA[Çocuklarda 'KRUP' hastalığı]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/cocuklarda-krup-hastaligi


Öksürük, köpek havlaması şeklindedir. Krup, ses tellerini tutan virüslerin neden olduğu bir tür enfeksiyondur. Nefes alan ya da ağlayan çocukta ıslık şeklinde ses­ler duyulabilir. Gırtlakta şişmeler oluşur ve solunum yolları tıkanır. Çocuk solu­num güçlüğü çekerek paniğe kapılır.



Krup hastalığı için önerilen modern tıp tedavileri:



Buhar banyosu önerilir. Hastalığa neden olan etken bakteri ise, antibiyotik kullanımı­na başlanır. Antienflamatuar etkisi olan asetaminofen hapları da kullanılabilir.



Doğal sağlık tedavileri:



■ Lobelya ve homeopati literatürüne “black cohosh” adıyla geçen yılan otu adlı bitki spazmı dindirir, balgamı tedavi eder ve akciğerleri temizler.

■ Yaban kirazı spazmı giderir, balgama iyi gelir.

■ Lavanta ve papatya çiçeklerini kaynar su dolu bir leğenin içine karıştırın. Ço­cuğunuzun leğenden çıkan havayı teneffüs etmesini sağlayın.

■ Papatya, kedi annesi ve yaban kirazı bitkilerini demleyin. Çocuğunuza gece yatmadan önce ya da hastalığı yoğun olarak yaşadığı anlarda bu karışımdan azar azar içirebilirsiniz.

■ Çocuğunuza kekik ve okaliptüs yağlarını kullanarak ayak banyosu yaptırabi-* lirsiniz.

■ Homeopati tedavileri oldukça etkilidir:

■ Hastalığın nöbetler halinde görüldüğü anlarda her 20 dakikada bir deniz süngeri kullanabilirsiniz. Deniz süngerini nasıl elde edebileceğiniz ve nasıl kullanabileceğiniz konusundaki bilgileri homeopati uzmaojnızdan elde edebilirsiniz.

■ Soğuk su isteyen ve su tüketiminden sonra kusan çocuklar için “fosfor” maddesi kullanılabilir.

■ Derinden gelen, at hırıltısına benzeyen öksürük vakaları için “drosera” ad­lı bitkiyi kullanabilirsiniz.

■ Bach çiçek esansları çocuğunuzu rahatlatır ve nefes almasını kolaylaştırır. Ço­cuğunuzun sırtını ve göğüs bölgesini Bach çiçek kremi ile ovabilirsiniz.

■ Kaya gülü (rock rose) adlı bitki korkup paniğe kapılan çocuklar için kullanıla­bilir. Çocuğunuz öksürük nedeniyle aşırı bir şekilde yorulduysa, zeytin işe ya­rayacaktır.

■ Okaliptüs, lavanta, çam, tarçın, papatya ve kekik yağlarını karışım haline geti­rin. Elde ettiğiniz karışımı buharlaştırıcı bir tüpe (inhalatöre) koyun ya da ayak banyosu için kullandığınız suya ilave edin.

■ Birkaç damla okaliptüs ya da lavanta yağı damlattığınız mendili çocuğunuzun yatağının yanında bir yere koyun. Bu yağlar çocuğunuzun nefes almasını ko­laylaştırır.

■ Birkaç damla lavanta yağını birkaç damla zeytin yağı ile karıştırın. Elde ettiği­niz karışımı, çocuğunuzun göğüs ve sırt bölgesine yaptığınız masajlarda kul­lanabilirsiniz.

■ Bal ve limon karışımı ile hazırladığınız sıcak içecek çocuğunuzda görülen be­lirtilerin hafiflemesini sağlayacaktır. Balın içindeki antibakteriyei özellik, bak­teriler nedeniyle ortaya çıkan krup vakalarının tedavisinde kullanılabilir.



Faydalı terapiler:



Geleneksel Çin terapileri, homeopati, aromaterapi, akupunktur, herbaîizm.



Evde yapabilecekleriniz:



■ Çocuğunuzun, bir leğenin içine doldurduğunuz sıcak suyu teneffüs etmesini sağlayın. Bu sırada çocuğunuzun başını bir havlu yardımıyla örtebilirsiniz. Çocuğunuz bu tavsiyemizi uygulamayı reddediyorsa, banyoya gidin ve tüm sı­cak su musluklarını açın. Banyonun buharla dolmasını sağlayın. Çocuğunu­zun banyodaki buharı teneffüs etmesi de işe yarayacaktır.

■ Çocuğunuzun baş kısmını ya da vücudunun üst kısmını bir yastık yardımıyla yükseltin. Bu şekilde soluk alıp vermesini de kolaylaştırmış olursunuz.



Uyarı: Çocuğunuz morarırsa, acilen doktor çağırın.



kAYNAK : genelsaglikbilgileri.com]]>
<![CDATA[Çocuklarda Şeker Hastalığı]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/cocuklarda-seker-hastaligi
Diyabet kız çocuklarında da erkek çocuklarında da görülebilir. Tip 1 diyabet bağışıklık sistemi hastalığı olarak sınıflandırılmaktadır. Tip 1 diyabet, belirtileri görülmeden çok uzun bir süre önce ortaya çıkmaktadır.

Çocuklarda görülen diyabet bebeklik döneminde ya da çocukluk döneminin ilk safhalarında başlar; ancak belirtiler çocukluk döneminin sonlarına doğru ortaya çıkar. Diyabetin belirtileri arasında yorgunluk, aşırı susuzluk, sık sık tuvalete çıkma, altına kaçırma, iştah kaybı, kilo kaybı, deri enfeksiyonları, ağız etrafında yaralar; çok ileri safhalarda bulantı, kusma ve karın ağrısı yer almaktadır.

Şeker hastalığı için öneriien modern tıp tedavileri:

Şeker hastası çocuklara diyet ve insülin tedavisi önerilmektedir. Hastalığın teşhisinden sonra geçen bir yıl içinde, çocuğunuzun insülin ihtiyacının çok az olduğunu gözlemleyebilirsiniz. İnsülin karından ya da kalçadan yapılarf enjeksiyonla vücuda verilir. Uygun görülen başka noktalardan da iğne vurulabilir.

Doğal sağlık tedavileri:

- Homeopati alanında uygulanan tedaviler dengeleyici bir özelliğe sahiptir. Homeopati tedavileri modern tıp tedavilerini destekleyici bir rol oynayabilir. Bazı şeker hastalları sadece homeopati tedavisi görmektedir. Homeopati uzmanınız sertifikası Sağlık Bakaniığı’nca onaylanmış bir uzman olmalıdır.
- Bira mayası “krom” içermektedir. Krom kan şekeri düzeyini ve metabolizmayı dengeli bir hale getirir. Bir çay kaşığı bira mayası şeker hastası çocukların yemeklerinin içine ilave edilebilir.
- Sarımsak ve soğan kan şekeri seviyesini düşürür. Çocuğunuza sarımsak tabletleri verebilirsiniz, bu tabletlerden günde bir kere kullanabilirsiniz.
- Ayurveda uzmanlar kandaki glükoz oranını dengelemek üzere özel terapiler uygulayabilir. Bu özel terapilerde şifalı bitkiler ve otlar da kullanılabilir. Ayurveda terapilerinde olumlu sonuçlar alınabilir.
- ”Krom pikolinat” şeker hastalığı tedavisinde kullanılmakta ve olumlu sonuçlar vermektedir. Klinik ortamda yapıları test çalışmalarında bu maddenin başarılı sonuçlar verdiği kanıtlanmıştır. Bu madde kandaki şeker miktarı üzerinde çok büyük bir etkiye sahiptir, bu nedenle doktor tavsiyesi almadan, deneyimli bir besin terapistinin uygulaması olmadan bu maddeyi asla kendi başınıza kullanmayın.
- Dihidropiandrosteron (DHEA) adlı hormon şeker hastalığını önleyebilir. Dihidropiandrosteron hormonu tedavisi için deneyimli bir besin terapistine başvurabilirsiniz.

Faydalı terapiler

Akupunktur, besin terapisi, geleneksel Çin terapileri, herbalizm, homeopati, Ayurveda

Evde yapabilecekleriniz

- Çocuğunuz uygun bir yaşa geldiğinde, kan şekerini ölçmeyi öğretin.
- Çocuğunuz uygun bir yaşa (9 yaşına) geldiğinde, vücuduna insülin enjekte etmeyi öğretin.
- Kan şekerinin düşmesi ihtimaline karşı, elinizin altında şeker bulundurun.
- Çocuğunuzun öğretmenine, hipoglisemi ve hiperglisemi hastalıklarının belirtilerini anlatın. Bu gibi durumlarda neler yapılması gerektiğini dile getirin.
- Çocuğunuza lif ve karbonhidrat yönünden zengin gıda maddeleri»verin. Çocuğunuz egzersiz yapmaya başlamadan önce, bir dilim ekmek, meyve suyu ya da karbonhidrat içeren bir gıda maddesi tüketmelidir. Çocuğunuzda günde 3 ana öğün, 2-3 ara öğün planı hazırlayabilirsiniz

Kaynak: genelsaglikbilgileri.com]]>
<![CDATA[Çocuklarda astım]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/cocuklarda-astim <![CDATA[Psikolog mu, psikiyatr mı?]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-psikolojisi/cId/psikolog-mu-psikiyatr-mi
Depresyona mı girdiniz, çok sevdiğiniz bir yakınınızı mı kaybettiniz, tikiniz mi veya takıntınız mı var? Yaşamdan zevk mi alamıyorsunuz ya da cinsel sorunlar mı yaşıyorsunuz? Tanı ve tedavi için gitmeniz gereken doğru adres psikiyatrist mi, psikolog mu olmalı?

Türkiye Psikiyatri Derneği, ruhsal sorunlarla ilgili her türlü teşhisin konulması, tedavi planlaması, uygun görülen psikoterapinin uygulanmasının tamamen psikiyatri uzmanlarının sorumluluğu ve yetkisinde olduğunu belirtirken, Türk Psikologlar Derneği bunun, mevcut yasadaki bir boşluktan kaynaklandığını ifade ediyor.

Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Doç. Dr. Doğan Yeşilbursa, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'de "psikolog" ile "psikiyatrist" kavramlarının aynı anlamda kullanıldığını ancak ikisinin eğitimlerinin farklı olduğunu söyledi.

Ruh sağlığı hizmetinin, psikiyatri hekimi, pratisyen hekim/aile hekimi, psikolog/klinik psikolog, psikiyatri hemşiresi, sosyal hizmet uzmanı ve danışmanları kapsayacak şekilde bir ekip çalışması içerisindeyürütüldüğünü vurgulayan Yeşilbursa, psikiyatri uzmanının, ruhsal rahatsızlıkların tanınması, önlenmesi, tedavi edilmesi ve rehabilitasyonunda çalışan tıp fakültesi mezunu ve 4 yıllık psikiyatri ihtisasını tamamladığını belirtti.

PSİKOLOGLAR TANI KOYAMAZ

Yeşilbursa, "Ruhsal sorunlarla ilgili her türlü teşhisi koymak, tedaviyi planlamak, ilaç ve diğer tedavi yöntemlerinin yanı sıra, uygun görülen psikoterapiyi uygulamak da tamamen psikiyatri uzmanlarının sorumluluğu ve yetkisi içinde yer alıyor. Başka hiçbir meslek grubunun, bu uygulamaları bağımsız olarak yapma yetkisi bulunmuyor. Yasalar ile bu yetki sadece psikiyatri hekimlerine veriliyor" dedi.

Psikolog/Klinik Psikologlar da Fen-Edebiyat fakültelerinde sosyal bilimlerin bir dalı olan psikoloji bölümünden 4 yıllık eğitimin ardından mezun olanlardan oluşuyor ve "psikolog" olarak tanımlanıyor. Psikologlar, lisans eğitimleri üzerine klinik psikoloji konusunda yüksek lisans yaptıkları takdirde klinik psikolog olabiliyor. "Psikologlar, olağan koşullarda psikiyatri hekimi ile birlikte çalışabiliyor, gerekli psikometrik testleri hastalara uygulayabiliyor ve sonuçta psikiyatri hekiminin tanı koymasına ve tedavi etmesine yardımcı olabiliyor. Psikologların tek başlarına tanı koyma ve tedavi etme yetkisi bulunmuyor. Ancak klinik psikologlar, özeleğitimlerden geçerek belirli terapi yöntemleri konusunda yetkinlik kazandıklarında, psikiyatri hekimi sorumluluğunda, onun önerisi ve yönlendirmesiyle psikoterapi yapabiliyor. Klinik psikologlar da psikologlar gibi tanı koyamıyor ve ilaç tedavisi öneremiyor."

DEPRESYON TEDAVİSİ PSİKİYATRİNİN ALANINDA

Depresyon, kaygı bozukluğu, panik bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, sosyal fobi, travma sonrası stres bozukluğu, manik depresif bozukluk, bipolar bozukluk, şizofreni, alkol-madde bağımlılığı, cinsel işlev bozuklukları, kişilik bozuklukları, yeme bozuklukları, histeri-konversiyon, hipokondriazis, tikler, yaşlılık psikiyatrisi-demans (bunama), uzun süren yas, dürtü kontrol bozuklukları psikiyatrinin ilgi alanları arasında yer alıyor.

Çocuk ve Ergen Psikiyatri ise çocukluk ve ergenlik döneminde görülen psikiyatrik hastalıklar ve ruhsal değerlendirme ve tedaviler ile ilgileniyor, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, altını ıslatma, çocukluk çağı ruhsal sorunları, ergenlik sorunları, ergenlik dönemi ruhsal sorunları, yaygın gelişimsel bozukluklar gibi alanlara bakıyor.]]>
<![CDATA[Hamilelikte baba ne hisseder?]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/aile-ve-cocuk/cId/hamilelikte-baba-ne-hisseder
Yapılmış çalışmaların pek çoğu fetusu taşıyan o olmamakla birlikte ‘gebe’ babalar uterine odaklanmıştır. Çünkü babalar da gebe kadınların sergilediği belirtilerin birçoğunu aslında yaşarlar. Pudra.com olarak bu kez de babaların hem hamilelik süresince, hem de doğum sonrasındaki psikolojilerine değindik.

Terk edilmişlik duygusu

Kuşaklar değiştikçe üreme sürecine erkeğin katılması, yalnızca spermin yumurtayı döllemesiyle sınırlı kalmamaktadır. Babalar gebeliğe ve doğuma uzaktan bakmaktayken, günümüzün yadsınamayacak gerçeği bu durumda kaydedilen değişikliklerdir. Sosyal eğitim, gebeliğin kadının bedeninde oluştuğu gerçeğini değiştirmemiştir. Babaların bu nedenle kendilerini terk edilmiş, bırakılmış hissetmelerini, hatta eşlerine yönelik kıskançlık geliştirmeleri de engelleyememiştir.

Bu durumdan bazen kadınlar, bazen de erkekler sorumludur. Öte yandan babanın gücenme duygusunun henüz oluşmadan çözümlenmesi gerekir. Sizin için bunu gerçekleştirmenin en iyi yolu eşinizin gebeliği sırasında doğum uzmanıyla eşinizin görüştüğü sıklıkta görüşmek, önemli doktor ziyaretlerine ve doğum öncesi testlere onunla birlikte katılmaktır. Aynı zamanda siz de gebelik hakkında okuyabilir, bol bilgi sahibi olmaya çalışabilir, bebeğinizle anne karnındayken bile iletişim kurabilir, onun için alışveriş yapabilirsiniz.

Cinsellikten korku

Gebelik ilerledikçe cinsel isteğim önemli bir sorunla karşılaştığı doğrudur. Bu konuda aklınızı yormanıza gerek yoktur. Birleşme sırasında ne bebek, ne de anne sıkıntılı bir babanın sels yapması nedeniyle incinir (Bir sorun çıkması çok düşük bir olasılıktır). Hamilelikte güvenli seks ile ilgili daha detaylı yazımızı okumak için yazımızı tıklayın. Unutmayın; eşinizin seks yapmaktan zarar görmeyeceği gibi, gebeliğin getirdiği duygusal ve bedensel yakınlaşma ona iyi de gelecektir. Hatta biliyor muydunuz; bebek de birleşme sırasındaki yumuşak sallantıdan ve rahmin orgazm sırasındaki kasılmasından huzur duyacaktır.

Doğum sonrasında ise babaların cinsel yönden daha az istekli olmaları söz konusu olabilir. Bebek gece boyunca uyumamışsa yorgunluk olabilir, baba bedeni henüz iyileşmeden eşine zarar vermekten korkabilir, vajina ve memenin farklı işlevlerinin görülmüş olması soğuma yaratbilir, vs… Bazı çiftler 6 hafta sonunda kontrole gitmeden önce istekli olabildikleri gibi, diğer bir grup için ise 6 aya gerek vardır. Eğer cinsel isterk geri dönmezse ve yokluğu gerilim nedeni olursa, profesyonel yardım alınması gerekecektir. Daha detaylı bilgi sahibi olmak için doğumdan sonrası seks hayatı yazımızı tıklayın.

Duygu değişiklikleri

“Gebelik testinden olumlu sonuçlar aldığımızdan beri benim ve eşimin mizacı dalgalanma gösteriyor. O kendini iyi hissettiğinde ben kötü oluyorum; ya da tam tersi” diye düşünüyor musunuz? Anne ve babanın her ikisinde de depresyon gelişmesi ancak 10 olgunun 1’inde görülebilen bir durumsa da depresyon sıklıkla çiftlerden birinde ortaya çıkmaktadır. Bunun nedeni belki de sevilen bir kişide ortaya çıkan depresyonun kendi duygularımıza baskın gelerek bizi güçlü kılması ve böylece destek veren bir konuma getirmesidir.

Gebelik sırasındaki depresyon konusunda endişelenmeye gerek yoktur. Çünkü sıklıkla ve genellikle kendi kendini sınırlar niteliktedir. Ancak bunun ortadan kalkması için bazı basamakların aşılması gerekmektedir. Bunun için aktif olun ve kendinizi kötü hissetmekten kaçının. Duygularınızı eşinizle, daha önce baba olmuş arkadaşlarınızla, hatta kendi babanızla paylaşın. Alkol ve diğer ilaçlardan kaçının; zihinsel ve pratik olarak her ikiniz de odayı hazırlayarak, alışveriş yaparak bebek için hazırlanın. Annelerde doğum sonrası depresyonla ilgili bilgiler okumak için yazımızı mutlaka tıklayın.

Yaşamınızdaki değişikliklere ilişkin kaygı

Bu endişeler neleri kapsar? Hemen yanıtlayalım… “Daha büyük bir aileyi geçindirebilecek miyim? İyi bir baba olabilecek miyim? Çocuğun bakımını nasıl paylaşacağız? Sosyal yaşantımızdan vazgeçmeli miyiz? Karı koca ilişkimiz değişecek mi?”

Daha büyük bir aileyi elbet geçindirebileceksiniz. Unutmayın; bebek doğduktan sonra maddi olanaklarınızı onun ihtiyaçlarına göre düzenleyeceksiniz ve ihtiyaca yönelik alışverişlerle, eşinizin ileride işe dönmesiyle, vs bütçenizi ayarlayabilirsiniz. İyi bir baba elbet olacaksınız. Babalık zaman içinde, işin içine girilmesi, sebat edilmesi ve sevgiyle öğrenilir. İlgili eğitici kitaplar, yazılar okumanız faydalı olacaktır. Çocuğun bakımını paylaşırken eşinizle birlikte konuşarak iş bölümü yaptığınızda aslında ne kadar kolay olduğunu anlayacaksınız. Sosyal yaşantıya gelince; yeni bir bebek elbet bir süre ilgi odağı olur ve eski alışkanlıklarınızı kenara iter. Gittiğiniz mekanlar, görüştüğünüz arkadaşlar da mutlaka farklılaşacaktır. Peki karı-koca ilişkiniz? Bunula ilgili oldukça faydalı bir yazımız var: Çocuktan sonra evlilik ilişkisi… Mutlaka okuyun!

Eşinizin görünüşü

Gebeliği sırasında eşinizin kilo alması doğumcunun ilgisi dahilindedir. Bunu sağlıklı bir bebek sahibi olmanın bedeli olarak görün. Hamilelikte kaç kilo alınmalı hakkındaki yazımızı okuyarak kapsamlı bilgiye sahip olabilirsiniz. Eşiniz beslenmesine dikkat ederek bu konuda adım atabilir (diyet yapmadan, beslenmeye dikkat ederek: Hamileyken diyet yapılır mı? yazımızı mutlaka okuyun!). Siz de dikkat edeceğiniz birkaç konuyla ona yardımcı olabilirsiniz.

Örneğin o haşlanmış sebze yerken size karşısında hamburger yiyip onu baştan çıkarmayın. Bu dönemde çok fazla öneride bulunmamay özen gösterin. Elbet hatırlatmalarda bulunun; ama kafasına kakmayın. Eşinizin olumlu yönlerini vurgulayın. Gebe görünüşüne hayran olduğunuzdan, gebeliğin ona ne kadar yakıştığından bahsederek ona güven kazandırabilirsiniz. Doğum sonrası formu korumak için evde bile yapılabilecek birkaç egzersiz var; tıklayarak okuyabilirsiniz. Bu egzersizleri eşinizle birlikte sizin de yapmanız onu motive edecektir!

Kaynak:pudra.com]]>
<![CDATA[Çocuklarda Düztabanlık]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/cocuklarda-duztabanlik
Çocuk ayağını basarken düz, otururken veya parmak uçlarındayken normal ayak içi girintisi görülüyorsa bu esnek düztabanlıktır. Bu durum aileler için büyük bir endişe kaynağıdır. Oysa bu çocukların büyük kısmı sorunsuz olarak büyürler. Esnek düztabanlıkta çocuklar normal kas fonksiyonuna sahiptir, eklem hareketleri normaldir. Esnek düz tabalık genellikle ağrısızdır. Çocukta yürürken veya spor sırasında ara verme gereği duymaz. Esnek düztabanlık zaman içinde cerrahi ve diğer herhangi bir tedaviyi gerektirmeden düzelir.

Esnek düztabana sahip çocuklarda taban arkının gelişimi 5?7 yaşlarına kadar devam eder. Bu tip düztabanlığın tedavisi buluğ çağına kadar yoktur. Bu durumdaki aileler gereksiz yere çok sayıda doktor başvuruları ve ortopedik botlar-tabanlıklarla zaman ve para kaybederler.

Düztabanlığın buluğ çağlarına kadar devam etmesi durumunda ayak tabanında ağrı olabilir. Bu durumda doktora başvurulması gerekir.

Buluğ çağında ağrılı ayaklarda doktor ağrının nedenini araştırır. Bu genellikle gergin aşil tendonunu veya sert düztabanlığa bağlı olabilir. Aynı zamanda çocukların giyilmiş ayakkabılar ile doktora götürülmesi önemlidir, çünkü doktorlar için ayakkabılarının uygunluğunu ve aşınmanın nerede olduğunun görülmesi tanıda çok önemlidir. Doktor aynı zamanda ailede düztabanlığı olup olmadığını da soracaktır. Çünkü ayaklardaki kemik dizilim ve biçimini etkileyen temel özellik genetik yapıdır. Aynı zamanda doktorunuz çocuğunuzda sinir veya adale hastalığı olup olmadığını da tetkik edecektir.

Eğer çocuğunuzda aktiviteye bağlı ağrı veya yorgunluk oluyorsa doktorunuz öncelikle aşil tendonunu germe egzersizi verecektir. Hala rahatsızlık devam ediyorsa bir tabanlık verecektir. Tabanlık ağrı ve yorgunluğu azaltırken ayakkabı ömrünü uzatır. Bazen aşil gerginliğini azaltmak için fizik tedavi ve alçılama da gerekebilir. Bunlara rağmen devam eden ağrıda cerrahi tedavi önerilebilir. Ancak çok az sayıda esnek düztabanlığın zaman içinde cerrahi tedaviye gereksinim gösterdiğini unutmamak gerekir.

Doç.Dr. Turan USLU
Sema Hastanesi
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı]]>
<![CDATA[Allejik Astım]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/allejik-astim
Neden olur?

     Çocukluk çaginda % 90 oraninda allerjik kökenli oldugu bilinmektedir. Yil boyu maruz kalinan ev içi allerjenlerin bronslarda yarattigi allerjik iltihabi durum, soguk hava, egzersiz, viral solunum yolu enfeksiyonlari, kimyasal buharlar, hava kirliligi ve sigara dumani gibi nonspesifik uyaranlarla temas sonucu astim belirtilerinin ortaya çikmasina neden olur. Bunun yaninda spesifik olarak allerjinin söz konusu oldugu ev disi allerjenlerle temas sonucu genellikle mevsimsel olarak ayni tablo gözlenmektedir.

Nasil seyreder?

     Astim tanisi alan çocuklarin çogunun hayatin ilk 2 yilinda belirti verdigi saptanir. Ilk yillarda öksürük ve hiriltinin ana uyarani viral solunum yolu enfeksiyonlaridir. Bu yaslarda akcigerlerin gelisiminin henüz tamamlanmamis olmasi, küçük hava yolu çaplarinin dar, kikirdak dokunun az olmasi, tekrarlayici brons daralmasina katkida bulunur. Dört bes yaslarinda akcigerlerin gelisiminin tamamlanmasi ile erken yaslarda astim belirtileri gösteren birçok çocukta klinik olarak düzelme gözlenmektedir. Düzelmeyen bir grup hasta ve daha geç astim tanisi almis çocuklarin bir kismi da ergenlik çaginda klinik bir iyilik dönemine girerler. Genel olarak çocukluk çaginda astim tanisi almis hastalarin yaklasik %50-60'i ergenlik döneminde iyilesirler. Iyilesen olgularin bir bölümü orta yas döneminde tekrar hastalik belirtileri göstermeye baslayabilmektedirler.

 

Nasil teshis edilir?

     Astim tanisi koymada en degerli tani araci öyküdür. Öksürük, hirilti ve / veya nefes darligi belirtilerinin gece kötülesmesi siddetle astimi düsündürür. Yattiktan sonra veya sabaha karsi yaklasik 30 dakika süreyle devam eden ve brons genisletici ilaçlara olumlu yanit veren öksürük aksi ispat edilene kadar astim kabul edilmelidir.

 

Akciger fonksiyonlari nasil degerlendirilir?

     Astimda akciger fonksiyonlarinin ölçülmesi gerek tani gerekse tedaviye yanitin degerlendirilmesi açisindan büyük önem tasir. Spirometre ile ölçülen solunum fonksiyonlarinda zorlu nefes verme sirasinda yapilan ölçümlerin saglikli bireylerle yapilan karsilastirilmasi ve tedavi ile bu degerlerin göstermekte oldugu düzelme degerlendirilmektedir.

 

Allerji nasil belirlenir?

     Astima neden olmasi olasi allerjinin hangi maddeye karsi gelistiginin saptanmasinda allerji deri testleri kullanilir. Ön kol ön yüzüne veya sirta delme metodu ile uygulanan deri testinde ciltteki kizarma ve kabarmanin siddetine göre degerlendirme yapilip, hastanin neye allerjisi oldugu saptanmaktadir.

     Allerji deri testi uygulamasinin mümkün olmadigi, 3 yas alti çocuklar, yaygin allerjik egzamasi olan hastalar, antihistaminik içeren ilaç kullanmakta olanlar, ciltte dermografismus adi verilen cilde bastirma sonucu kabarma reaksiyonu verenlerde, kanda spesifik immünoglobulin E düzeyi saptanmasi yöntemiyle allerjen tespiti yapilabilir.

 

Astim nasil tedavi edilir?

     Tüm allerjik hastaliklarda oldugu gibi astimda da birinci basamak tedavi allerji gelistirilmis olan maddeden uzak durmaktir. Uygun öneriler dogrultusunda alinacak çevre önlemleri ile hastalik belirtilerinin ve bronslardaki asiri duyarliligin belirgin derecede azalmasi mümkündür.

     Çevre önlemlerinin yeterli olmadigi, ilaç tedavisinin uygun görüldügü hastalarda havayolu ile akcigerlere çekilip bronslari tedavi eden sprey ilaçlar kullanilmaktadir. Bunlar sadece bronslari gevsetici özellige sahip rahatlaticilar ve allerjik iltihabin yarattigi asiri brons duyarliligini azaltmak yoluyla tedavi edici özellige sahip olanlar olarak ikiye ayrilabilir. Son yillarda bu amaca yönelik kana karisma orani en aza indirilmis, kortizonlu ilaçlara özgü yan etkileri agizdan alinanlara kiyasla çok çok az olan yeni jenerasyon kortizon bazli sprey ilaçlar gelistirilmistir. Allerjinin bronslarda yapabilecegi kalici hasari önlemede tek seçenek olarak sunulan bu ilaçlarla astim belirtileri en aza indirilmektedir.]]>
<![CDATA[Çocuğum okula gitmek istemiyor..]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-psikolojisi/cId/cocugum-okula-gitmek-istemiyor . Okul korkusu da denilebilen okul fobisi, ağlama, sinirlilik, saldırganlık gibi normal olmayan davranıslarla ve bas ağrısı, mide bulanması, istahsızlık gibi
fiziksel sorunlarla belirti veriyor.

Çocuk, okul kelimesini duyduğu anda huzursuzlasıyor, ilgisiz ve isteksiz bir hale
geliyor. Uyku düzeni bozuluyor. Okula gitmemek için herhangi bir fiziksel nedene
dayanmayan asılsız hastalıklar ortaya atıyor. Çocuk evde genellikle rahat ve huzurluyken okulda asırı kaygılı ve huzursuz oluyor. Okulun kapalı olduğu zamanlarda veya o gün okula gitmemesine karar verildiğinde ise çocuğun yakınmaları kayboluyor.
Arkadaslarıyla iyi anlasıyor mu?

Okul fobisi daha çok ve okul öncesi ve 6 - 11 yas arası çocuklarda görülüyor. Kız öğrencilerde erkeklere oranla daha fazla görüldüğü saptanmıs. Asırı kollamacı, telaslı ailelerin çocuklarında, okula baslayana kadar ailesi dısında bir sosyal hayatı olmayan çocuklarda, bosanan ailelerin bir ebeveynine bağlı olarak yasayan çocuklarında okul fobisi daha sık görülüyor.

Kuskusuz ki bu durumda öğretmen ve okulun da etkisi var. Çok kalabalık bir
sınıfta sert mizaçlı bir öğretmenin sınıfında, baskıcı, ezberci, hırpalayan ve asırı kuralcı
eğitim sistemlerinde daha sık görülüyor. Pek çok çocuk okul ortamında asağılanma,
dıslanma, zorbalık gibi durumlarla karsılasıyor ve bu da okuldan uzaklasmalarına neden oluyor. Çocuğun gideceği okulun, öğretmenin, sınıfın iyi arastırılması sart. Okula karsı isteksizliği ve korkusu aile ve öğretmen tarafından önemsenmezse okul fobisi kroniklesebiliyor. Bu da öğrenmeyi sevmeyen ve okul hayatını yarıda kesmek isteyen birçocuk anlamına geliyor. Bu sebeple okula gitmek istemeyen ve okul kelimesi duyunca telasla atağa geçen çocukları dikkate almakta ve zaman geçirmeden bir uzmana danısmakta fayda var.

Ona nasıl yardımcı olabilirsiniz?

Memorial Hastanesi Pediatri Bölümü'nden Pedagog Dr. Melda Alantar,
velilere okul korkusu yasayan çocuklarına karsı nasıl davranmaları gerektiğiyle ilgili bazı ipuçları veriyor…

1- Okul seçiminde çocuğunuzun görüşlerini alın. İlgi ve yeteneklerini göz önünde
bulundurarak bir okul seçin.
2- Okul açılmadan önce yapılan alısverislerde mutlaka çocuğunuzun fikrini alın. Alısverise birlikte çıkın. Zaman zaman onunla kırtasiyeye giderek, istediği seyleri almasına izin verin
3- Çocuğunuza kızmayın, azarlamayın. Sabırlı davranarak neden okula gitmek
istemediğini öğrenmeye çalısın. Bu konuda okuluna giderek öğretmenden de yardım
alabilirsiniz.
4- Evde kalmak isteyen çocuğunuzun televizyon izleme, oyun oynama gibi etkinliklerini kısıtlayın. Evde kalmanın eğlenceli olduğu fikrinden uzaklastırmaya çalısın
5- Sınav endisesi, arkadaslarının kendisiyle alay etmesi gibi belirgin bir sorundan
sözediyorsa biran önce öğretmeni ve varsa okul psikologu ile konusun. Sorunu
çözebilmek için birlikte uygun bir plan gelistirin.

Ayse ESİN
Çocuk Gelisimcisi
KAYNAK: Memorial Hastanesi Pediatri Bölümü'nden Pedagog Dr. Melda Alantar,
]]>
<![CDATA[Çocuklarda Tırnak Yeme Alışkanlığı]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-psikolojisi/cId/cocuklarda-tirnak-yeme-aliskanligi
Tırnak yeme alıskanlığı çoğunlukla 3-4 yaslarında baslar.Tırnak yiyen çocukların ailelerinin çoğunda tırnak yiyenlere rastlanmaktadır.Bunun içinde tırnak yemenin taklit olduğu ve büyükleri taklit ederek öğrenildiği düsünülmektedir.

Çocuğunuzda tırnak yeme alıskanlığının nedenleri:
Tırnak yeme davranısı incelendiğinde, daha çok belirli bir grup sebepten kaynaklandığı gözlenmektedir. Bu sebepler asağıdaki gibi gruplandırılmıstır.

*Üzüntü ve sıkıntı duyguları
*Öfke ve saldırganlık duyguları
*Gerilim ve kaygı duyguları
*Güvensizlik duyguları
*Korku
*Aile içi iletisim sorunları

Tırnak yeme alıskanlığı güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir. Aile içinde asırı baskılı ve otoriter bir eğitimin ve çocuğun sürekli azarlanarak elestirilmesi, kıskançlık, yeterli sevgi ve ilgi görmeme, gerginlik ve sıkıntı baslıca nedenleridir.

Tırnak yeme alıskanlığına karsı alınacak önlemler:
En etkili yöntem 3–4 yaslarına kadar anne-baba tarafından görmezlikten gelinmesidir. Çocuğun bu alıskanlığı kazanmasının nedeni saptanarak çözüm bulunabilir. Çocuğa kızmadan tırnak yemenin onu nedenli çirkin yapabileceği anlatılmalıdır.Daha sonra bu alıskanlık devam ederse:

Çocuğun huzursuzluk gerginlik nedenleri arastırılmalı bunlara çözüm getirilmelidir.
Küçük çocuklara korku ve kaygı verici televizyon filmleri izletilmemelidir. Çocuğun ilgisi baska yöne çekilebilir. Örneğin televizyon izlerken ağzını, çiğneyecek bir seyle mesgul etmek tırnak yemenin yerine geçebilir. Çocuğa zaman verilmeli fazla zorlanmamalıdır.
Çocuğu azarlamak, zorlamak, ceza vermek yarardan çok çocuğa zarar vermektedir. Daha ağır problemlerin çıkmasına sebep olabilir. Bu davranısın çocukluk ve ergenlik döneminde yeterince önemsenmemesi yetiskinlik dönemi dahi birçok sıkıntıya sebep olabilir. Bu yüzden davranıs iyice pekismeden erken dönemde kalıcı bir çözüm bulunmalıdır. Tüm uyum bozukluklarında olduğu gibi, sorunun ortaya çıkmasına sebep olan faktörleri bulup, ortadan kaldırmak en doğru çözümdür.

Anne-babalar uzun süre tırnak yeme davranısıyla karsılastıklarında, bunun altında yatan psikolojik faktörlerin neler olabileceğini öğrenmek ve gerekli önlemleri alabilmek için bir psikologdan yardım almaları faydalı olacaktır.

KAYNAK: Çocuk Psikolojisi
Nur BALCI
Çocuk Gelisimcisi]]>
<![CDATA[Çocukların Hafıza ve Zekasını Geliştiren Oyunlar]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-gelisimi/cId/cocuklarin-hafiza-ve-zekasini-gelistiren-oyunlar aralıyor. Bu sonuçlara göre her oyun değil, sadece yaratıcı ve hayal gücünü gelistiren
oyunlar çocukların beyin ve kisilik gelisimlerine önemli katkılarda bulunuyor.
Yapılan arastırma sonuçları, anne ve babaların özellikle yaratıcı düsünmeyi ve zeka
gelisimini sağlayan oyun zamanlarının çocukların gelecekteki okul basarısındaki
katkısının önemini anlamaya çalısmaları gerektiğini vurguluyor. Son zamanlarda bu
yönde ortaya çıkan veriler, arastırmalar, bilimsel makaleler ve kitaplar anne babaların
dikkatini tüm dünyada yaratıcı oyunlar konusuna çekiyor. Hafıza ve zekayı gelistiren
yaratıcı oyunlar çocukların hayatına yenilik katacaktır.Yaratıcı oyunlar çocukların
gelecekteki okul basarısını da garanti altına alacak faaliyetlerdir. Çünkü bu faaliyetler
bir bakıma hem oyun, hem de bir çesit öğrenmedir.
Çok basit bir örnek vermek gerekirse; çocuğunuza tüm renkleri birlikte öğretmeye
kalkmak yerine öğrenmeyi kademe kademe yapmalısınız. Ona oyun oynamak için
yürüyüse çıkmayı teklif edebilirsiniz. Yürürken iki farklı araba rengi seçip, örneğin
"kırmızı" arabalar benim, "yesil" arabalar senin diyebilirsiniz. Bu oyuna çıkmadan önce
cebinize çesitli düğme, aynı cins bozuk para veya fasulye gibi bir değerlendirme
objesi de almalısınız. Örneğin cadde veya sokakta yürürken "kırmızı" arabayla
karsılasınca ben bir düğme kazanacağım, "yesil" araba ile karsılasınca sen bir düğme
kazanacaksın ve ceplerimize koyacağız dersiniz. Böyle bir oyun çocuğun çok hosuna
gidecektir. Sürekli caddeden geçen "kırmızı" ve "yesil" arabaları takip etmeye
baslayacaktır. Kendi rengi geldiğinde sizden bir düğme isteyecektir.
Normal oyunlar ve yaratıcı öğrenme oyunları iki ayrı sonuçlar doğuran iki farklı
çesittir.
Yaratıcı oyunlar, çocuğun hayatında yaratıcı düsünme, mükemmellesme, odaklanma,
disipline olma, istek gücü, sosyal beceriler, kisisel sağlamlık, ileri düsünme becerileri
ve kendine güven gibi katkılar sağlayan faaliyetlerdir.

Cavidan CAN
Çocuk Gelisimcisi]]>
<![CDATA[Çocuğunuzu erken yatırmanın yolları]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/cocugunuzu-erken-yatirmanin-yollari
* Çocuklarınızın yemeğini yatmadan birkaç saat önce yedirin. Yatmadan hemen önce birşeyler yedirmek doğru değildir çünkü çocuğunuz yediklerini sindirmek ve eritmek için hareketlenecektir.

* Her gece için tutarlı bir yatma saati oluşturun. Çocuklar için tercih edilen en popüler uyku zamanı 20: 00'dir. Seçtiğiniz yatma saati ne olursa olsun, çocuğunuzu hep bu saatte yatırmaya ve bir sat önceden oyun gibi oyalayıcı şeyleri azaltmaya çalışın.

* Çocuğunuzun yatma zamanına yakın onunla herhangi bir aktivite planlamayın. Çocuğunuzun zamanında uyuması için bazı aktiviteleri kaçırmayı göze alacaksınız.

* Çocuğunuz yatmadan en az 1 saat önce banyo yaptırın ve suyun içinde rahatlaması için zaman tanıyın.  Banyodan sonra kaslarını rahatlatan ve uykusunu getiren bir masaj uygulayın.

* Onu yatağına götürürken uykusunu getiren hafif bir müzik açın. Onun uykusunu getiren favori masallarını okuyun. Bu tür şeyler çocuğunuzun her gece yatağına heyecan içinde gitmesini ve çocuklarınızla hoşça vakit geçirmenizi sağlar.]]>
<![CDATA[Çocuğa Fazla Para Vermek Onu Yanlış Arayışlara Sevkediyor]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-gelisimi/cId/cocuga-fazla-para-vermek-onu-yanlis-arayislara-sevkediyor Harçlıklar çocuğun büyümesine ve özerk olmasına yardımcı olan bir sorumluluktur. Fakat harçlık verirken yapılan yanlışlar çocuğun bu dönemde kazanması gereken sorumluluk ve özerklik gibi gelişim ödevlerini sekteye uğratmaktadır. Çocuğa kontrolsüz olarak ihtiyacından fazla para vermek veya verilen paranın aşırı bir şekilde denetlenmesi sonucu çocukların kimisi müsriflerin en müsrifi kimisi de cimrilerin en cimrisi olmaktadır. Çocuğun cep harçlığını kullanırken göstermiş olduğu performans onun ilerleyen zamanlardaki yaşamıyla ilgili de ipuçları verecektir.
Okulöncesi dönemde çocukların paranın ne olduğuna ilişkin net bilgileri yoktur. 3-4 yaş civarlarında para, çocuk için oyuncak veya şeker elde etmek için bir araçtır. 5-7 yaş arası dönemde çocuklar paranın değerini yeni yeni anlar. 8-11 yaş döneminde ise paraya ilişkin karmaşık değerleri anlayabilirler. Dolayısıyla çocuğa 8-9 yaş civarlarında cep harçlığı günlük olarak, 10-11 yaş dolaylarında ise haftalık olarak verilmelidir. Haftalık olarak verilen harçlıklarda çocuk çeşitli hesaplamalarla planlar yaparak kendi parasını yönetmeyi öğrenir, karar verme yetkinliğini geliştirme fırsatı bulur.
Harçlık bir ceza yöntemi değildir
Cep harçlığını çocuğun başarısızlıkları veya yaramazlıkları nedeniyle ebeveynler ceza aracı olarak kullanmamalıdır.
Kısa süreli para biriktirme hedefi koyabilirsiniz. Biriken bu parayla sizin kontrolünüzde bırakın istediği şeyi alsın.
Bütün çocuklara aynı miktarda harçlık vermeyin. Yaşa göre bir artışa dikkat edin.
Harçlık haftalık ihtiyaçları kapsamalıdır. Çocuğunuza her hafta biraz harcaması biraz da biriktirmesi için ekstra para verebilirsiniz. Ancak harçlık miktarını çocuğun ihtiyaçlarının çok üzerinde tutmak, zararlı ortamlara gitme riskini artırmaktadır. Ailede gücün ve güvenin simgesi bir babadan harçlık almak çocuğun özgüven gelişimine katkıda bulunacaktır. Bu nedenle ailelerde mümkünse babalardan da çocuğun harçlık alması sağlanmalıdır.
]]>
<![CDATA[Vakit geçirmek mi ? vakit doldurmak mı ?]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/aile-ve-cocuk/cId/vakit-gecirmek-mi--vakit-doldurmak-mi
    Yoğun tempo insanları bir süre sonra o kadar yorgun ve bitap düşürebilir ve öylesine sinsi ilerleyebilir ki bir an kendinizi o hıza kaptırıp fark edemeyebilir ve “şimdi ne yapacağım?” diyebilir, en sonunda da sırtınıza binen yükle öylece kalabilirsiniz.İşte bu, önceliğinizi işinize verip kendinize ve yakınlarınıza zaman ayırmayışınızın ağır bir bedelidir. Onlara zaman ayırarak yeterli sevgi yatırımı yapmadığınız için kendinizi tıkanmış ve çaresiz hissettiğinizde ihtiyacınız olan sosyal destekten de yoksun kalarak iyice yalnızlığa terk edilebilirsiniz.

     Ya eşiniz? Aynı hayatı bir ömür boyu paylaşmak için söz verdiğiniz eşiniz ona vakit ayırmanıza, üzüntü ve mutluluklarının paylaşılmasını istemeye layık değil mi? Kendi tıkanmışlığınızın yanına bir de eşinizin yakınmaları da eklenmiş olacak.

     Peki  çocuğunuz? Kendisine vakit ayırmayan çok sevdiği anne ve babasının sık sık tartıştığını , bağırıp çağırdığını duyan çocuk sizce ne hisseder? Yaşı gereği psikolojik açıdan olgunlaşmamış çocuk;anne ve babası ona vakit ayırmadığı için onlara kendini kapatır ve hırçınlaşır. Çünkü kendini tedirgin ve güvensiz hisseder. Bu noktadan itibaren telafisi daha da zor bir süreç başlar.Çocuklukta yaşanan deneyimler yetişkinliğe de taşındığı için maruz kalınan olaylar, şiddet, ihmal, ilgisizlik, baskı, ceza, kendini özel hissedememe gibi çeşitli olumsuz şartlar çocuğun hayata, olaylara, insanlara bakışını yaşantılarına göre olumlu ya da olumsuz olarak etkiler.

     Sadece akşamları görüyorum kaygısıyla çocuğun her dediğini yapmak ve şımartmak doğru değildir. Geçirilen süre tatmin edici, güven verici ,sizin ve çocuğunuzun yakınlık ihtiyacını giderici olmalıdır.Aksi taktirde disiplinden uzak, nerde nasıl davranacağını, sınırını bilmeyen, tatminsiz ve mutsuz çocukların yetişmesine ortam hazırlamış olursunuz.Bu yüzden önce ebeveynler olarak sizler ruh sağlığınıza dikkat etmeli ve bu konuda kendinizi olabildiğince geliştirmeli ki çocuklarınıza da etkisinin yetişkinlikte de hissedileceği sağlıklı bir çocukluk dönemi geçirmesini sağlayabilesiniz.Her çocuğun, anne ve babasıyla keyifle beraber olmaya  ihtiyacı vardır.Öyleyse zaman kaygılanma değil, harekete geçme zamanıdır.

Psikolog Merve ALTINTAŞ
]]>
<![CDATA[Tek çocuklu aile olmak]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/aile-ve-cocuk/cId/tek-cocuklu-aile-olmak
Tek çocuklar bütün çocuklar gibi uygun anne-baba tutumuyla problemsiz bir yaşam sürdürebilirler. Unutulmaması gereken konu çocuk sayısının değil anne-baba tutumunun önemli olduğudur.

İlk üç yılda bütün çocuklar tek bir kişinin sürekli ilgisine muhtaçtırlar. Ve mümkün olduğunca anne ile temaslarının yoğun olması önemlidir. Bu dönemde çocukların bu tek kişilik yoğun ilgi ihtiyacı karşılanabilirse bu dönemi sağlıklı bir şekilde geçirirler. Ancak üç yaşından sonra tam bir sosyalleşme ve birey olma dönemine girilir. Yuva gibi sosyal bir kuruma gitmek bu dönemde çocuğun sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için önemlidir. Eğer çocuk böyle bir kuruma gidebilirse yine tek çocuk olmak bir sorun yaratmaz. Çünkü yaşıtlarıyla ya da başka çocuklarla bir arada olma, oyun oynama ve yaşantıdan deneyim kazanma ihtiyacı bu kurumlarda karşılanabilmektedir.

Sürekli anne-babasıyla ya da ailedeki diğer yetişkinlerle olmaya alışan çocukta güven gelişimi olumsuz etkilenir. Başka ortamlarda kendine güvenemez, anne-babaya bağımlı kalabilir. Bu da yetersizlik duygusu geliştirmesine neden olabilir ya da her ortamda ayrıcalıklı olmak ister. Olamadığında ise mutsuz olur ve sorun çıkarabilir. Ayrıca sadece yetişkinlerle olan çocuklar kendilerine yetişkinleri model aldıkları için kendilerinden beklentileri yüksek olabilir ve mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olabilirler. Bu da en ufak hatalarında mutsuz olmalarına ve başaramama endişesine dönüşebilir. Bu nedenle yeni şeyleri ve durumları deneme konusunda, başaramama korkusuyla çekingen davranabilirler.

Tek çocuklu ailelerde çocuk için ayrılan özel zaman miktarı ister istemez çok çocuklu ailelere göre daha fazladır. Aileler zamanlarını iyi organize ederlerse çocuğun her tür psikolojik ihtiyacını karşılamaları için gerekli fırsatı bulabilirler. Tek çocuk olmanın belki de en önemli avantajı budur.

Tek çocukların ileriki yaşantıları nasıl etkilenir?

Tek çocuk olarak benmerkezciliği pekiştirilen, ilgi merkezi olmaya alıştırılan; her ihtiyacı, hiç geciktirilmeden karşılanan, sosyalleşmesine fırsat verilmeyen bir çocuk aynı ilgiyi ileriki yaşantısında da isteyecektir. Girdiği sosyal ortamlarda, okulda, işte, yakın ilişkilerinde aynı ilgiyi göremediğinde, öncelikli konuşma, karar verme hakkı ona verilmediğinde hayal kırıklığı, öfke yaşayabilirler, çevrelerine agresif davranabilirler.

Ya da tam tersi olarak yeterince sevilmeye değer olmadıklarını düşünüp içe kapanabilirler. Doyumsuz olabilirler, çabuk bıkarlar, mutlu olmaları birçok koşula bağlı olduğundan kolay mutlu olamazlar, paylaşmakta zorluklar yaşayabilirler. Sosyal ortamlarda kabul görmeyebilir, dışlanabilirler. İhtiyaç ve istekleri başkalarının istek ve ihtiyaçlarıyla çakıştığında erteleyemezler. Annelerine bağımlılıkları uzun sürebilir. Eleştiriye tahammülsüz olabilirler. Okulda ve iş yaşamında sebatsızlıklar ve uyum sorunları olabilir.

Unutulmamalıdır ki, bütün bu sorunlar aslında sadece tek çocuk olduğu için değil uygun olmayan anne-baba tutumları söz konusu olduğu için yaşanan sorunlardır.

Anne-Babalar ne yapmalı?

    * Tek çocuğa; öncelikle tek çocuk olarak değil, çocuk olarak davranın. Unutmayın ki sizin onun tek olmasıyla ilgili kaygılarınızı çocuğunuz hissedecektir.
    * Standart disiplin yöntemlerini uygulayın, yaşına uygun kurallar koyun; bu kuralları kararlılık içinde uygulayın. Çocuk kurala uymanın keyfini, bundan yaşayacağı kabulün mutluluğunu yaşasın.
    * Beklemeyi, sabretmeyi öğretin; her istediğini anında karşılama çabasına girmeyin. Uygun olan; gerekli olduğunu düşündüğünüz isteklerini karşılayın. İsteklerinin yaşına ve sizin koşullarınıza uygun sınırları olmasını sağlayın.
    * Üç yaşından sonra yaşıtlarıyla ya da başka çocuklarla bir arada olmasını sağlayın. Yuvaya gönderme imkanınız yoksa bile çocuğu olan ailelerle görüşüp çocukların bir arada olmasına, oyun oynamalarına, arkadaşlıklar kurmalarına fırsat verin.
    * Onunla iyi iletişim kurun. Yalnız veya mutsuz hissettiğinde size duygularını anlatabilecek kadar yakın hissetmesini sağlayın.
    * Yapabileceğinden fazla şey beklemeyin. Hep mükemmel olmaya çalışmak çocuğu yorar ve başarısızlık korkusu artar.
    * Çocuğa söz hakkı verin ama bu, tüm kararları çocuğa aldırmak şekline dönüşmesin. Size uygun karar alternatiflerini sunun, çocuk sizin alternatiflerinizden birisini seçsin (örneğin; bu arabayı alamayız, paramız yetmiyor ama bu uçağı ya da gemiyi alabiliriz gibi)
    * Bireyselliğinin gelişmesini destekleyin. Giyinme, soyunma, yemek yeme, temizlik gibi her türlü öz bakımını yapmasına fırsat verin. Evde sorumlulukları olsun; size bağımlı olmadan kendi ihtiyaçlarını karşılaması için destekleyin.
    * Anneanne, babaanne gibi aile büyükleri genelde çocukların benmerkezciliklerini pekiştirici tarzda davranırlar onlara engel olun, sizin kullandığınız yöntemleri kullanmalarını sağlayın. Unutmayın ki çocuğunuzun psikolojik sağlığının ve kişilik gelişiminin birinci de recede sorumlusu onlar değil sizsiniz.


Uzman Pedagog Belgin Temur]]>
<![CDATA[Oyuncak Almak Çocuk Oyuncağı Değildir]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-gelisimi/cId/oyuncak-almak-cocuk-oyuncagi-degildir
Oyuncak, çocuğunuzu sadece oyalayan değil, aynı zamanda geliştiren bir araçtır. Yani, oyuncak alırken aslında onun geleceğini de biçimlendiriyorsunuz. Bu konuyu işin uzmanına sorduk. Türkiye Oyuncakçılar Derneği (OYDER), ülkemizin en güvenilir ve güçlü oyuncakçılarını aynı çatı altında toplayan bir kuruluş. 1994 yılında kuruldu. İşte başkan Ahmet Alioğlu’nun söyledikleri:

6-7 ay: Oturmaya başlayan çocuğun mekanı genişlemiştir. Bu dönemde çocuğa elinin içine sığabilecek büyüklükte esnek (plastik) oyuncaklar verilebilir. Özellikle ses çıkaran çıngıraklar onlar için çok önemlidir.

8-12 ay: Çocuk artık emekler ve yürümeye başlar. İlgileri artmıştır. Ses çıkaran toplar, bebekler, arabalar, hayvanlar ilgisini çekebilir. Anne ve babalar bu dönemde çocuğa resimlerle hikayeler anlatmaya dikkat etmeli.

15-18 ay: Çocuğunuz artık odalar arasında mekik dokuyor. Bu nedenle otomobil, gitar gibi itilen, çekilen, aynı zamanda ses çıkaran oyuncakları tercih edin.

1,5-2 yaş: Çocuk artık kendini keşif ve icatlara hazır bir bilimadamı gibi hissediyor. Bu dönemde farklı boyutlardaki bloklar, kutular ve şekillerden bir şeyler yapmak çok hoşuna gider.

2-3 yaş: Çocuğunuz artık sosyal hayatın içindedir. Anne-baba olurlar. Çocuklarını beslerler. Bebek, mini oda takımları, kuklalar, tamir aletleri, hayvan setleri gibi oyuncaklar idealdir.

3-4 yaş: Artık tam anlamıyla hareketlenmiştir. Bu dönemde üç tekerlekli bisikletler, sallanan atlar, yük arabaları, büyük küpler ve bloklar alınmalı.

4-6 yaş: Çocuk bu dönemde açık havada oynamaktan ve masa başı oyunlardan hoşlanır. Boyama, yapıştırma, kağıtlardan şekiller yapma, parçaları birleştirme gibi oyunları destekleyen faaliyetler yapılmalı.

6 yaş sonrası (okul çağı): Artık okula başlamıştır. Oyun ve oyuncak anlayışında önemli değişikler olmaya başlar. Bu dönemde futbol, basketbol, bisiklet gibi oyunlar ve bunlar oynanırken kullanılacak materyaller önem kazanıyor.

Bunlara dikkat edin

* Etikette yer alan güvenlik uyarılarını mutlaka okuyun.
* Çocuğun, oyuncağın ambalajıyla oynamasına izin vermeyin. Ambalaj yüze yapışıp nefes almasını engelleyebilir.
* Büyük çocuğunuz için aldığınız oyuncakların, küçük çocuğunuz için tehlikeli olabileceğini unutmayın.
* Oyuncakları sürekli kontrol edin, zarar verecek şekilde kırılmış ya da bozulmuş olabilir.
* Ambalajında CE işareti, firma ismi ve adresi olmayan oyuncakları satın almayın.
* Özellikle bebekleriniz için küçük parçalardan oluşan oyuncakları tercih etmeyin, bebeğiniz bu parçaları yutabilir. Genelde tek parçadan oluşan oyuncaklar alın.

Kaynak: Milliyet Gazetesi,14 Mart 2009
]]>
<![CDATA[Reklamlar ve Çocuklar]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-gelisimi/cId/reklamlar-ve-cocuklar
İlke olarak özellikle 3 yaşın altındaki ve okul öncesi çağdaki çocukların televizyon reklamı seyircisi olmalarını istemiyorum. Televizyon ve benzeri durumlarda karşılıklı olmayan, “tek-taraflı” ilişkiye küçük çocukların pek ihtiyacı yok...
Ebeveynler, çocukların reklamla ilgili algı ve tutumları (örneğin reklamda gördüğü her şeyi doğru kabul etmeleri veya satın alalım diye tutturmaları) karşısında nasıl davranmalılar? Bu türden durumlarda çatışma doğmaması için veya olası çatışmaların giderilmesi için neler yapılmalı?
Bu anne-babaların genelde çocuklarının isteklerini nasıl değerlendirdikleriyle ilişkili. Reklam çocukları alışverişe özendirici etkenlerden birisi... Vitrinler, büyük alışveriş merkezleri, güzel paketler gibi.

Satın alma dürtüsüne boyun eğmemeyi öğretmek, çocuk eğitiminin önemli bir aşaması:

Hangisi uygun, hangisi kabul edilebilir?
Neden satın aldığını biliyor mu?
Hangi ihtiyacı için satın alınsın istiyor?
Burada çocuğa öğretilen bilinçli tercih yapmak. Kendini tutmayı öğrenmek... Anne-babanın model teşkil edebildiği, kararların zamana yayılarak verilebildiği ortamlar, reklamların lüzumsuzu satın aldırıcı etkisine karşı koyabilmek için bir asgari koşul.
Sadece reklamlarda değil, herhangi bir medya aracından (internet, gazete vs) öğrenilen bilgi “öyleymiş” gibi kabul ediliyor. Sanki sihirli ya da ilahi bir kaynaktan geliyormuşçasına inandırıcı olan bu tip bilgiler genelgeçer doğru kırıntılarının yanında yayıncının, reklamcının, ya da üreticinin inanmamızı istediği bilgileri de içeriyor. Biz de, genelgeçer doğruyu zihnimizden içeri alırken, diğer bilgileri de aynı kesinliğe sahipmiş gibi yanında kabul ediyoruz. Aynı sağlamlıkla inanıyoruz. Çocuklarda zihinsel mekanizmalar genelgeçer klişelere karşı çok geçirgen olduğundan ötürü, bu inandırma işlemi kolay oluyor... Ama zihin böyle bir şey işte...

Reklamlarda çocuk oyuncuların kullanılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Çocukların, yetişkin izleyicilerin reklam mesajlarını algılamalarında nasıl bir etkisi oluyor? Çocukların kullanılması ne derece doğru?
Reklamda çocukların oynaması, ilgi çekici ve hoş duygular uyandırıcı bir etki; çocukların pozitif duygularla ilgili beyin sistemlerini otomatik olarak harekete geçirdiklerini biliyoruz. Bir çocuk gördüğümüzde, davranışlarımızın, ses tonumuzun nasıl değiştiğini düşünün bir... Gördüğümüz reklama, “etkiye açık” olarak yaklaşmamızı sağlıyor.

Çocuk içeren bir reklam (içeriği kime yönelik olursa olsun), taklit davranışını kolayca doğurabiliyor. Çocukların taklit eğiliminin ne kadar güçlü olduğu malûm. Hele gerçek ve hayal ayrımını yapma yetisini henüz tam kazanmamış (okul öncesi) çocuklar için neyin taklit edildiği (bizim için) önem taşıyor.

Filmlerde, reklamlardaki çocukların davranışlarını diğer çocuklar taklit ediyor diye püritence bir yasakçılık taraftarı değilim. Daha ziyade başka insanlara kötü muameleyi özendiren reklamlardan hoşlanmıyorum. Ya da hayatın gerçeği olan, ama bir reklam filminde yer alması gerekmeyen bir çok şey var. Örneğin, çocukların çalışması ve çocuk işçiler hayatın tatsız bir gerçeği; ama bunun reklam filminde ele alınarak meşrulaştırılmasını doğru bulmuyorum. Yaz tatilinde çalışan çocuk, babasına yardım eden çocuk değil, “çocuk işçi” burada kastettiğim. Çocuklarımızın reklamların içeriğinden etkilenmesini istemiyorsak, bunun en kestirme yolu hangi saatlerde ve neleri seyrettiğini bilmek, denetlemeyi başaramıyorsak, televizyon izleme saatlerini sınırlamak bir yol olabilir. Her televizyonun bir açma-kapama düğmesi var... Yayıncılardan beklenen ise reklam yayın saatlerinin çocuklara göre ayarlanması.

Bir de son zamanlarda eklenen klip-reklam sendromu tartışması var?
Klip sendromu tanımı geçersiz, yanıltıcı bir tanım; yani, klip ya da reklam seyrederek otistik olunmuyor. Ama dil gelişimini tamamlamamış, iletişimi becerileri tam oturmamış çocukların, günlerini klip kanalları başında geçirmeleri gelişimlerini bozabiliyor; özellikle sözel becerilerini kısıtlayıcı etkiler yaratabiliyor. Genetik yatkınlık taşıyan çocuklarda bu etkiler otizm belirtilerinin ortaya çıkmasına yol açıyor. Bu tip gelişme gecikmelerine ne kadar erken müdahale edilirse, o kadar iyi... Ama dört yaşından sonra hiçbir şey yapılamaz vs gibi görüşlerin de pek bir geçerliliği yok; gazete başlıklarına yansıtılış şekli anne-babaların kafasını karıştırıcı oldu galiba...
Peki, ne yapalım? Üç yaşının altındaki çocuklara yemek yedirmek için klip ve reklam seyrettirmek dışında bir yol bulalım; küçük çocukların edilgin ve bakarak izleyen olduğu durumların dışına çıkmalarına yardımcı olalım...

Nasıl mı? Oyun ne güne duruyor? Yanına oturup, sıkıntımıza tahammül edip, gözgöze dizdize zaman geçirelim... Bütün gün mü? Ne mümkün... Ama, TV karşısında çocuk oyalama ihtiyacı bir “realite” ise (-ki öyle), 3 yaşından küçük çocuklara özel programları arayıp bulsak daha iyi olur...
]]>
<![CDATA[Müzik Eğitiminde Orff Yaklaşımı]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/okul-oncesi-egitim/cId/muzik-egitiminde-orff-yaklasimi
Müzik,konuşma ve dans insanın kendini ifade etme araçlarıdır ve her insanın içinde kendini sanatsal olarak ifade etme becerisi vardır.

Carl Orff ve Gunild Keetman'ın bu prensipten yola çıkarak geliştirdikleri "orff Schulwerk" yaklaşımının temelleri 1930'larda Münih'te kurulan Günther okulunda atılmaya başlanmış, bu okulda çocuklarla yapılan müzik ve hareket eğitimi çalışmalarının ürünü olarak "Çocuklar İçin Müzik" adlı beş ciltlik kitap serisi yayımlanmıştır Böylece Orff Schulwerk müzik pedagojisi sistemlerinden biri haline gelmiştir.

Temel Yaklaşım

Orff öğretisinin temelinde yaşayarak öğrenme vardır. Hareketi,dansı,iç dinamizmi,yaratıcılığı,doğaçlamayı ve bireysel anlatım biçimlerini ortaya çıkaran ve tüm duyular tarafından algılanan etkinlikleri içerir.

"Orff Schulwerk" insanın içinde zaten var olan yaratıcı güçleri açığa çıkarmasına ortam hazırlayan, temelinde ritim, hareket ve konuşma olan, insanların içlerinden geldiği gibi müzik yapıp, dans etmesine, doğaçlama yapmasına olanak tanıyan, insana bütün sanatsal alanları kombine ederek öğrenme, keşfetme, deneme ve yaratma ortamı sunan bir eğitim anlayışıdır.

Bu eğitim anlayışında seviye ve yetenek farkı gözetilmeden bireylerin bir grup içinde kendini ifade etme ve yaratıcılık süreci yaşamaları önemlidir. Orff çalışmalarının içeriğinde, vazgeçilmez olan en önemli şey "oyun"dur. Bu çalışmalarda beynin sağ (duygusal bölüm) ve sol (bilişsel bölüm) tarafı birlikte kullanıldığı için öğrenme kalıcıdır.

Orff yaklaşımı, öğrenim deneyimlerinin bir araya getirildiği bir model olarak da açıklanabilir. Asıl amacı müziksel öğrenmedir fakat kültürel ve sosyal öğrenmede de oldukça etkilidir (Shamrock, 1997: 41).

Pedagojik Açıdan Orff Yaklaşımı

Orff Schulwerk’te önemli olan nokta bireylerin kendini ifade edebilmeleri ve çalışmalar boyunca sosyal paylaşımlar içerisinde bulunabilmeleridir.

Orff yaklaşımı ile işlenen derslerdeki zenginliğin temeli herkesin kendi müzik ve hareket seviyesine uygun rolleri sunmasıdır. Bu sayede bireyin sosyal psikolojik gelişimine de katkı sağlanır.

Çalışmalarda bağımsız karar verme becerisi, sorumluluk bilinci, dayanışma, sosyal duyarlılık, toleransın ve değerlilik duygusunun artması gibi sosyal psikolojik davranış ve becerilerde gelişim sağlanması beklenir. Sonuç değil süreç önemlidir.

Çocuğun gelişim aşamalarından yola çıkarak gerçek deneyimleri üzerine temellenen müziği deneyerek öğrenme yaklaşımı söz konusudur. Yaratıcılık,keşfetme ve araştırma ön plana çıkar.

Çocuklar hareketlerindeki özgürlük, oyun, bedenlerini müzik öğretiminde etkin bir şekilde kullanabilmeleri,basit enstrümanlarla doğaçlama ve kendilerine özgü müzik yapabilmeleri nedeniyle kendi müziklerini yaratmaya motive olurlar.

Hareket aracılığıyla zaman ve mekanın keşfi, ses (voice) ve enstrümanlar aracılığıyla tınının keşfi, doğaçlama aracılığıyla formun keşfi, taklitten özgün yaratıya, parçadan bütüne, basitten karmaşığa ve bireyden topluluğa doğru bir ilerleyiş içerisinde deneyimlenir ve bu deneyim daima aktif katılımı gerektirir.(YAPRAK,Orff Merkezi İnfo Dergisi s.7)

Orff Yaklaşımında konuşma dili ve hareketten gelişen ritm en önemli ögedir. Orff yaklaşımında hareket kullanımı Eurhythmics'den esinlenmiştir. (YAPRAK,Orff Merkezi İnfo Dergisi s.7) Orff-Schulwerk’te öğrenciler hareket çalışmalarına ve danslarına basit ritmik enstrümanlar ile kendileri eşlik ederler.

Orff yaklaşımının başlıca amacı yaratıcılığı geliştirmek olduğu için doğaçlamaya çok önem verir. Çünkü doğaçlama ve yaratma çocuğun doğal davranışlarındandır. Süreç içerisinde kullanılan tüm müzikal kombinasyonların öğrenciler tarafından araştırılarak, keşfedilerek ve basit çalgılarla eşlik edilerek meydana getirilmesi önemli bir noktadır.Birey böylece kendini ifade edebilmek için çeşitli yollar arayışına girer bu durum da bireyin yaratıcılığının gelişmesi için önemlidir.Yaratıcılığın gelişmesi ön planda tutulduğu için de müzik okuma ve yazma geri planda kalır.Notalar Orff yaklaşımında ancak bir araç olabilir. (YAPRAK,Orff Merkezi İnfo Dergisi s.7)

Orff, okuma ve yazma öğrenmeden önce konuşmayı ve iletişim kurmayı öğrenmeleri gibi, müzikte de ilk önce çocukların bir parçası olan iki özelliği kullanarak yaratıcılığı geliştirmeyi hedefler. Fakat müzik notasyon gerek duyulduğunda ya da istendiğinde, kişilerin gelişim aşamalarına uygun bir yolla öğretilir.

Orff çocuk ve geleneksel halk şarkılarını repertuar olarak kullanır. Sınıf içinde kullanılan şarkılar öğrencilerin ihtiyaç ve eğilimlerine göre seçilir. Orff' un öğrencisi ve meslektaşı Günild Keetman tarafından beş cilt halinde yayınlanmış olan Müsik für Kinder (Çocuklar İçin Müzik) adlı kitabı , öğrencilere ve bir başlangıç olarak kullanabilecekleri modeller sunar.

Carder (1990: 111), Orff öğretisinde kullanılan müzikal öğeleri şöyle sıralamıştır:

1. Pentatonik dizi,

2. Ostinato ritim ile eşlik,

3. Çocuklar için uygun müzik materyalleri,

4. Şarkılardan alınmış motifler,

5. Orff çalgıları,

6. Çocuk tekerlemeleri,

7. Ölçünün anlaşılmasını kolaylaştıran konuşma kanonları (Medford 2003:18)

Orff çalgıları, Carl Orff, Kaerl Maendler ve Klaus Becker’in ortak çalışması sonucu geliştirilen, önceden bir bilgiye sahip olmadan her yaşta ve yetenekte insanın kolaylıkla çalabileceği ve doğaçlama yapmaya oldukça elverişli çalgılardır. Çeşitli büyüklükte ve farklı sesli davullar, büyük ziller, zilli tefler, ksilofonlar, metalofonlar ve glockenspieller, blokflütler, basit yaylı ve telli çalgılar sürekli geliştirilmekte olan bu ses gövdesinin temel parçalarını oluşturmaktadır. Bu çalgılar, tek başına çalınmaktan öte birlikte müzik yapmaya uygundurlar (Jungmair, 2002:5).


KAYNAKÇA

YAPRAK,E. İnfo Dergisi s.7

JUMGMAIR,U. ; LASLO.N. http://www.orffmerkezi.org/orf_10kendinyap2.htm

MANUELA, W. http://www.ezosunalcocukatolyesi.com...phtml?id=20000

ÖZEN,N. “Çalgı Eğitiminde Yararlanılan Müzik Eğitimi Yöntemleri”GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 24, Sayı2 (2004) 57-63

GÜRGEN,E.T. “Müzik Eğitiminde Yaratıcılığı Geliştiren Yöntem ve Yaklaşımlar” Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi Cilt: 7 Sayı:12 Güz 2006

Kübra Sevim Güleç 30.10.2007

]]>
<![CDATA[Okul Öncesi Çağdaki Üstün Yetenekli Çocuklar]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-gelisimi/cId/okul-oncesi-cagdaki-ustun-yetenekli-cocuklar
Öğretmen ve aileler için üstün yetenekliliğin en erken belirtilerinden bazıları şöyle sıralanabilir;

Bebeklikte olağan üstü hareketlilik

Uzun dikkat süresi

Anne-baba veya bakan kişiyi erken tanıma ve gülme

Ses, ağrı ve acıya karşı aşırı reaksiyon

Gelişimsel dönüm noktalarına (yürüme, konuşma v.b.) hızlı ilerleme

Olağanüstü hafıza

Hızlı öğrenme ve bundan hoşlanma

Erken ve kapsamlı dil gelişimi

Kitaplara karşı aşırı ilgi

Merak

Şakadan anlama yeteneği

Soyut muhakeme ve problem çözme becerileri

Canlı hayal gücü

Duyarlılık ve sevecenlik

Sürekli soru sorma

Arkadaşları ile oynarken lider olma (Renzulli 1986, Freeman 1986, Morelock

1992, Dağlıoğlu 1995, Metin 1999).


Üstün Yetenekli Çocukların Öğretmen Ve Ailelerine Yönelik Birlikte Yapılabilecekleri Etkinlikler

Üstün yetenekli çocukların yetenek, ilgi ve ihtiyaçlarına cevap verme konusunda ailesine ve öğretmenlerine çok büyük görevler düşmektedir. Çünkü yukarıda da belirtildiği gibi onlar diğer yaşıtlarından daha fazla, ayrıntılı ve derinlemesine bilgi öğrenmek isterler. Bu sebeple aşağıda sıralanan örnekler gibi etkinlikler uygulamak, bu tip özellik taşıyan çocuğa sahip aileler ve öğretmenlerin çocuğa gereksinimleri doğrultusunda destek vermelerine olanak sağlayabilir.

• Karşılaştırma ve zıtlık: Kitaptaki iki karakter, tanıdığı iki insan, iki televizyon
şovu, iki köpek arasındaki benzerlik ve farklılıkların neler olduğunu sormak.

• Farklı yollarla gruplama yapmak: Sevdiği televizyon şovları, tanıdığı insanları, oyuncakları, içecekleri, günün saatleri, duyguları, kıyafetleri, farklı geometrik şekilleri gruplama konusunda farklı yollar bulmasına olanak vermek.

• Bilgisayar kullanmak: Çocuklara bilgisayar kullanmayı öğretmek. Dinozorlar, facemaker (yüz yaratma) gibi bazı programlar bu çocuklar tarafından zevkle kullanılmaktadır.

• Farklı oyuncaklar: Değişik manipülatif oyuncaklar sunmak ve bu materyallerle özgün tasarımlar üretmesine fırsat vermek.

• Farklı düşünme becerileri: Basit mantıksal yap-bozlar ve labirentler sunarak kritik düşünme ve problem çözme becerilerini öğretmek.

• Tahmin etme becerisini geliştirmek: Bir televizyon şovunda "sonra ne
olacak?", kitapta, insanların yaşamı konusunda "ne düşünüyorsun?" veya
"bu çocuk kızgın mı?", "sence ne düşünüyor?" gibi tahminlerde bulunmasını istemek.

• "Eğer... olursa": "Dışarıda çimlerin üstüne bir parça ekmek bırakırsak"

veya "büyük annene mektup göndermek istesen" veya "eğer insanlar uçabilseydi", "bütün arkadaşlarına kızsaydın ne olurdu?" tipinde sorular sormak.

• Karışıp değişen hayvanlar: Birkaç tane hayvan seçmesini isteyip bazılarının özelliklerini değiş tokuş etmesini istedikten sonra ortaya çıkan yeni tür hayvanı çizmesini veya plastirinden modelini yapmasını veya onunla ilgili bir
hikaye yazmasını istemek.

• Bilim, doğa ve çevre ile ilgili kitaplar okumak: Bu çocuklar bilim, doğa
ve çevre hakkındaki kitaplardan genellikle çok hoşlanırlar.

• Teybe öykü, gözlem v.b kaydı yapmak: Çocuğa taşınabilir küçük bir teybin ve mikrofonun nasıl kullanıldığını anlatarak ya bir hikaye ya bir şarkı ya
da ev veya okulun etrafında bir gezi yapıp daha sonra dinlediğinde neler
gördüğünü hatırlayabilmesi için gördüklerini kaydetmesini istemek.

Kaynakça

I. Türkiye Üstün Yetenekli Çocuklar Kongresi Yayın Dizisi : 2

(Üstün Yetenekli Çocuklar Bildiriler Kitabı -

Prof. Dr. Adnan Kulaksızoğlu, Doç. Dr. Ahmet Emre Bilgili, Mustafa Ruhi Şiirin)
Yard. Doç. Dr., İzzet Baysal Üniversitesi

Dağlıoğlu H. E. (1995). ilkokul 2.-5. Sınıflara Devam Eden Çocuklar Arasından Üstün Yetenekli Olanların

Belirlenmesi. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Ankara.

Freeman J. (1986). The Psychology of Gifted Children. John Willey and Son Ltd., Great Britain.

Renzulli J. S. (1986). The Treating Conception of Giftedness: a Developmental Model for Creative Productivity.

Conception of Giftedness Press Syndicate of University of Cambridge.

Morelock M. (1992). "Giftedness: The View from Within" Understanding OurGifted 4 (3), 1, 11-15.

Metin N. (1999). Üstün Yetenekli Çocuklar. Öz Aşama Matbaacılık San. LTD. Şti. Ankara.

H.Elif Dağlıoğlu]]>
<![CDATA[Çocuklarda Cinsel Kimlik]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-psikolojisi/cId/cocuklarda-cinsel-kimlik
Çocukların ruhsal gelişiminin sağlıklı bir şekilde devam etmesinde, cinsel eğitimin büyük rolü var. Kapalı toplumlarda çocukların sorduğu her soru görmezlikten geliniyor ya da cezalandırılıyor olsa da; uzmanlar net bir şekilde uyarıyor: Çocuğunuzun cinselliğinin farkında olun ve onu cezalandırmak yerine, cinselliğin hayatın doğal bir parçası olarak algılaması için ona yardımcı olun.

Çocuklu ailelerde seks hayatı mümkün olduğunca gizemli mi yaşanmalı?

Eşlerin çocuk sahibi olmalarıyla birlikte, yaşamlarında yeni kaygılar gelişebilmekte. Ancak 'çocuk hissedecek' endişesiyle, eşler arası cinsel hayatın bozulması, ister istemez çocuğun yaşamını da olumsuz etkileyecektir. İletişim ve sevgi paylaşımının temelleri, ailede anne-baba ve çocuk arasındaki etkileşimle atılır. Cinselliğin çocuğun önünde yaşanması yanlıştır; ancak dokunma-öpme gibi gözlemlerin çocuğa hiçbir zararı olmadığı gibi faydası vardır. Ortalama 3 yaşına giren çocuğun genital bölgelere ilgi ve cinsel merakı başlamıştır. Kendi cinsiyetini ve cinsiyetler arasındaki farkı anlayan çocuklar karşı cinsten ebeveyne ilgi duymaya başlar ve kendi cinsiyetinden olana öfke ve kıskançlık gösterir. Cinsel isteğinin kabul edilemez olduğunu anladığında, cezalandırılacağı kaygısıyla kendi cinsiyetinden olan ebeveynle özdeşleşmeğe çalışır. Yetişkinler karşısında kendini güçsüz hisseden çocuğa; girişimciliğini ve soru sormasını engelleyen alaycı davranışlar göstermek suçluluk duygusuna yol açar. Maalesef toplumumuzda anne babalar kendi eğitimlerindeki eksiklikler nedeniyle de yaşadıkları cinsel hayatı çocuğun varlığıyla nasıl ayarlayacaklarını belirleyemiyorlar. Çocuğun cinsel ilgi ve uyanışının başlamasıyla birlikte var olan merak daha fazla anne baba ilişkisini gözlemleme gayretini gündeme getirecektir. Ancak 3-5 yaşlarındaki bir çocuğun cinselliği ve cinsel paylaşımı sadece seks figürleri olarak görmesi, onda travmatik birtakım etkiler oluşturabilmektedir. Bu yüzden normalde olması gereken eşler arası cinsel yaşamın çocuğun gözünün önünde yaşanmaması ama sürekli kaçıngan ve birbirine karşı ilgisiz eşlermiş gibi görünmemeleri de önemlidir. Çocuğun anne baba arasındaki sarılma, öpme, sevgi sözcüklerine şahit olması, ileride düzgün bir model oluşturmasına yardımcı olacaktır.

Çocuklar anne babalarının cinsel hayatı olduğunu nasıl kabullenebilir? Bunun için en uygun yaş nedir?

Cinsel uyanışın başladığı 3-6 yaş civarında çocuk karşı cinsten ebeveynine doğal bir ilgi duyar. Ayrıca, olan ebeveynini kıskanabilmektedir. Bu kendi içindeki çatışma hem zamanın etkisi, hem de anne baba arasındaki çocuğa uygulanan dengeli bir yaklaşımla yerini gerçeği kabul etmeye bırakmaktadır. Zaten cinsel bilgileri tam olmayan çocuğun karşı cins ebeveyne ilgisi öncelikle bir aşk gibidir. Cinsel öğeler bunu destekleyici unsurlar içermektedir.

Bu yaşlarda anne babaları ayrı olanlar daha büyük sorunlar mı yaşıyor?

Özellikle bu dönemde çocuğun doğal olan bu savaşımına çeşitli baskı ve cezalarla yaklaşmak ondaki suçluluk kaygılarını artırabilir. Çeşitli sebeplerle bu dönemi atlatamayıp saplanmalar yaşayan çocuklarda, ilerde anne babadan kopamama, eş seçememe, aşırı suçluluk duyguları, cinsel kaçınmalar ve korkular ortaya çıkabiliyor. Ancak bir erkek boşanmış olan annesini eşiymiş gibi hissederken, annenin de tavrı desteklemesi, 6 yaşında bitmesi gereken bu süreci uzatır.

Çocuk anne ya da babasını çıplak görürse ne yapılmalı?

Öncelikle, anne ve babayı çıplak görmenin aile içinde zaman zaman olabileceğini unutmamak gerekiyor. Bunun çocuğa hiçbir zararı yoktur. Ancak tabii ki doğruları ve yanlışları yasaklayıcı olmadan, yumuşak bir şekilde ona hissettirmek önemli. Çıplaklıkla ilgili olarak, çocuğa vücudu öğretmek adına çocuğun yaşını aşacak örneklerden de uzak durulması gerekiyor. Çocuk anne ve babayı çıplak gördüğünde buna ya gülerek, ya utanarak, ama sonuçta ilgiyle bakacaktır. Bunu çocuğu itici ve korkutucu bir tarzda cezalandırmadan kendimizi onun görme alanı dışına çıkartıp kadın erkek vücudunun büyüdükçe değişim göstereceğini ama bunu seyretmenin ya da açıp göstermenin çok hoş olmadığını ona basit kelimelerle ve detaya inmeden anlatmak doğru olacaktır.

Çocukla anne babanın yatağı zaman ayrılmalı? Çocuklara babanın yatağına gelmeleri yasaklanmalı mı?

Her çocuk anne ve babasıyla yatmayı sever. Ancak onun bireysel gelişiminin düzgün olabilmesi ayrı bir yatağının ve odasının olabilmesi önemlidir. Kendi yatağında yatması gerektiği, çocuğa sıcak ve sevecen bir şekilde anlatılmalı, sorumluluk duygusunun gelişmesine yardımcı olunmalıdır. Bugün birçok çift kendi aralarındaki cinsel soğukluğu çocuklarının onlarla birlikte yatma bahanesine sığınarak gizlediği unutulmamalı. özveri ve sabırla çocuğumuza yatağını sevdirebileceğimizi unutmayalım.

Çocuklarla banyo yapmak doğru mu? Kaç yaşına kadar anne ile, baba da oğlu ile aynı anda banyoya girebilir?

Ebeveynlerin çocuklarıyla banyo yapması 5-6 yaşından sonra mayo tarzı giysilerle uygundur. Ayıp kavramını baskı ve korkutucu bir unsur gibi göstermemeli ve çocuğun kendi kararlarını da bu yönde hoşgörü ile kazanmasına zaman tanınmalıdır. Ebeveynlerin birbirlerini de çocuğa korkutucu öğelerle anlatmaları, sadece çocuğu ebeveyne karşı soğutacaktır. Çocuklar doğal dürtüleri gereği karşı cinse ilgi duyduklarında bu duyguları küçümsenip cezalandırılmamalıdır. Çocuğun yaşına uygun olarak yapılan cinsellikle, yaşamla ilgili bilgilendirmeler ve doğru kimlik gelişimi zaten onun bu tecrübeleri zarar görmeden yaşamasını sağlayacaktır. Ancak ergenlikle birlikte, patolojik aşklar ve uygunsuz cinsel tecrübelerle karşılaşmaktayız. Özgür birey olma çabasındaki genç, kendi yaşam enerjisini uygulayacak doğru alanlar bulamadığında aşkı yüceltir. Genç ve ailesi arasındaki iletişim her zaman istenilen sabır, hoşgörü ve doğru şartları içeremeyebilir. Bu durumda psikiyatrik yardım kaçınılmazdır.

Çocuk beş, altı yaşlarında cinselliğini keşfederse ne yapmalı hemen psikoloğa mı gitmeli?

3-5 yaş arası zevkin en büyük kaynağı cinsel organıdır. Küçük yaşta keşfedilen masturbasyonu cezalar ile yasaklamak yerine kendi gizli çekmecesine koyması gerektiği öğretilmelidir.

Jale Teyze Anaokulu
Konyaltı Antalya]]>
<![CDATA[Çocuğunuzu yalnız uyumaya alıştırın]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-gelisimi/cId/cocugunuzu-yalniz-uyumaya-alistirin
Ailelerin çeşitli nedenlerle çocuklarını yanlarında yatırdığını, bu durumdan şikayetçi olmalarına karşın çeşitli nedenlerle bu davranışı devam ettirdiklerini vurgulayan Yurdakul, şöyle devam etti:

''Anne-babalar, (kışın üşümesinler, üstleri açılmasın) diye, diğer zamanlarda ise (gece yalnız yatınca korkuyor, bizimle yatmak istiyor) diye çocuklarını yanlarında yatırmakta, ama bu davranış sonraki zamanlarda da devam etmektedir. Çocukların anne babaları ile yatma istekleri bir yere kadar anlaşılabilir bir istektir, ama bunun devamlılık arz etmesi onların psikolojik gelişimleri yönünden sakıncalıdır.''

''ÇOCUK ANNE-BABAYA BAĞIMLI HALE GELİR''

Bu durumun getirdiği başlıca sakıncanın, çocukların anne-babaya bağımlı hale gelmeleri ve yalnız yatmayı büyüklerinin kendisini sevmemeleri olarak algılamaya başlaması olduğunu anlatan Yurdakul, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Halbuki çocukların doğumdan sonra odalarının ayrılması ve aile ile birlikte yatmaması gerekmektedir. (Aman çocuğum yanımda yatsın zaten onu fazla göremiyorum) ya da (bizimle yatmasının nasıl bir sakıncası olabilir?) diye düşünen ailelerin çocukları, ilkokul çağına geldiği halde aileleri ile birlikte yatma alışkanlığını sürdürmektedir. Sonuç olarak çocuklar, doğumdan itibaren yalnız yatmaya alıştırılmalı ve bu alışkanlıktan çeşitli bahanelerle vazgeçilmemelidir.''

ALIŞKANLIKTAN VAZGEÇİRMEK İÇİN

Bu alışkanlığın terkedilebilmesi için öncelikle çocukların belli saatte yataklarına yatırılmasını ve uyuyana kadar yanlarında oturulmasını öneren Yurdakul, ''Uykuya dalana kadar ona masal anlatmak, masal kitabı okumak ya da masal kaseti dinletmek, uyuduktan sonra odasından çıkmak onların yalnız yatma alışkanlığını kazanmalarına yardımcı olacaktır'' diye konuştu.
Anne babaların çeşitli taktikler izleyerek, çocuklarının bu alışkanlığı kazanmasını engelleyebileceklerine dikkat çeken Yurdakul, şu önerilerde bulundu:

''Gece uyandıklarında korkmamaları için hafif bir ışık odada açık bırakılmalıdır. Çocuğun gece kalkıp geldiği zaman, üşenmeden yataklarına geri götürülmesi gerekir. (Gece korkuyorum) diye geldiklerinde (ne var korkacak, hadi yatağına) demek, ya da (hadi gel yanımızda yat) demek yanlış bir davranış olacaktır. Bu nedenle çocukların yalnız yatmaya alıştırılmaları, ama bu alışkanlığın sürdürülmesi hem çocuklar hem de büyükler yönünden gerekli bir davranıştır.''

Psikiyatri Uzmanı Sabri Yurdakul]]>
<![CDATA[Anaokulu,yuva ve kreş seçerken dikkat edilmesi gereken noktalar]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/okul-oncesi-egitim/cId/anaokuluyuva-ve-kres-secerken-dikkat-edilmesi-gereken-noktalar
Çocuklar öncelikle gelişimlerinin bir özelliği olarak sosyalleşmek, başka çocuklarla bir arada olmak ihtiyacındadırlar. Yuvalar çocukların paylaşma, bir arada olma, birlikte hareket edebilme ve oyun oynama ihtiyacını karşılarlar. Becerileri ve zihinsel kapasiteleri birbirine denk olan yaşıtlarıyla bir arada olmak çocukların yaşayarak öğrenmelerini sağlar ve sosyal paylaşımın öğrenilmesinde etkilidir. Bu nedenle de anaokulu ve yuvaların çocukların bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal gelişimlerini ve dil gelişimlerini destekleyici bir program uygulamaları ve bu programı uygun koşullarda sunmaları gerekmektedir.

Çocukların tüm gelişim alanlarını destekleyen bir program hazırlanmalı ve bu program çocukların keyifle ve ilgilerini çekebilecek şekilde takip etmelerini sağlayacak bir içerikte hazırlanmalıdır. Çocukların var olan ilgi ve yeteneklerini geliştirmeye yönelik değişik aktivitelerin sunulması önemlidir. Çocuklar hem eğlenmeli, hem öğrenmeli hem de yeni ilgi alanları bulmalıdırlar. Öğrenirken eğitim hayatlarının temeli olan birlikte hareket edebilme, grupla birlikte karar alabilme, sıra bekleme, kendini grup içinde ifade edebilme, ihtiyaçlarını ifade etme, belirlenen kuralları öğrenme ve bu kurallara-sınırlara uyma gibi becerileri kazanmaları da önemlidir. Çocukların yaşlarına uygun olarak gerekli kavramları (renk, şekil, sayı vb), el becerilerini, sosyal becerileri öğrenmeleri evden çok yuva ortamında mümkün olmaktadır. Yuvada tüm bu bilgi ve becerilerin belli bir sıra ile öğretilmesi söz konusudur. Programın uygulanması aşamasında yuva personelinin deneyim ve eğitimleri de çok önemli olmaktadır.

Anaokulunda daimi bir pedagog veya çocuk gelişimi konusunda deneyimli bir psikoloğun bulunması yuva seçiminde birinci koşul olmalıdır. Çocukların becerilerinin ve gelişimlerinin takibini yapabilmek ve olası bir aksaklıkta aileyi uyarabilmek çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü olası bazı problemler erken yaşta keşfedildiklerinde hızlıca çözümlenebilmekte aksi halde uzun yıllar süren, eğitim hayatını ve çocuğun sosyal hayatını etkileyen başka zorluklara dönüşebilmektedirler. Ayrıca her çocuk zaman zaman bazı sıkıntılar yaşayabilmekte bu sıkıntılar değişik şekillerde ifade edilmektedirler. Çocuklardaki bu belirtileri ve değişiklikleri dikkatle gözlemlemek ve başka bir problemin işareti olduğunu keşfedebilmek uzmanlık ve deneyim gerektirmektedir. Ayrıca ailelerin çocukların eğitimi ve gelişimi konusunda ve uygun disiplin yöntemleri konusunda yönlendirilmeleri ve desteklenmeleri önemlidir. Bu nedenle de yuva personelinin pedagoji eğitimli olması büyük önem taşımaktadır.

Temizlik ve fiziksel ortam zaten anne-babaların dikkat ettikleri ve fark etmekte zorlanmadıkları özelliklerdir. Burada da dikkat edilmesi gereken şey fizik ortamın nasıl düzenlendiğidir. Örneğin çocuklar hangi aktivite sırasında nerede bulunuyorlar? Bu ortamlar o aktivitenin rahatça gerçekleşmesi için uygun ortamları mı? (örneğin boya yapılan yerde zeminin halı olması hem çocukların rahatı hem de hijyen açısından uygun olmayabilir) Merdivenler ne kadar korunaklı? Bahçe ve bahçedeki oyun malzemeleri tüm çocukların kullanımına açık mı ve çocuk sayısına oranlandığında yeterli mi? Oyuncak çeşitliliği var mı? Hangi malzemeler kullanılıyor? Boyalar vs çocukların ağzına almaları durumunda zararlı olabilecek nitelikte mi? Oyuncaklar ve diğer eğitim malzemeleri gerçekten kullanılıyorlar mı? Serbest oyun zamanlarında ve bahçe saatinde çocuklarla ilgilenen personel sayısı da önemlidir. Çünkü çocuklar açık alanda daha hareketli olmakta ve zarar görme olasılıkları artmaktadır. Bu nedenle bahçe saatlerinde ve hareketli oyunlar sırasında normalde var olan öğretmen ve eğitimci sayısının takviye edilmesi önemli olmaktadır.

Çok önemli bir konu da sınıf mevcududur. Okul öncesi sınıflar 3 yaşta 10-12 civarı olmalıdır. Daha fazla sayıda çocuk için tek öğretmen yeterli olmamaktadır. 4 ve 5 yaş grubunda bu sayının biraz daha üzerine çıkılabilir. Ancak ilkokul sınıfları gibi kalabalık ortamlarda çocukların bir arada düzen içinde bulunmalarını sağlamak güç olacağından ister istemez daha sıkı bir disiplin uygulanmaya çalışılacak bu da çocukların ihtiyaç duydukları rahatlık ve ilgi ihtiyaçları ile ters düşecektir.

Anaokulu Eğitmenlerinde Olması Gereken Vasıflar

Anaokulunda çalışan öğretmen, yönetici ve çocuklarla teması olan her türlü personelin pedagojik bir eğitimden geçmiş olması önemlidir. Çünkü çocuklar için yuva içinde gördüğü ve temas ettiği herkes ve her şey okulu temsil etmektedir. Benzer bir dilin kullanılması, ses tonunun çocukları rahatsız edecek şekilde kullanılmaması, güler yüzlü olunması, mümkün olduğunca bakımlı ve temiz bir görünümde olunması çocuklar için önem taşımaktadır. Özellikle öğretmenlerin çocukların duygularını anlamak konusunda yetenekli olmaları, empatik olmaları, problem çözme yeteneğine sahip olmaları, oyuna, dramatizasyona yatkın olmaları, kendi duygularını iyi ifade edebilmeleri, düzgün bir diksiyona sahip olmaları önemlidir. Ayrıca sürekli çocuklarla bir arada olmak en az çocuklar kadar oyunu ve oyuncağı sevmeyi gerektirir. Sadece psikoloji veya pedagoji eğitimi almış olmak anaokulu öğretmeni olmak için yeterli olmamaktadır. Anaokulu öğretmeni olacak kişinin de, kişiliğinin de çocuklar gibi çoşkulu ve eğlenceli olması gerekmektedir.]]>
<![CDATA[Anaokuluna Başlarken]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-psikolojisi/cId/anaokuluna-baslarken
Okulun ilk günlerinde çocukta ağlama, okula gitmek istememe , anne-babasından ayrılmama gibi davranışların görülmesi doğaldır.

Çünkü çocuk, her kuralını bildiği bir ortamdan daha henüz hiç tanımadığı bir ortama girmiştir. Doğal olarak çocuk yoğun bir kaygı duygusu  yaşar. Ancak  çocuk ortamına alıştıktan  sonra belli bir zaman dilimi içinde ortadan kalkar.Okuldan eve döndüğünden evde anne-babasını bulamayacağını düşünmesi ya da eve geldiğinde anne-babasının hasta olduğunu görmesi gibi önceki yaşantısından da kaynaklanabilir.Bazen,çocuklarından ayrıldıkları için kendileri de huzursuz   olan anne-babalar çocuğun okul korkusunu bilmeyerek  pekiştirirler. Çocukların daha sonra kolayca kullandıkları kendileri tarafından fark edilmeyen  sinyaller verirler..                                                                                 

                                                                                                                        
ÇÖZÜM İÇİN ÖNERİLER

Çocuğa günün akışı hakkında bilgi verin:  
Orada neler yaşayacağını anlatıp onun da neler hissettiğini anlatmasını sağlayarak  anlaşıldığı duygusunu yaşatın.Arkadaşları ile güzel  zaman geçireceğini ve bundan çok hoşlanacağını söyleyin.Vazgeçemediği ve sevdiği bir oyuncağını okula beraberinde getirmesine izin verin.

Korkuları hakkında konuşmaya teşvik edin:
Onu yatıştırın ve onun sadece belli bir zaman dilimi içinde orada bulunacağını  söyleyin.Onun duygularını anladığınızı hissettirin.Anlaşıldığını düşünmek onu bir ölçüde de olsa rahatlatacaktır.

Okula devam etmesi ve karşı çıkmaması karşılığında daha sonra verilmek üzere bir takım küçük ödüller sunun.

Okula düzenli devam etmesi konusunda ısrarlı olun:
Örneğin yakınmaya devam etse bile giyinmesine,servise binmesine yardım edin.Muhalefet etmeye devam etse bile sınıfa girmesine eşlik etmek,yerleştirmek ve ardından sınıfta bulunması gerektiği konularında ısrar edin.

Bir kere bile çocuğun bu konuda kazanmasına izin verilirse sorunun  daha da pekişeceği akıldan çıkarılmamalıdır.Unutulmamalı  ki,çocuk bu kuralı zorlamaya çalışıyorsa bu noktada pes etmek en başa dönmek  demektir.

Eğer  sorunu çözmek artık  çok daha zor hale gelmişse okuldan  yardım isteyin.


Ebru Sanbay
Düşler evi Anaokulu
Rehberlik Birimi
Anaokulu Hakkında Bilgi Almak İçin Tıklayınız
www.duslerevi.k12.tr
]]>
<![CDATA[Anaokuluna başlayan çocuklara nasıl davranılmalıdır]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-psikolojisi/cId/anaokuluna-baslayan-cocuklara-nasil-davranilmalidir
Öncesinde kural ve sınır öğretilen, sabretmeyi ve beklemeyi öğrenen ve anne ile bağımlılık ilişkisi yerine bağımsızlık özelliğini kazanan bir çocuk yuvaya başlamak konusunda pek bir sorun yaşamayacaktır.

Anne-babanın çocuğun gideceği yuvayı çocuk olmadan seçmeleri ve karar verdikten sonra çocuğu götürmeleri uygundur. Çünkü seçme kararı çocuğa verildiğinde bizim için önemli olmayan kriterler çocuklar için önemli olabilir ve belki de pek uygun olmayan bir yuvayı çocuğumuz istediği için seçmek zorunluluğu oluşabilir. Biz de bunun etkisinde kalabiliriz.
Çocuk için uygun yuvaya karar verdiğimizde çocuğa bundan sonra oyun oynayabileceği, arkadaş edineceği ve yeni bilgiler edineceği bir okula gideceği söylenmelidir ve bir gün sadece ziyarete gidilmelidir. Ziyaret saatinin çocukların eğlenceli bir aktivite saati olması yararlı olabilir. Tüm yuvayı gezdikten ve kendi öğretmenini tanıştırdıktan sonra yuva yetkilisi çocuğa yuva hakkında bilgiler verebilir. İlk gün fazla kalınmadan dönülmelidir. Özellikle 3 yaşındaki çocuklar için çocuk istekli de ilk hafta günde 1-2 saatten fazla yuvada kalmaması uygun olmaktadır. İkinci hafta 3-4 saate çıkarılabilir. Mümkün ise dönem boyunca, değilse hiç değilse 2 ay boyunca çocuğun yarım gün yuvaya devamı daha uygun olmaktadır. Çünkü 3 yaş grubu çocuklar için tüm gün program psikolojik olgunlaşmalarının yetersizliği nedeniyle fazla yoğun gelebilmektedir.

Yeni başladığı dönemde çocuğa fazla soru sormak, yuvayı fazla övmek, ne yediğiyle fazla ilgilenmek, sık sık yuvaya gidip bakmak çocuğun uyumunu bozabilmektedir. Çocukla ilgili bilgileri çocuğunuz yanınızda değilken yuva yetkilisinden almalısınız. Çocuğu sorularla bunaltmak yerine kendi anlattığı bir şey olursa onu dinleyip, ne kadar takdir ettiğinizi ve okula başladığı için onunla ne kadar gurur duyduğunuzu belirtebilirsiniz.
Her şey yolunda gidiyor görünürken bile bir gün birden bire çocuğunuz yuvaya artık gitmek istemediğin belirtebilir. Paniğe kapılmadan sıkıntısının ne olduğun anlamaya çalışmalısınız. Çünkü çocukların yuvaya gitmek istememeleri genellikle yuva ile ilgili bir sorun olmamaktadır. Bazen yeni bir kardeşin geliyor olması, bazen anne ile ilgili sıkıntılar, bazen evde olan bir huzursuzluk gibi bir çok neden çocuğun yuvaya gitmek istemediğin belirtmesine neden olabilmektedir. Bu durumda yuvadaki uzmanlarla görüşüp onlardan yardım almalısınız.
]]>
<![CDATA[Çocuklarda Duruş Bozukluğu]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/cocuklarda-durus-bozuklugu
Bu duruş bozukluklarından en sık görüleni halk arasında kamburluk olarak bilinen ve tıp dilinde kifoz olarak ifade edilen duruş bozukluğudur. Bu bozuklukların arttığı bilimsel çalışmalarla da ortaya konulmuştur. Yapılan araştırmalardan birinde her 5 kişiden 3’ünde kamburluk sorunu olduğu ortaya konmuştur.

Duruş bozuklukları neden artıyor?

- Modern yaşam koşulları, günlük hayat içindeki koşuşturmaca,

- Yerçekiminde etkisi,

- Çok küçük yaşlardan itibaren ağır sırt çantası taşımak,

- Çocukların okulda kendi boylarına uygun olmayan okul sıralarında oturması,

- Evde masa başında çalışırken ya da elektronik oyunlar oynarken sürekli hatalı oturuşlar sergilenmesi.

Bu pozisyonların büyük çoğunluğunda sırtımız öne doğru eğilmiş pozisyondadır bu durum kamburluğun neden en sık görülen duruş bozukluğu olduğunu açıklamaktadır. Duruş bozuklukları için önlem alırken yerçekiminin süre gelen etkisi mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Alınacak tedbirlerin günlük hayatın her anına yayılması ve çocukların bu konudaki bilgi seviyesinin arttırılması gerekmektedir.

Duruş bozukluklarında temel şikayetler

Duruş bozuklukluğu sorunu olan kişilerin ilk şikayetleri görülme yaşı kaç olursa olsun sırt ve omuzlarda görülen ağrı ya da gerginliktir. Örneğin kamburluk sorununda öne doğru eğilmiş olan omurgayı dengede tutmak için normalden daha fazla uğraş veren kaslarımız yorulur ve dinlenme fırsatı bulamazlar. Kaslarımızda meydana gelen aşırı yorgunluk ve eklemlerin aşırı yüklenmesi ağrı ve gerginlik gibi şikayetlerin oluşmasına neden olur. Literatürde ağrı ve gerginlik şikayetinin gün geçtikçe yoğunlaşacağı ve beraberinde uyuşma karıncalanma gibi belirtilerin de görülebileceği ifade edilmektedir. İleri derecede duruş bozukluğu sorunu olan kişilerden bazen sorunun çözümü için cerrahiye kadar gidilmektedir.

Duruş bozukluğu için ne zaman tedbir alınmalıdır?

Duruş bozukluğu sıklıkla çocukluk çağında dikkatli annelerin gözlemi sonucunda fark edilmektedir. Eğer sorun gözden kaçmış ise çocuk çoğu zaman sırt ya da bel ağrısından şikayet ederek bu soruna işaret eder. Şikayetler genellikle hareket etmekle azalan hareketsiz kalmak ya da vücudu zorlayan aktivitelerde artan karakterdedir. Sorunun fark edildiği ilk andan itibaren tedbir alınmalıdır, tedbir almakta gecikilen her anın duruş bozukluğunun etkilerini arttıracağı unutulmamalıdır. Duruş bozukluğu olan bir çocuk önlem alınmadığında ilerleyen zamanda duruş bozukluğu olan bir genç nihayetinde duruş bozukluğu olan bir yetişkin olarak hayatına devam edecektir.

Çocuklarda duruş bozukluklarının diğer nedenleri

— Hızlı boy uzaması: Hızlı boy uzaması ile kemikler ile kaslar arasındaki uyum bozulabilmektedir. Uyluk kemiğinin çok hızlı uzaması ile arka tarafta yer alan ve hamstring adı verilen kas arasındaki uyumun bozulması ile çocuğun esnekliğinde bir bozulma meydana gelir. Kaslar arasındaki bu uyum bozukluğu ilerleyen dönemde duruş bozukluğuna neden olabilir. Çocuğunuzun esnekliği Bu dengenin bozulup bozulmadığını test etmenin en hızlı yolu aşağıdaki gibi ayaklara uzanmasını istemektir. Eğer çocuk dizleri düz olacak şekilde ayaklarına uzanabiliyorsa esneklik durumu genel olarak iyidir. Ellerin ayaklara olan mesafesi ne kadar fazla ise esnekliğin o kadar kaybedildiği düşünülmektedir. Esnekliğin kaybı vücudu belirli şekilde hareket etmeye zorlar ve bu hareket şekli bir süre sonra hatalı bir alışkanlık olarak yerleşik bir hal alır.

— Ergenliğin neden olduğu psikososyal süreçler: Ergenlik karmaşık bir süreçtir ve pek çok genç bu dönemde içe kapanma ya da stres benzeri psikolojik reaksiyonlar göstermektedir. Bu reaksiyonların vücuttaki yansıması omuzların öne düşmesi ve sırtın kamburlaşmasıdır. Vücudun duruş şekli ile özgüven algısının birbiri ile ilişkili olduğu pek çok bilimsel çalışmada gösterilmiştir. Ergenlik çağının özgüvenin gelişim süreci olduğu ve bu geçişte duruş bozukluklarının tetiklenebileceği hatalı alışkanlıkların bu dönemde yerleşik bir hal alabileceği pek çok yayında belirtilmektedir. Kız çocuklarında bu sürece ek olarak göğüslerin gelişiminin de kamburlaşmada etkili olduğu belirtilmektedir.

Uzman Fizyoterapist / Ergonomi/ Postür Danışmanı Murat Dalkılınç

Kaynak: anneyiz.biz
]]>
<![CDATA[Çocuğum Anaokuluna başlıyor.]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/okul-oncesi-egitim/cId/cocugum-anaokuluna-basliyor
Okula uyum sürecinde aile ve okul birlikte çalışmalıdır. Aile ve okul tarafından uygulanan davranış biçimleri aynı olmalıdır.

Uyum süreci; bilişsel süreç  ve davranışsal süreç olarak iki aşamalı yapılmalıdır .

1) Bilişsel Süreç;  Aile ; çocuk anaokuluna başlamadan önce  çocuğu  okul ve orada karşılaşacağı durumlarla ilgili bilgilendirmelidir. Başlangıç aşamasında yanında ve güvende olacağı hissettirilmelidir. Aksi halde çocuk, annesinin onu bırakıp gideceği, yalnız kalacağı duygusunu yaşar. Bu duygu uyum sürecine zarar verir. “Okula gideceksin, sen artık büyüdün” ifadesi bazı çocuklarda endişe yaratabiliyor. Bu nedenle okul kelimesinden çok “oyun oynanılan yer” ifadelerinin kullanılması daha  yararlıdır.

2) Davranışsal Süreç; Çocukla okula gitmeden önce öğretmeni ile tanışmanız ,çocuğunuzun kişilik özelikleri , sevdiği oyunlar, hassas olduğu konular ile ilgili bilgi vermeniz de çok yararlıdır. Öğretmen; bu bilgilere sahip olursa çocukla daha kısa ve hızlı bir şekilde iletişim kuracaktır. Bilişsel süreçte okulla ilgili genel fikre sahip olan çocuğunuz artık okulu görmeye daha fazla hazırdır. O gün uykusuz olmamasına , hasta olmasına ve farklı bir stresel süreç yaşamamasına dikkat etmelisiniz. Aksi halde yaşanılan huzursuzluk okul kavramı ile birleşecek ve okula uyumunu  zorlaştıracaktır.

İlk Gün!  İlk karşılaşma anında ; öğretmeni ile sıcak iletişim en önemlisidir. Bunun için kontrol çocukta olmalı ve  güven duygusunun geliştirilmesine başlanmalıdır. İlk gün  sıkılmaması çok önemli olduğundan  okulda geçirilen süre çok uzun olmamalıdır. Yemek ve uyku gibi aktiviteler ertelenmelidir. Aksi halde çocuk  okulla ilgili yemek yedirilen ya da uyutulan bir yer düşüncesine sahip olacaktır. Çocuğun yanında olan kişi ( anne, bakıcı , anneanne) ; öğretmenle kaynaşmanın sağlanması için mekansal olarak biraz uzakta durabilir. Bu konuda öğretmen  aileyi çocuğun beklentilerine göre yönlendirmelidir.

Başarılı geçen ilk günün ardından ; keyifli bir eve dönüş süreci okulla ilgili olumlu düşünceleri pekiştirecektir. Evde ; öğretmenin ismi  ve okulda yapılan  aktiviteler hatırlatılabilir. İkinci gün ; süre biraz daha uzatılır . Gün içerisindeki gereksinimlerin karşılanmasında öncelik öğretmenindir. Eğer çocuk istemezse bu konuda zorlanmamalıdır .
     
Ayrılma sürecine ; çocuk kadar anne de  hazır olmalıdır. Anne endişelerini hissettirdiği ve çocuktan aşama aşama  uzaklaşmadığı sürece çocuğun okula uyumu zorlaşacaktır. Eğer çocuk anneye çok fazla bağlıysa, anne duygusal olarak hazır değilse alıştırma aşamasında bir başkası görev almalıdır.
                        
Uyum sürecinde; birkaç hafta süren huysuzluk ve uykusuzluk dönemleri yaşanabilir. Anneye bağımlılık artabilir. İştah azalabilir ve uyku düzeni bozulabilir. Gece korkulu rüyalar görülebilir. Bu  davranışlar oldukça doğal  tepkilerdir. Çocuk  uyum sağlamaya başladıkça ortadan kalkacağından endişelenilmemelidir.  Sorun uzun süre devam ederse okul psikoloğu ile görüşülmesi ya da dışarıdan bir uzman desteği alınması yararlı olacaktır.


Ailenin kararlı olması ve okulla uyum içerisinde çalışması çok önemlidir. Endişeler okul psikoloğu, pedagogu , yönetim ve öğretmen  ile paylaşılabilir.

Her çocuğun okula uyum süresi birbirinden farklıdır.  Bu nedenle başka çocuklarla asla kıyaslanmamalıdır. Bu süreç çocuğun kişilik yapısına ve ailenin yetiştirme biçimine göre değişebilmektedir.

Okul öncesi dönem; bir çocuğun gelişiminde çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle başarılamamış  her uyum süreci  çocuğun gelişimine zarar verecektir. Bu dönemde çocuğa anlayış ve sabır gösterilmelidir. Zorlama  biçimindeki davranışlar çocuğun duygusal gelişimine ve psikolojisine zarar verir . Bu nedenle okul seçerken ; okulda bir pedagog ve psikoloğun varlığına dikkat etmelisiniz.

Psikolog Eda Gökduman
www.edagokduman.com]]>
<![CDATA[Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-psikolojisi/cId/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugu Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar üç ayrı grupta ele alınmaktadır:
A. Hem dikkat hem aşırı hareketlilik-dürtüsellik sorunu olanlar;
B. Sadece dikkat sorunları olanlar;
C. Sadece aşırı hareketlilik-dürtüsellik sorunu olanlar.
Aşırı Hareketlilik: Çocuklar erişkinlere göre daha canlı ve hareketlidir. Ancak bu hareketlilik çocuğun kendi yaşıtlarıyla karşılaştırıldığında belirgin düzeyde daha fazla olduğunda aşırı hareketlilikten söz edilmektedir. Ayrıca bu hareketlilik, oyun,anaokulu ve okul gibi günlük işlevlerde çocuk aile veya öğretmenler için sorun oluşturulduğunda aşırı hareketlilik diye nitelendirilmektedir.

Dikkat Sorunları: Dikkatin bir noktaya toplanabilmesinde güçlük, dış uyaranlarla dikkatin çok kolay dağılabilmesi, unutkanlık, eşyalarını ve oyuncaklarını sık sık kaybetme ve düzensizlik gibi belirtiler dikkat sorunları bulunduğunu göstermektedir.
Dürtüsellik: Acelecilik,istekleri erteleyememe,sorulan sorulara çok çabuk yanıt verme, başkalarının sözlerini kesme ve sırasını beklemekte güçlük çekme gibi özellikler dürtüsellik sorunları bulunduğunu düşündürür.
Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğuna Eşlik Eden Belirtileri ise;
a-) Dağınıklık,düzensizlik
b-) Dalgınlık, hayal kurma
c-) Tutarsızlık
d-) Koordinasyon güçlükleri, sakarlık
e-) Bellek sorunları
f-) Uyku sorunları
g-) Sosyal ilişkilerde sorunlar
h-) Saldırgan davranışlar
i-) Özgüven ve öz saygının azalması
Her çocukta bu belirtilerin tümü bulunmayabilir. Tanı için bu belirtilerin görülmesi şart değildir, ancak bunların var olması tanıyı destekler. “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu” tanısının konulmasıyla ilgili en önemli konulardan birisi, bu belirtilerin nerelerde görüldüğüdür. Bir kişide “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu” var diyebilmek için en az iki alanda bu belirtilerin bulunması gereklidir. “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu” kız ve erkek çocuklarında görülme sıklığı farklılık göstermektedir. Erkek çocuklarında görülme olasığı kız çocuklarından 4-8 kat daha yüksek oranda bulunmaktadır. Ayrıca erkek çocuklarında aşırı hareketlilik, yıkıcı davranışlarda bulunma ve dürtüsellik belirtileri gösteren tip belirtileri daha fazlayken, kız çocuklarında daha çok dikkatsizlik belirtileri gösteren tipin daha fazla olduğu bilinmektedir. Dikkat eksikliği olan kız çocukların bu belirtileri çoğunlukla önemsenmediğinden veya tembellik diye geçiştirildiğinden çocuk psikiatristine başvuruları erkeklere göre daha düşüktür.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu nedeni bilinmeyen heterojen bir bozukluktur. Frajil-X, fetal alkol sendromu, çok düşük doğum ağırlığı ve daha seyrek olarak da genetik kökenli tiroid bozuklukları gibi durumlar Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu belirtileri gösterirler. Ancak böylesi olgular tüm Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların çok küçük bir bölümünü oluşturmaktadır. Konu ile ilgili araştırmalarda bazı olası sebepler ileri sürülmektedir :
a. Genetik nedenler
b. Beyin hasarı
c. Nörotransmitterler
d. Gıda-katkı maddeleri ve toksik maddeler
e. Psikososyal etkenler
Genetik ilişki ile veriler ilk defa bu çocukların yakınları ile yapılan çalışmalardan elde edilmiştir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların birinci derecede akrabalarında bu bozukluğa 4-5 kat daha sık rastlanmaktadır. Özellikle birinci ve ikinci derece akrabalar ile yapılan aile çalışmaları hiperaktif çocukların ailelerinde antisosyal kişilik bozukluğu, histeri, alkolizm ve madde kullanımının daha sık olduğunu ortaya koymaktadır.
“Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu” ülkemizde toplum tarafından yaygın olarak bilinmemesine karşın tüm dünyada çok uzun yıllardan beri bilinen bir bozukluktur.Bu bozukluk ilk olarak 1902 yılında George Stil adındaki bir İngiliz doktor tarafından tanımlanmıştır. O yıllarda, bu bozukluğun, sadece çocukların yetiştirilmesindeki yanlış tutumlara bağlı “yaramazlık” sorunu olduğu ve sadece ailenin çocuğa çok sert davranmasıyla çözülebileceğine inanılmaktaydı. Oysa ki günümüzde çok sert tutumların “Dikkat Eksikliği HiperaktiviteBozukluğu” belirtilerini azalmaktan çok arttırabileceği, özellikle dayağın sorunu içinden çıkılmaz bir hale dönüştürdüğünü görmüştür. 1950’li yıllarda Metilfenidat (Ritalin) adlı ilacın “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu” tedavisinde yararlı olduğu bulunduktan sonra “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu”na olan ilgide büyük artış görülmüştür. 1960’lı yıllarda hastalığın oluşumunda kalıtım(genetik geçiş) gibi biyolojik etkenlerin çok önemli bir rol oynadığı görülmüştür. Hatalı anne-baba tutumları, çocuğun kişilik özellikleri ve çevresel etkenlerin hastalığın oluşumunda temel özellikler olmadığı belirlenmiştir. 1980’li ve 1990’lı yıllarda sürdürülen araştırmalar “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu”nun sadece çocukluk yıllarında görülebilen ve kendiliğinden düzelen bir hastalık olmadığını ortaya koymuştur. Günümüzde çocuklarda olduğu gibi ergenlerde ve erişkinlerde de “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu” görülebildiği gibi ve çocuklarda uygulanan benzer tedavi yöntemleriyle düzelme sağlanabileceği bilinmektedir.


]]>
<![CDATA[Sağlık kontrolleri çocukların okul başarısını etkiliyor]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/saglik-kontrolleri-cocuklarin-okul-basarisini-etkiliyor
Çünkü onlar sürekli gelişme ve büyüme halindeler. Büyüme ve gelişmelerini sürdürmelerinin ilk şartı ise sağlıklı bir beden ve ruha sahip olmaları. ışte bu nedenle “çocuk hastalıkları” değil, “çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı” eğitimi alan bir uzmanlık alanı var.

Çocuk ve gençler bir yandan büyüyüp gelişirken bir yandan da beden ve ruhlarını geleceğe hazırlıyorlar. Bunların sürdürülebilir olması için eğitimlerinin aksamaması gerekiyor. Sağlıklı çocuk ve gençler okula daha düzenli devam ediyor, derslerinde daha başarılı oluyor. Öğrenmeleri, öğrendiklerini hayat tarzı haline getirmeleri ve gerektiğinde kullanmaları olasılığı artıyor.
Göz, diş, kemik, kas ve diğer doku-organ gelişimleri düzenli olmayan, aşı ve benzeri koruyucu uygulamaları zamanında yapılmayan, beslenmesi yetersiz, uykusu sorunlu çocukların okul başarıları düşük oluyor.

NELER ÖNEMLİ

Okul çağı çocuklarını bekleyen birçok hastalık var. Bunların başında üst solunum yolu enfeksiyonları, özellikle “Beta Homolitik Streptokoklar” ile ilişkili olanlar geliyor. ıdrar yolu enfeksiyonları da sık görülebiliyor. Bu nedenle el, ağız ve tuvalet hijyeninin mutlaka öğretilmesi gerekiyor. Kansızlık da sık görülen sağlık sorunlarından biri. Ayrıca belirli aralıklarla diş, göz ve kulak muayenelerinin yapılması şart.

Özellikle okula yeni başlayan çocuklarda göz muayenesi çok ama çok önemli. Görme bozukluğu, öğrenme yeteneğini doğrudan etkiliyor. Ayrıca işitme testlerini de yaptırmak gerekiyor.

KOLESTEROLÜ VE TANSİYONU ÖLÇÜLMELİ

Gençlerde özellikle dikkat edilmesi gereken konuların başında kan yağı artışları, yani kolesterol, trigliserid problemleri geliyor. Özellikle ailesel problemi olanlarda bu konuya dikkat etmek gerekiyor. Kan basıncının yılda bir kez ölçülmesi de önemli bir nokta. Kilo problemi olan çocuklara öncelik vermek şartıyla, yorgunluk, yavaşlık, halsizlik gibi işaretleri olanlarda tiroid sorunlarının araştırılması tavsiye ediliyor.

Özetle okulların açılmasının bir hayli yaklaştığı şu günlerde, çocuklarınızın -ilkokul, lise, hatta üniversite çağı fark etmiyor- sağlık kontrollerini yaptırmanızda fayda var.

İlk göz muayenesi ne zaman yaptırılmalı

Daha yeni doğan döneminde iken her çocuğun göz yönünden kısa bir değerlendirmeden geçmesinde fayda var. Bu değerlendirmeyi ilk üç ay içinde yapmak iyi olur. Her ne şart altında olursa olsun, bir yaş civarında her çocuğun rutin bir göz değerlendirmesinden geçmesi gerekiyor. Çünkü göz gelişimi, daha doğrusu görmenin gelişmesi ilk 8-10 yıl boyunca devam eden bir süreç.

Çocuklarda sık görülen göz problemleri

Göz tembelliği anne ve babaların korkulu rüyası haline gelen göz problemlerinden biridir. Eğer erken yakalanabilirse, özellikle ilk bir yıl içinde belirlenebilirse -çünkü önemli bir özelliği de herhangi bir belirti vermemesidir- tamamen ortadan kaldırılabiliyor.
Çocuklarda şaşılık, gözyaşı kanal tıkanıklıkları ve kırma kusurları da sık görülen görme problemleri arasında gösteriliyor. Bana sorarsanız yeni okula başlayacak her çocuğun dikkatli bir göz muayenesinden geçmesi gerekiyor.

Prehipertansiyona dikkat edin

Prehipertansiyon, erken dönem hipertansiyon anlamına da geliyor. Bu dönem tansiyonun henüz çok yüksek olmadığı, yani sistolik (büyük) kan basıncının 12-14, diasistolik (küçük) kan basıncının 8-9 arasında bulunduğu dönemdir.
Bu dönemde yakalandığında tuz tüketimini azaltmak (en azından sofradan tuzluğu kaldırmak), sodyum oranı düşük bir beslenme planı uygulamak, paketlenmiş besinlerden (konserveler, turşular ve şişelenmiş meşrubatlardan) vazgeçmek, potasyumu bol (muz, patates, kayısı, portakal), magnezyumu zengin (ceviz, badem, fındık), posası yüksek sebze ve meyvelerle bir beslenme planı yapmak, kilo kontrolünde ısrarlı davranmak, alkol ve sigarayı bırakmak, sorunu daha “tasarım aşamasında”yken çözmenizi ya da en azından mümkün olduğu kadar ileri yaşlara ötelemenizi sağlayabiliyor.
Eğer 40 yaş üstü biriyseniz, tansiyonunuz normal bile olsa en geç altı ay ara ile kan basıncı ölçümünüzü tekrarlayınız.

Cinsel ilişkide kanama neden olur

Cinsel ilişki sırasında veya sonrasında kanama olması normal değildir ve mutlaka doktora gitmeyi gerektirir. Bazı kanamalar, örneğin menopozda vajinal kuruluğa bağlı olanlar, kolayca tedavi edilebilir. Ancak bazı durumlarda ilişki sonrası kanamanın altında önemli bir sebep yatabilir:
* Rahim ağzı enfeksiyonu (servisit)
* Cinsel yolla geçen hastalıklar (klamidya, bel soğukluğu gibi)
* Rahim ağzı polipleri
* Rahim ağzında erozyon, ektropion
* PID-Genital organ iltihaplanması
* Myomlar
* Vajina, rahim ağzı veya rahim kanserleri

DR. ERHAN CANKAT

Omega-3 desteğini kimler, ne miktarda almalı

Eğer haftada 3-4 kez balık yiyen biri değilseniz, balık yemediğiniz günlerde 500 mg.’lık Omega-3 kapsüllerinden (EPA/DHA) bir veya iki adet alın. Omega-3’ü yemeklerle birlikte almak faydalanma olasılığını artırıyor.
Trigliserid yüksekliği ya da bellek kaybı gibi herhangi bir sorunun tedavisi için kullanmadığınız sürece yüksek dozda Omega-3 almanıza gerek yok. Bu dozlar ihtiyacınız olan Omega-3 desteğini kazanmanız için yeterli olacaktır.
Omega-3 desteğinden bilhassa kolesterol problemi olanların, trigliseridi yüksek bulunanların, şeker hastalarının, yaşlıların faydalanmaları tavsiye ediliyor.

Prof.Dr.Osman Müftüoğlu



]]>
<![CDATA[Okul Öncesi Oyun Grubu Nedir...]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/okul-oncesi-egitim/cId/okul-oncesi-oyun-grubu-nedir sağlanan çocuk beraberlikleri çoğu zaman oyuncak paylaşamama, yeme ve uyku saatleri çakışması yada ebeveynlerin demokratik yaklaşımı ilke edinememeleri yüzünden verimsiz
olur.

Çocuklarının tam yada yarım günlük eğitim programlarına başlamasını da henüz erken bulan ebeveynler için günün belirli saatlerinde oyun oynayacağı yer arayışı başlar. İşte o zaman
“Oyun Grubu” devreye girer.

Son yıllarda pek çok ebeveynin aklını meşgul eden bu soruya cevap arayalım “Oyun Grubu” nedir? Oyun grubu çalışmaları hangi yaşları ve çalışmaları içermelidir?

Uzun yıllardır okulöncesi eğitimin içinde yer almasına karşın son yılların moda deyimi “Oyun Grubu” 2 yaşından itibaren, eğitim kurumlarında, yaş aralığı birbirine yakın çocukların önceden belirlenmiş gün ve saatlerde okulöncesi eğitmenleri tarafından düzenlenen ve rehberlik edilen, planlı oyun aktivitelerinde bulunmasıdır.

Burada dikkat edilmesi gerekenler;
1.Yaş aralığı ;2 yaş öncesi, grup oyunları için çocukların hazır olmadığı bir dönemdir. Bireysel ilgi ve dikkatin gösterilmesi gereken yaşamın ilk 2 yılından sonra grup aktiviteleri tavsiye edilir. Grup en fazla aynı yıl içinde doğmuş çocuklardan oluşmalıdır.İlgi,gereksinim
ve dikkat süreleri denk olmalıdır ki grup oyunlarında istenen verim elde edilebilsin
2. Gruptaki çocuk sayısı; Grup en fazla 8-10 çocuktan oluşmalıdır. Çalışma sırasında
eğitimci tüm çocukları gözlemleyip çalışma sonunda değerlendirme yapabilmelidir.
3.Gruba oyun planlayıp rehberlik edecek kişinin eğitimi; Okulöncesi eğitmenleri bu konuda
yeterli bilgi ve donanıma sahiptir. Çocuk gelişimi ve eğitimi yada okulöncesi öğretmenliği
alanında yüksek öğretim almış olması önemlidir.
4.Belirli bir plan içermesi ;Oyun grubu bir grup çocuğun genel oyun parklarındaki gibi başıboş oynaması değildir. Grup eğitimcisi önceden oyunun planlamasını yapmalı belirlenen
süreye göre sakin-hareketli-kurallı-yaratıcılığı destekleyen-el becerisi geliştiren-duyuları destekleyen vb..oyunları rehberlik ederek grubuna sunmalıdır.

Gerekli bilgi ve dikkatle hazırlanan bir oyun çalışması çocuğun tüm gelişim alanlarına olumlu yansımalar yapar. En iyi oynayarak öğrenen çocuklarımız bu çalışmalarla aynı zamanda paylaşmayı, kurallara uymayı, kaliteli vakit geçirmeyi öğrenirler artık enerjilerini atarak rahatlarlar. Hatta grup çalışmalarını izleyen ebeveynler bu çalışmaları ev içi etkinliklere de taşıyabilir.

Sevinç Özlem Demir
Pedagog
İleri Eğitim Kurumları Anaokulu
http://www.cocukyuvaniz.com/daycare/detail/dcId/ileri-egitim-kurumlari]]>
<![CDATA[Çocukların Hayal Gücü - Çocuk Eğitiminde Çocuk Hayal Gücü]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-gelisimi/cId/cocuklarin-hayal-gucu--cocuk-egitiminde-cocuk-hayal-gucu
Hayal gücü tüm insanlar için sınır tanımayan bir kavram olsada çocuklarda çok daha farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır.

Dünyanın gerçekleri, fizik kuralları, madde ve bunun gibi bir çok reel kavrama yabancı bir beyin tarafından üretilen hayallerin yetişkin bir beyinin ürettikleriyle aynı düzeyde olması elbette beklenemez.

Dış dünyaya yabancı ve henüz öğrenme aşamasındaki çocuklar için en büyük risk asla gerçekleşmeyecek hayaller kurmak ve dahada vahimi bu hayallerin etkisi altında kalarak gelişme evresini geçirmektir. Çocukluk döneminde kurulan hayallerin etkisinden çabuk kurtulamayan bireyler gelişim sürecinin sonunda çok büyük hayal kırıklıkları yaşayabilmekte, içine kapanmakta ve hatta hayata küsebilmektedir.

İşte bu noktada görev anne baba ve eğitimcilere düşmektedir, her nekadar hayal gücünün gelişmesi ilerisi için bir gereklilik olsada aşırı hayal gücüne sahip olan ve bu gücün etkisinde kalan çocuklar dikkatle izlenmelidir. Bu durumdaki çocuklar bir uzman denetiminde belli bir süreçten geçerek normalleşinceye kadar eğitime tabi tutulmalıdır. Uzman bir eğitmen tarafından kolayca atlatılabilecek olan bu sürecin ihmal edilmesi durumunda yukarıda saydığımız davranış bozukluklarının ortaya çıkması kaçınılmaz olabilir.

Anne ve babalar çocuklarınıza daha fazla vakit ayırmayı ve onların iç dünyasındaki sese kulak vermeyi sakın ihmal etmeyin.

Kaynak:webilgi.com

]]>
<![CDATA[Çocukların tuvalet eğitimlerinde nelere dikkat edilmeli]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-gelisimi/cId/cocuklarin-tuvalet-egitimlerinde-nelere-dikkat-edilmeli

Yani adeta o artık kendi kendisinin özgürlüğünü ilan etmektedir. İşte tam bu sıralarda çocuğa tuvalet eğitimi verilmesi icab etmektedir. Bu mevzuda ana ve babalara yapılabilecek tavsiye ve telkinlerden bazıları şunlardır:


- Çocuğa tuvalet alışkanlığı, 20 aylık olduktan sonra başlanabilir. Bununla birlikte şu temel ilkeler de unutulmamalıdır.


- Birincisi; hiçbir annenin, çocuğu hazır olmadığı sürece onu tuvalete alıştıramıyacağı gerçeğidir.


- İkincisi; çocuk ödüllendirilmeyi ve sevilmeyi bekler. Çocuğunuzla ilişkileriniz iyi değilse, onu tuvalete alıştırmakta güçlük çekersiniz.


- Üçüncüsü; çocuğunuz kaslarını kontrol etmesini öğrenmeden bu işe girişmeyiniz.


- Dördüncüsü ise; tuvalete alışmak, kolay ve basit bir işlem olarak görünürse de, çocuk için hiç de öyle olmadığı unutulmamalıdır. (2 Haziran 1997 - Akit)


Tuvalet eğitimi ile alakalı en başta düşünülmesi ve akılda bulundurulması icab eden bu mühim ilkelerden sonra tavsiye ve telkinlere geçelim:


-Tuvalet alışkanlığı konusunda telaşlanmaya gerek yoktur.


- Tuvalet eğitiminde çocuğu zorlamayınız. Ürkütmeden alıştırınız.


- Tuvalet eğitimi için çocuğunuzun hayatında uyum göstermesi gereken yeniliklerin çok olmadığı bir dönemi seçin ve yaklaşımınızın rahat, espirili olmasına özen gösterin.


- Yapacağı şeyleri başarmasını kolaylaştırın. Başarırsa sevincinizi belli edin.


- İki yaşındaki bir çocuk için, bu işin ne denli karmaşık ve zor olduğunu kabul etmelisiniz. Anne ve baba, bu karmaşık, işlemi gerektiği gibi düzenleyemezlerse, çocukta korku, öfke, inat gibi değişik duygular yerleşebilir.


- Her yemekten sonra ve yatmadan önce ya da yataktan kalktıktan sonra çocuk oturağa oturtulmalıdır.


- Oturak rahat olmalı, devrilmemeli ve çocuğu huylandıracak kadar soğuk olmamalıdır.


- Çocuk abdestini yapmadı diye kesinlikle azarlamamalı, anne, hayal kırıklığına uğradığını kesinlikle belli etmemelidir.


- Çocuk azıcık bir şey yapmışsa bile methedilmeli; anne, sevincini belli etmelidir.


- Çocuğu, altını ıslatmamaya alıştırma denemelerinden hiç bir sonuç elde edilemeyişi ya da çocuğun oturağa oturmamak için direnişi, bu konuda vaktin henüz erken olduğunu gösterir. ÇOcuğun cesaretini kaybetmemesi için annenin, kısa bir süre bu işten vazgeçmesi yerinde bir davranış olur.


(Çocuğu anlamak 1. Said Gezer)


]]>
<![CDATA[12 soruda bebeğiniz anlama rehberi]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-gelisimi/cId/12-soruda-bebeginiz-anlama-rehberi

1-Emziren anne üşütünce kendi karnı ağrır, bebeğe bir şey olmaz!


Anne üşütürse en fazla kendi karnı ağrır, zira soğukta bağırsak kasılma ve hareketleri hızlanır, bu da karın ağrısı olarak hissedilir. Ancak bu fiziksel durumun süt yoluyla bebeğe geçmesi söz konusu değildir.


2-Anne gazlı içecek tüketirse bebekte gaz olmaz


Gazlı içecekler, sıkıştırılmış karbondioksit içeren sıvılardır. Bunlar içildiğinde açığa çıkan serbest karbondioksit midede gaz baloncukları şeklinde şişkinliğe yol açar. Ancak bu gaz baloncuklarının süt yoluyla bebeğe geçmesi fiziksel olarak imkansızdır.


3-Bebek yeşil kaka yapıyorsa araştırmak gerekir


Bebeğin kakasının yeşil olmasına neden olan çok sayıda sebep vardır. En temel neden bağırsak pasajının hızlanmasıdır. Bağırsak hareketini artıran her türlü fiziksel ve kimyasal etken bebeğin kakasının yeşil olmasına neden olur.


4-Tırnaklarını kesmek için kırkının çıkmasını beklemeyin


Bebeğin tırnakları, tırnak yatağını ne zaman geçerse o zaman kesilir, bunun için kırkını beklemeye gerek yoktur. Bazen bebek doğduğunda bile kesilebilecek kadar uzun olabilir.


5-Hava sıkışınca hıçkırık olur


Bebeğin hıçkırması temel nedeni midede sıkışıp kalan bir hava cebininin mideden dışarı diyafram kasına doğru bir baloncuk oluşturup bu kası uyarmasıdır. Sıkışan bu hava kitlesi geğirilip çıkıncaya kadar hıçkırık devam eder.


6-Ağlayan bebeği sık sık kucaklayın


Yenidoğan bebeğin, dünyada yapayalnız, savunmasız ve çaresiz olarak, kendini güvende ve huzurlu hissedeceği tek ortam olan anne kucağından şımaracağı gerekçesi ile mahrum kalması ne acı! Bebeklerinizi her ağladıklarında kucaklayın.


7-Şekerli suya alışınca memeyi reddeder


Günümüzde anne sütüne yakın formül mamalar varken şekerli suyla bebeğin beslenmesi gereksiz hatta zararlı bir davranış olabilir. Zira şekerli suyun tadına alışan bebek anne memesini reddedebilir.


8-İlk 3 ay bebeğe yalancı meme vermeyin


Anne-babaların en büyük isteği bebeklerinin bir an önce yalancı emziğe alıştırıp bebeğin ağlama krizlerinden kurtulmaktır. Ancak bebeğin yalancı emziği tutmak için yaptığı dil damak dudak hareketleri anne memesini emerken yaptığından çok farklıdır. İlk günlerde bebekler yalancı emziği tutmakta çok başarılı görünmezler. Ancak başardıklarında bu sefer de anne memesini kavramakta zorluk çekerler. Bu nedenle mümkünse ilk 3 ay bebeklere yalancı meme verilmemelidir.


9-Bebek annesinin memesini bulunca rahatlar


Tek bildiği sıcak anne kucağı ve anne memesidir. Ona kavuşunca doğru yerde olduğunu hisseder, rahatlar. Dolayısıyla karnı tok bile olsa yenidoğan bebek, sürekli doğru yeri bulana kadar aranmak durumundadır.


10-Bebeğin memesinde süt toplanırsa geçmesini bekleyin


Anneden gecen hormonların etkisiyle yenidoğan bebeğin memelerinde bazen süt toplana bilir, buna hiç el sürmemek en iyisidir. Bu, birkaç hafta içinde zaten kendiliğinden geçecektir. Masaj, memede enfeksiyon ve apseyle sonuçlanabildiğinden önerilmemektedir.


11-Bebeğin sık hapşırması reflekstir


Yenidoğan bebekler genellikle doğum sırasında burunlarında bulunan salgı ve mukusu atmak için sık sık hapşırırlar. Bu tamamen refleks bir olay olup üşütme ile ilgili değildir.


12-Göbeğinde fıtık varsa kendiliğinden geçer


Göbek fıtıkları, değil ceviz portakal büyüklüğünde bile olsa genellikle kendiliğinden geçen oluşumlardır. Üzerine bağlanacak cisimlerin bu sürece olumlu ya da olumsuz etkisi olmaz.

]]>
<![CDATA[Anaokulu Çocuğa Neler öğretir ?]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-gelisimi/cId/anaokulu-cocuga-neler-ogretir Anaokulu çocuğun yaşamındaki ilk gerçek sosyal deneyimdir. Çocuğun merkez olduğu ve tüm ilginin üzerinde olduğu bir ortamdan uzaklaşıp ilgiyi, sevgiyi paylaştığı, bir düzen içinde grup halinde hareket ettiği, beklemeyi, sabretmeyi öğrendiği, tüm ihtiyaçlarını karşılaması için desteklendiği ilk ortamdır. Çocuk yuvaya giderek öncelikle düzen öğrenir. Her gün aynı saatte kalkıp, aynı düzen içinde okuluna gitmektedir. Bu ev yaşamında da düzen sağlar. Belirli bir saatte yatmayı, düzenli olarak kahvaltı etmeyi öğrenir. Düzenli ve sürekli arkadaşlıkları olur. Arkadaşlarını aramaya, onlar tarafından aranmaya başlar. Arkadaşlık ve arkadaşlarıyla paylaştıkları önemli olmaya başlamıştır. Anne-babası dışında öğretmeni ve okuldaki arkadaşları hayatında önemli olmaya başlarlar. Başka insanlarla ilişki kurmayı ve sürdürmeyi öğrenir. Evde ortaya çıkan sorunlarda sorun çözmek zorunda kalmayabilir ancak yuvada örneğin oyuncağını paylaşması gerektiğinde uygun yöntemle yaklaşamazsa hayal kırıklığı yaşayabilir ve bu yolla zaman içinde problem çözmeyi öğrenir. Kabul görmek, kabul etmek gibi sosyal kavramlar gelişmeye ve önem kazanmaya başlar. Yaşayarak, deneyerek öğrenme fırsatı elde eder. Her tür bilgi grupla etkileşim halinde öğretilmektedir ve mümkün olduğunca çocukların bir çok duyusuna hitap edebilecek bir öğretim planı uygulanır. Bu nedenle çocuğa evde öğretilen sistemsiz ve düz bir bilgiye oranla çok daha kalıcı ve muhakemeye olanak veren zengin bir öğrenme ortamı sağlanmaktadır. Bu tarz öğrenme çocukta sürekli bir öğrenme isteği ve ihtiyacı yaratmaktadır.


Tüm bu bilgi ve deneyimin 6 yaşından önce kazanılmasının asıl önemi çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimi için bu yılların çok önemli yıllar oluşudur. Bu dönemde edinilen bilgiler hem çok kolay öğrenilmekte hem kalıcı olmakta ve öğrenme alışkanlığı geliştirmek açısından önem taşımaktadır. Anaokuluna giden çocukların gitmeyenlere oranlar ilkokulda çok daha uyumlu ve başarılı oldukları bilinmektedir. Ayrıca sosyal uyum ve arkadaşlık geliştirme becerileri açısından okul oncesi eğitim almış olan çocuklar çok daha şanslı olmaktadırlar. Okul öncesi eğitimin başka bir önemi de çocukların gelişimlerinin takip edilmesidir. Çünkü anne-babalar çocuklarının gelişim alanlarını dikkatle takip edebilecek bilgi ve beceriye sahip olmayabilirler. Ayrıca her çocuk gelişiminin bazı alanlarında sorunlar yaşayabilir, ileriki yaşlarda yaşaması olası bazı problemlere ait ipuçları verebilir. Bu belirtileri fark etmenin ve en uygun müdahalenin ne olduğuna karar vermenin en iyi yolu çocuğun anaokulu gibi yapılandırılmış bir ortamda düzenli şekilde takip edilmesidir.


Anaokuluna başlayan çocuklara aileler nasıl davranmalıdır?
Anaokuluna başlama hem aile için hem de çocuk için çok önemli bir ilk adımdır. Aileler bir çok kaygı yaşamaktırlar. Özellikle de anneye fazla bağımlı olan ve evde kural öğretilmemiş, sorumluluk verilmemiş olan çocuklar için anne-babalar daha fazla kaygı duymaktadırlar. Çünkü genellikle bu çocuklar daha fazla uyum problemi yaşamaktadırlar. Çocuklar becerileri gelişmeye başladığı dönemden itibaren kendi ihtiyaçlarını karşılamaları için teşvik edilmelidirler. Ayrıca, yemek, uyku, temizlik vb gibi konularda kurallar öğretilmelidir. Çocuk 2 yaşından itibaren yavaş yavaş nerede nasıl davranması gerektiği konusunda bilgilendirilmelidir. İstenen davranışlarla istenmeyen davranışların farkını öğrenmeye başlamalıdır. Burada tutarlılık önemlidir. İstenen davranışı karşısında her zaman olumlu bir ilgi alması çocuğu bu şekilde davranmaya isteklendirecektir. İsteklerinin makul ölçülerde karşılanması, bazı isteklerinin karşılanamayacağını bilmesi gerekmektedir. Aksi halde anne-babanın her talebi karşılayan tavrını çocuk girdiği her ortamda bekleyecek ve sonunda hayal kırıklığına uğrayarak yuvaya gitmek istemeyecektir.


Öncesinde kural ve sınır öğretilen, sabretmeyi ve beklemeyi öğrenen ve anne ile bağımlılık ilişkisi yerine bağımsızlık özelliğini kazanan bir çocuk yuvaya başlamak konusunda pek bir sorun yaşamayacaktır.


Anne-babanın çocuğun gideceği yuvayı çocuk olmadan seçmeleri ve karar verdikten sonra çocuğu götürmeleri uygundur. Çünkü seçme kararı çocuğa verildiğinde bizim için önemli olmayan kriterler çocuklar için önemli olabilir ve belki de pek uygun olmayan bir yuvayı çocuğumuz istediği için seçmek zorunluluğu oluşabilir. Biz de bunun etkisinde kalabiliriz.
Çocuk için uygun yuvaya karar verdiğimizde çocuğa bundan sonra oyun oynayabileceği, arkadaş edineceği ve yeni bilgiler edineceği bir okula gideceği söylenmelidir ve bir gün sadece ziyarete gidilmelidir. Ziyaret saatinin çocukların eğlenceli bir aktivite saati olması yararlı olabilir. Tüm yuvayı gezdikten ve kendi öğretmenini tanıştırdıktan sonra yuva yetkilisi çocuğa yuva hakkında bilgiler verebilir. İlk gün fazla kalınmadan dönülmelidir.
Yeni başladığı dönemde çocuğa fazla soru sormak, yuvayı fazla övmek, ne yediğiyle fazla ilgilenmek, sık sık yuvaya gidip bakmak çocuğun uyumunu bozabilmektedir. Çocukla ilgili bilgileri çocuğunuz yanınızda değilken yuva yetkilisinden almalısınız. Çocuğu sorularla bunaltmak yerine kendi anlattığı bir şey olursa onu dinleyip, ne kadar takdir ettiğinizi ve okula başladığı için onunla ne kadar gurur duyduğunuzu belirtebilirsiniz.
Her şey yolunda gidiyor görünürken bile bir gün birden bire çocuğunuz yuvaya artık gitmek istemediğin belirtebilir. Paniğe kapılmadan sıkıntısının ne olduğun anlamaya çalışmalısınız. Çünkü çocukların yuvaya gitmek istememeleri genellikle yuva ile ilgili bir sorun olmamaktadır. Bazen yeni bir kardeşin geliyor olması, bazen anne ile ilgili sıkıntılar, bazen evde olan bir huzursuzluk gibi bir çok neden çocuğun yuvaya gitmek istemediğin belirtmesine neden olabilmektedir. Bu durumda yuvadaki uzmanlarla görüşüp onlardan yardım almalısınız.


Anaokuluna gitmekten korkma, ağlama, hatta sabahları mide bulantısı hissetme gibi davranışlar normal mi? Anne-babalar bu gibi davranışlar karşısından nasıl bir tutum içine girmeliler?
3 yaşını doldurmuş bir çocuğun yuvaya gidebilmek için gerekli psikolojik olgunluğa sahip olması beklenmektedir. Ancak bazı çocuklar annelerinde ayrışmakta güçlükler yaşayabilmekte ve bu nedenle de yuvaya gitmeye aşırı direnç gösterebilmektedirler. Hatta bu direç aşırı ağlama, kusma gibi uç sonuçlara neden olabilmektedir. Tepkilerin bu derece aşırı olması çocuğun başka ciddi sıkıntılar yaşadığının bir göstergesidir ve ancak profesyonel bir bir yardım alınması koşuluyla bu problemin üstesinden gelinebilir. Bu durumda yuvadaki uzmanlar ile klinik ortamda çalışan uzmanın işbirliği ile bu problem çözülebilmektedir. Ailenin bu konuda eğitilmesi ve çocuğun psikolojik olgunlaşmasının desteklenerek aile ile işbirliğinin sağlanması gerekmektedir. Bazen anne-babalar çareyi çocuğu okuldan almakta ve yuvaya verme kararını ileri bir zamana ertelemektedirler. Böyle bir erteleme genellikle çözüm olmamaktadır ve bu çocuklar ilkokula başladıklarında da benzer belirtiler göstermektedirler. Problem ne kadar erken çözülürse o kadar kolay olmakta ve çocuk bu durumun olumsuz etkilerine daha az maruz kalmaktadır.


 
Her çocuk mutlaka anaokuluna gitmeli midir? Eğer gidemiyorsa anne-baba neler yapmalıdır?
3 yaşından itibaren her çocuğun anaokuluna gitmesi önerilmektedir. Ülkemizde bir çok devlet okulunun anasınıfı mevcuttur ve her geçen gün de yaygınlaşmaktadır. Ancak çevresinde anaokulu bulunmayan ailelerin okul öncesi döneme ait çocuk yayınlarını takip etmelerinde yarar vardır. Anaokulları için üretilen ünite dergileri veya kavram öğreten ve bir çok beceriyi geliştiren bir çok yayın mevcuttur. Bunları takip edip günlük bir program dahilinde çocukların masa başında çalışmaya alıştırılmaları, el becerilerinin geliştirilmesi ve mümkün olduğunca yaşıtlarıyla bir arada oyun oynama olanağı sağlanması gerekmektedir. Ayrıca çocuk eğitimi ve gelişimi konusunda anne-babalar için hazırlanmış yayınların okunması, anne-babalara çocuğun eğitimi sırasında ortaya çıkabilecek olası problemlerle baş etme becerisi kazandıracaktır. Okumak, öğrenmek, çalışmak konusunda anne-babanın çocuğa örnek olması ve çocukta öğrenme isteği uyandırması önemlidir. Ülkemizde bir çok çocuk eline kalemi ilkokula başladığı gün almaktadır. Çocukların öğrenebilmeleri ve beceri geliştirebilmeleri için onlara fırsat verilmesi, teşvik edilmesi ve örnek olunmasının önemi unutulmamalıdır. Çocukların çok küçük yaşlarından itibaren onların becerilerini geliştirecek oyun malzemelerinin alınması-sağlanması önemlidir. Anne-babaların çocukların gelişim dönemlerindeki zihinsel ihtiyaçları konusunda bilgilenmeleri ve bu konuda bol bol okumaları gerekmektedir. Ancak bu yolla çocukları için en uygun oyun malzemesini bulabilirler ve onları kendi ilgileri ve becerileri doğrultusunda eğitebilirler.



Ümit çocuk Evi-Bahçelievler/İst.
Songül İnanç







]]>
<![CDATA[Çocuğunuzun ilk okul deneyiminde dikkatli olmanı gerekenler]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/aile-ve-cocuk/cId/cocugunuzun-ilk-okul-deneyiminde-dikkatli-olmani-gerekenler

İlk okula  başlayacak  olan birçok  çocuk bazı endişelere sahiptir.  “ Okul dedikleri nasıl bir yerdir ? , Annem de okula gelecek mi ? , Oradaki çocuklar neler yapar  ? , Neden okula gidiyorum? , Okulda annem olmadan tuvaletimi nasıl yapacağım?”


Tüm bu soruların cevapları çocuğa okula başlamadan önce verilmeli ve gerekli açıklamalar yapılmalıdır. Aksi halde çocuk  neyle karşılaşacağını bilemeyecek , yaşadığı zorluklar karşısında çözümler geliştiremeyecektir.    Bu travmatik bir sürecin  ya da okul fobisinin başlangıcını oluşturabilir.


Anaokulu süreci yaşayan bir çocuğun ilk okula başlama serüveni daha başarılı geçer.  Çünkü okul öncesi dönemde annesiz olmayı öğrenebilmiştir. Arkadaş, öğretmen, sınıf, servis, kurallar  kavramlarına aşina olmuş kendi  gereksinimlerini  giderebilme becerilerini kazanmıştır.  Bu çocuklarda kendine güven duygusu daha fazladır , buna bağlı olarak  problemlerini çözme becerilerini öğrenmiştir.


İlk okula hazırlık   önce bilişsel süreçle başlamalıdır. Çocuk okul hakkında ve orada nelerle karşılaşacağı ile ilgili   bilgilendirilmelidir. Okulun sadece ders yapılan bir yer olmadığı , orada da oyun oynayacağı , arkadaşları ve öğretmeni ile güzel vakit geçireceği ifade edilmelidir. Bazı aileler okul dönemi başlamadan önce çocuğun sorumluluk alması için yanlış ifadeler kullanabilmektedir.  En sık karşılaştığımız örnekler;    “Okul başlayınca her şey daha farklı olacak.., akşamları seninle ders çalışacağız.., bu kadar çok oyun oynamak yok artık..” gibi ifadelerle çocukları endişelendirmekte ve mutsuz ederek okulun yaşamına kötü şeyler getireceği gibi bir düşünce geliştirmesine neden olmaktadır.  Konuşulması gereken konunun içeriği ; okulun eğlenceli ve keyifli bir yer olduğu, orada onu seven öğretmeni ve arkadaşları olacağı, çok yararlı  bilgiler öğreneceği  şeklinde olmalıdır.  Bu çocuğu daha çok heyecanlandırır ve  okula daha çok gitme isteği uyandırır.  Gün içerisinde sık sık bu konuşmaların yapılması çocuğu sıkabilir ve endişelerini arttırabilir. Bunun için uygun zamanı seçmeniz  gerekir. Siz konuşurken sıkıldığını hissettiğiniz anda konuyu geçin ve daha keyifli bir sohbetle konuşmaya devam edin.


Okul ile ilgili olarak zihninde güzel düşünceler oluşan çocuk  davranışsal hazırlık sürecine geçmeye hazırdır. Bu süreçte ; eğitim süreci başlamadan çocuk okulunu, sınıfını, okula giden yolu, mümkünse öğretmenini ve birkaç arkadaşını  görmesi sağlanmalıdır.  Eğitim süresinde içinde bulunacağı ortamı  ve iletişim halinde olacağı kişileri görmek çocuğu rahatlatacaktır.


Okula başlamak ile ilgili tüm endişeleri ortadan kalkan ve “okul nasıl bir yerdir ?” bu konuda genel bir fikre sahip olan çocuk ilk okula gitmeye hazırdır diyebiliriz. Tüm  bu davranış biçimlerini uygulamış olsanız da; çocuğunuz ortalama bir hafta - on gün  doğal bir uyum süreci geçirecektir.  Bu aşamada size soruları devam edebilir ve bazı endişelere sahip olabilir. Uyku düzeni ve iştah düzeni bozulabilir. Sabırla sorularını cevaplayın  ve ona güven verin.


Öğretmeni ile kuracağınız iletişim de çok önemlidir. Çocuğunuzun genel kişilik özellikleri hakkında bilgi verirseniz öğretmen daha hızlı bir şekilde çocuğu tanır ve gereksinimleri konusunda ona yardımcı olur. Özel bir problemi söz konusu ise bunu kesinlikle atlamamalısınız.


Birçok ailenin yaptığı en büyük hatalardan biri de ilk günlerden itibaren çocuğu yoğun bir çalışma temposuna sokmaktır. Okuldan geldikten sonra ders çalıştırma,  hemen verilen ödevleri yaptırma ve bu konuda sohbetler.. Bu davranış biçimi çocuğu sıkar ve okuldan - derslerden daha çok uzaklaştırır. Çünkü bu yaş dönemindeki bir çocuk hala oyun çağındadır. Oyun onun için önemlidir. Yapılması gereken en sağlıklı davranış; okuldan geldiğinde önce yapmak istediklerini yapmasını sağlamak, sizlerle vakit geçirmek, sonrasında belirlenen uygun saatte  eğlenceli çalışma ortamları yaratmaktır.


Keyifle , eğlenerek yapılan her şey kişide  daha çok istek uyandırır.  Özellikle söz edilen bir çocuksa başarı daha hızlı gelecektir .


Psk Eda Gökduman
www.edagokduman.com

]]>
<![CDATA[Çocukla nasıl iletişim kurulmalı]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-gelisimi/cId/cocukla-nasil-iletisim-kurulmali
1)Öncelikle çocuğunuzu iyi dinlemeyi öğrenmelisiniz. Onu dinliyormuş gibi yapmayın, Bunu hemen hisseder. Eğer bir işiniz varsa biraz beklemesini ve birazdan onu dinleyeceğinizi ifade edin.
2)Onunla konuşurken göz göze gelmelisiniz, bu onun kendisini önemli hissetmesine neden olur. Konuşma başlamadan önce onu kucağınıza alabilir ya da onun mesafesinde oturabilirsiniz. Yukarıdan konuşmanız onun karşısında bir güç olduğunuz imajını yaratabilir. Söylediklerini anladığınızı belli etmek için onay işaretleri verin( başınızı sallamak,hıı..hıı..,  evet , seni anlıyorum  gibi )
3)Görüşlerini saygı ile dinleyin. Haksız olduğu bir konu söz konusu olsa bile dinlenmeye hakkı vardır. Kendi duygularını, düşüncelerini tanımalı ve özgür bir ortamda bunu her zaman söyleme hakkı olduğunu bilmelidir. Kendisini rahatlıkla ifade edebilen bir çocuk  kendisine daha çok güvenir.
4)Sorunlarını çözmek için kendisi çaba göstermelidir. Zorlandığı anlarda çözümsel davranmayın sadece ona yol gösterin. Çözümü kendisi bulabildiğini görebilsin.
5)Yanlış bir davranış yapmış olsa bile ondan bahsederken öncelikle olumlu olan yönlerini vurgulayın. Bu davranışı ile onu sevmenizden bir şey eksilmediğini hissettirmelisiniz. Olumlulardan sonra olumsuz davranışlar nedenleri ile vurgulanmalı ve çözüm için birlikte yeni kararlar alınmalıdır.
6)Almış olduğunuz her yeni karar ya da koymuş olduğunuz her kural kararlı ve sürekli bir biçimde uygulanmaya devam edilmelidir. Sağladığınız tutarlılık doğru davranışın yerleşmesini sağlayacaktır.
7)Ona gün içerisinde yaşına uygun sorumluluklar verin. Yapmış olduğu her sorumluluk için dönem dönem ona teşekkür etmeyi unutmayın.
8)Gün içerisindeki yapacağı her şey yaşına uygun bir şekilde planlanmalıdır. Ne kadar süre televizyon izleyecek, saat kaçta uyuyacak, oyuncaklarını ne zaman toplayacak gibi. Bunun bilincinde olan bir çocuk kendi sınırlarının ve birey olduğunun daha çok farkındadır.
9)Anne ve baba olarak her akşam onunla özel rutin aktiviteler planlayın. Bir çocuk için annenin yeri ayrı babanın yeri ayrıdır. Bu nedenle birbirinizin rollerini almak için çaba göstermeyin. Her akşam sizinle en az bir şey yapacağını bilmesi onu mutlu eder, rahatlatır ve ilişkinizi güçlendirir.  
10)Onu sevdiğinizi dile getirmelisiniz. Sevgiyle büyüyen bir çocuk  yaşam karşı çok daha güçlü durur.  
11)Söz verdiğiniz şeylerde kesinlikle geri çekilmeyin. Bu onun size olan güvenini zedeler.
12)Ona ait olan sınırları aştığında uyarıda bulunun. Bu uyarılar çocuğu azarlayacak ya da rencide edecek biçimde olmamalıdır. Açıklayıcı bir uyarı, bu davranış sonrasında ondan beklediğiniz davranış biçimi ve kararlı bir tutumla zaten istediğiniz sonucu alabilirsiniz.
13)Bir çocuk yetiştirirken sabırlı olmak ve karşınızdakinin bir çocuk olduğunun farkında olmak çok önemlidir. Sabırlı olabilmeniz için kendinize de zaman ayırmalı, yaşamdaki yerinizin ve beklentilerinizin daha fazla farkında olmalısınız. Unutmayın; mutlu bir anne-babalar  daha mutlu çocuklar  yetiştirebilecektir.

Psikolog Eda Gökduman
İstanbul

]]>
<![CDATA[Çocuklarda Dil Gelişiminin desteklenmesi]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-gelisimi/cId/cocuklarda-dil-gelisiminin-desteklenmesi

Konuşmaya başlamadan önceki evre:  Bu evre oldukça önemlidir. Konuşma taklit edilerek öğrenilir bu nedenle bebeğiniz doğduğu andan itibaren onunla zengin  ve sıcak bir iletişim kurmalısınız. Kullanılan kelimeler ne kadar çok olursa ve ne kadar çok kişi ile iletişime girilirse ( izole bir yaşamın olmaması ) konuşma o kadar erken başlayacaktır.


Konuşmanın başlayabilmesi için çocuğunuzun işitme duyusunun sağlıklı olması gerekir.


Çocuğunuz  dinleme( yönelme )  ve karşılık vermeyi öğrenme becerisine sahip olmalıdır. Bebekler için göz kontağı kurma  ve sevimli tepkilerinize gülücüklerle karşılık verme sizi dinleyebildiğini( yönelebildiğini)  gösterir. Daha ileriki yaşlarda siz konuşurken çocuğunuzun size bakması ve söylediğinizi yapması – inatlaşması    sizinle iletişim kurabildiğini gösterir. Çocuğunuz sizi taklit edebilmesi için size yönelmesi ( dinlemesi ) gerekmektedir. Gün içinde onunla yaptığınız şeylerle ilgili konuşun, sürekli olarak ona ismi ile hitap edin , kendisini ifade ederken yüzünüze bakmasını sağlayın. ( eğer uzun süre bu konuda zorluk çekerseniz bir uzmana danışın) Konuşurken ona gülümseyin ve ona dokunun, Konuşurken yüzünüzü ona yakın tutun, bebekler 25-30 cm uzakta olan objeleri net olarak görebilirler. Evde iş yaparken bile onu ( bebek sandalyesini )  yakınınızda tutun ve onunla konuşun. Yönünü size doğru çevirin.  Gördüğünü daha iyi öğrenmesi için dokunmasını da sağlayabilirsiniz.  Çocuğunuzun size yönelmesi için sabırlı olmalısınız, bu yaşlarda dikkat süresi oldukça kısadır, eğer hemen tepki vermiyor ise onu acele ettirmeyin, sabırlı olun, hemen organize olamayabilirler, çaba göstermeye devam edin. Dikkatini çekmek için elinize kukla, bebek vb objeler kullanabilirsiniz. Ses tonunuzu alçaltıp yükselterek dikkatini çekebilirsiniz.  Yaptığınız bir takım hareketlerin devamını tahmin etmesini sağlamalısınız, kucağınıza almak için kollarınızı kaldırdığında  size yönelmesini bekleyin, bunun için ona fırsat tanıyın.  Aynı davranışlar için hep aynı kelimeleri kullanmaya özen gösterin. Bu onun bazı kelimeleri pekiştirmesini sağlayacaktır. Kelimelerin her zaman gerçeğini kullanın takma isimler kullanmamaya özen gösterin. ( dışarısı yerine “atta” gibi ) Çocuğunuzun size yönelttiği her sese mümkün olduğunca cevap vermeye çalışın, ilgisiz kalmayın.  Siz yanında olmadığınızda yaşına uygun objeler ya da oyuncaklara dokunmasını sağlayın ve birlikte bu objelere dokunurken isimlerini sürekli olarak vurgulayın.  Hoşlandığı şeyleri tespit edin ve bunları kullanarak iletişimi arttırmaya çalışın. ( örneğin; müzik dinlemekten hoşlanıyor ise müziği kullanarak top kelimesini çalışın , müzikle topu atıp tutun)  Onunla iletişim kurarken dikkatini dağıtacak başka çevresel faktörler olmamasına özen gösterin, sakin  bir yerde  ve  birebir olmaya özen gösterin.   Onun cevap vermesi için  sabırlı olun, söylediğiniz şeyden sonra ona bir tepki göstermesi için gerekli zamanı ona tanıyın.   Harfleri çıkarmaya başladıklarında bazı harfleri yanlış yere koyabilir, ya da bir kelimeyi yanlış telafuz edebilirler, bu şekilde davrandığında onu eleştirmeyin, üstüne gitmeyin. Örneğin;  “su” ya “bu” diyorsa kızmayın ve siz su demeye devam edin , zamanla doğru kelimeyi çıkaracaktır. Bazı ebeveynlere bu tip kelimeler şirin gelebiliyor  ve kullanmaya devam edebiliyorlar , bu dikkat edilmesi gereken bir durumdur.  Birlikte aile albümünüze ya da karışık olmayan resimli  hayvan vb ansiklopedilere bakın ve isimlerini tekrarlayın.  Benzer çalışmayı diğer günler de de devam ettirin, sıkıldığını hissettiğinizde başka resimlere ya da aktivitelere geçebilirsiniz. Evin belli bir köşesini kitap okuma köşesi olarak belirleyin , her akşam aynı saatlerde yaşına uygun olan resimli hikayeleri alarak bu köşeye gidin ve birlikte okuyun, dikkati kısa sürelidir, bir süre sizi dinlemiyor gibi gözükse de siz okumaya devam edin yine yanınıza gelecektir. Dil gelişimi belli bir aşamaya geldiğinde bu hikayeleri kendisinin okuması için onu teşvik edin.  Hakkında konuştuğunuz nesneyi gösterin , dokunmasını sağlayın. Diğer insanlarla iletişim ortamları sağlayın ve onlarla konuşması için teşvik edin.


Dil gelişiminde televizyonun büyük zararlarını görmekteyiz. Dil gelişimi henüz başlamamış ya da tamamlanamamış olan çocukların kesinlikle televizyon izlememesi  gerekmektedir.  ( çok seviyor  olsa da , yemeğini sadece televizyon ya da sevdiği bir çizgi film karşısında yiyor olsa da  televizyon izletmemeye özen gösterin)


Unutmayın, her çocuğun gelişim hızı birbirinden farklıdır, çocuğunuzu başka çocuklarla karşılaştırmayın,  hazır olduğunda konuşmaya başlayacaktır. Yaş gelişim düzeyine göre uzun süre dil gelişiminde bir ilerleme göremezseniz bir uzmana başvurmanız gerekmektedir.


Psikolog Eda Gökduman
www.edagokduman.com
 




]]>
<![CDATA[Çocuğum uyumuyor]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-psikolojisi/cId/cocugum-uyumuyor
Çocuğunuzun uyku düzenini kazanabilmesi için ilk kural bebeklik döneminden itibaren kendi yatağında yatması alışkanlığının kazandırılmasıdır. “ Uykuya geçmek istemiyor bu nedenle yanımıza alıyoruz.” , “ Gece ağlayarak uyanıyor ve yanımıza geliyor.” , “ Ben de uykusuz kalıyorum ve onunla birlikte yatmak çok güzel oluyor.” gibi birtakım gerekçelerle çocuk bireyselleşme sürecini tam olarak tamamlayamamakta ve uyku düzensizliklerine neden olmaktadır.

Çocuğunuzun sağlıklı bir şekilde uyku evresine geçebilmesi için gün içerisinde enerjisini boşaltabilecek aktiviteleri yapmış olması gerekir, bu nedenle onunla gün içerisinde hareketli oyunlar oynayın. Uykuya hazırlık ve uyku evresi hep aynı saatlerde olmalı ki çocuğunuz bunu bir disiplin haline getirsin ve biyolojik saati devreye girebilsin.Odası ne çok sıcak ne de çok soğuk olmamalıdır. Rahat edebileceği uyku kıyafetleri tercih edin, çok sıkı giydirmemeye özen gösterin.Uyku için tamamen sessiz bir ortam oluşturmayın, evin içindeki olağan seslerin yanında kısık sesli bir müzik dinletilebilir, böylece ileride her ortamda uyuma alışkanlığı kazandırabilirsiniz.

Çocuğunuz eğlenceli bir oyun oynarken uyku konusunda size uyum sağlamayacaktır, o oyununu oynarken birazdan uykuya geçeceğinizi haber verin ve ondan oyununu yavaş yavaş bitirmesini isteyin. Evde siz eğlenirken ya da bir davete gidecek kıyafetler içerisindeyken ondan uykuya geçmesini istemeniz çok doğru olmayacaktır, bu nedenle ( en azından alıştırma evresinde ) siz de televizyonun sesini biraz kısabilir, uykunuz gelmiş gibi yapabilir, uyku kıyafetlerinizi giyebilirsiniz. Uykuya geçiş evresinde ılık bir duş yaptırabilirsiniz, birlikte banyo aktivitelerinizi yapın. ( diş fırçalama, tuvalete gitme, elleri yıkama vb. ) Odasına gidin ve gece lambanızı açın ( kendisinin bu aktiviteyi yapması çok daha yararlı olacaktır bu nedenle gece lambasını onun kullanabileceği bir şekilde hazırlayın. ) Yatağına yatmadan önce sevdiği bir bebek ya da ayıcık varsa yatağının kenarında ona da bir yer hazırlayın ve onu birlikte yatırın , bebeğin üstünü birlikte örtün ve sessiz bir şekilde ona iyi geceler öpücüğü vermesini sağlayın. O yatağında yatarken bir hikaye kitabı okuyabilir ya da bir masal anlatabilirsiniz. Masalın ya da hikaye kitabının heyecan içerikli ya da üzüntülü olmamasına özen gösterin bu onun uykuya dalmasını zorlaştıracaktır. Eğer çocuğunuz, sinirli, üzgün ve korkmuş ise bu duygularla yatmasına izin vermeyin, onu rahatlatın ve onunla konuşun. Ona dokunun ve yanında olduğunuzu ona hissettirin.

Gece uyandığında yanınıza gelmek istediğinde bu konuda kararlı olmalı ve onu ( uykunuz olsa dahi ) yatağına geri götürmelisiniz. Bu sürecin uzaması anne-babanın bu konuda gerekli tutumu ve davranışı sergilememesinden kaynaklanır. Eğer çocuğunuz korkmuşsa ya da ağlıyorsa ona hemen dokunun, yanında olduğunuzu ona hissettirin, ( endişelerinizi hissettirmeyin) rahatlatın ve yatağına yatırın, uykuya dalana kadar yanında kalabilirsiniz.

Tüm bunları yapmanıza rağmen çocuğunuzda uyku problemi yaşıyorsanız bir uzman desteği almanız yararlı olacaktır.
Çocuklarda görülen uyku bozuklukları:

• Gece boyunca sık uyanma,

• Uykuda konuşma,

• Uykuya dalmada güçlük,

• Ağlayarak uyanma,

• Gündüz uyuklama,

• Kabus ya da korkulu rüya görme,

• Yatak ıslatma,

• Diş gıcırdatma veya sıkma,

• Erken uyanma,

• Uyurgezerlik

Uyku bozuklukları çocuğunuzun hastalık dönemlerinde, yaşamında önemli bir değişiklik olduğunda,yanlış uyku alışkanlıklarında, aile içinde çatışmalar yaşandığında , evde ya da okulda kaygı yaratan bir problemle karşılaştığında görülebilir ve yine bir uzman desteği gerekecektir.

Psk Eda Gökduman
www.edagokduman.com










]]>
<![CDATA[Çocuğuma yemek yediremiyorum]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/cocuguma-yemek-yediremiyorum

“O kadar özenerek hazırlıyorum bir lokma bile yediremiyorum, benimle hep inatlaşıyor ve asla sözümü dinlemiyor.”
“ Bir türlü YEMİYOR  sadece televizyon karşısında yemek yedirebiliyorum.” gibi ifadeler kullanılmaya başlamışsa yemek yemek  gibi çocuğunuzun sağlıklı gelişimi için gerekli olan bu temel ihtiyaç  problem olmaya başlamış demektir.


Yemek yemek ; çocuğunuzun önemli fiziksel ihtiyaçlarından biridir. Düzenli  ve yeterli düzeyde  beslenme çocuğunuzun sağlıklı büyümesi açısından öncelikli koşullardan biridir. Çocuğunuzun sağlıklı beslenmesi için almış olduğunuz yeşil ve vitamin dolu sebzelerle sırf sağlıklı beslensin diye saatlerinizi ayırarak hünerli ellerinizle hazırlamış olduğunuz o güzel tabağı önüne koyduğunuzda  red cevabı almanız sizi çileden çıkarabilir. İşte burada sabırlı olmalı ve öfkenizi kontrol etmelisiniz. Hazırladığınız o güzelim yemeği yemiyor …peki bu durumda ne yapmalısınız.


Öncelikle istediğimiz bu konuda onunla çok fazla inatlaşmamanız, genellikle bu durumda anne yemesi konusunda ısrarcı olmakta ve çocukla bir mücadeleye girmektedir. Yapılan bu tür müdahale ve mücadeleler çocuğu yemek gibi doğal bir ihtiyaçtan daha da uzaklaştırmakta ve anne-çocuk arasındaki uçurumu arttırmaktadır. Yemek yeme ile ilgili  yaşanılan çatışma gün içindeki diğer  çatışmalarınızın bir başlangıcını oluşturacaktır.  Onunla inatlaşmayın , yemeğin doğal bir ihtiyaç ve rutin bir aktivite olduğunu ona konuşmalarınız ve davranışlarınızla gösterin. Ona bu konuda anne ve baba olarak doğru model olmalısınız. Yemek saatlerinde yemek masasında ailecek yer almalı ( yemek masasında herkesin belirli bir yeri olabilir)  ve menüde yer alan yemekler ailenin tüm üyeleri tarafından sırası ile yenmeli, ( babanın yemek seçme veya pırasa yememe gibi bir özelliği varsa bu çocuk için yanlış bir model oluşturabilir) Yemek hazırlanmadan 10-15 dakika önce yemeği hazırlayacağınızı ona iletmelisiniz. Oyun aktivitesi  veya uğraşısı bitmeden oyunun başından apar topar yemek masasına oturtulacak  bir çocuğun yemek masasında mutsuz olması ve  yemeğini yemeye tepki göstermesi beklenilen bir sonuçtur. Bu nedenle öncelikle onu sözel şekilde hazırlayın “Birazdan yemek yiyeceğiz” gibi,   oyun aktivitesini ona göre ayarlamasını sağlamış olacaksınız, bu şekilde suç da sizden kalkacaktır, artık yemek masasında daha haklı olabileceksiniz.


Yemek öncesinde yemeğin hazır olacağını söylemenize rağmen yemek masasına gelmeyen bir çocuğunuz varsa ; inatlaşmayın , siz  ve diğer aile üyeleri masadaki yerlerinize oturun ve yemeğinize başlayın, onun bu davranışını görmemezlikten gelin  ve onunla ilgilenmeyin, asla ve asla başka yemek alternatifi sunmayın, yemeği yemek masası dışında bir yere taşımayın.Unutmayın yemek sadece yemek masasında yenir ve doğal bir ihtiyaçtır. Bu durumda anneler genelde olaya duygusal yaklaşmakta ve bu tür çözümler üretebilmektedirler, bu tür alternatif çözümler çocuğunuzun bu problem davranışını pekiştirmekte ve sağlıksız beslenmesine neden olmaktadır. Unutmayın hiçbir çocuk açlıktan ölmedi. Diğer öğüne kadar bir yemek sunmayın ve bu konuda onunla konuşmayın,  yemek saati dışında acıktığını vurgulayan bir çocuğunuz var ise “yemeklerimizi sadece yemek saatinde yiyoruz, yemek yerken seni de çağırmıştık , fakat gelmedin bu nedenle diğer yemek saatine kadar beklemelisin” şeklinde bir  cevap vermeniz yararlı olacaktır. Fakat bu olayı dramatize etmemeye özen gösterin, sadece onunla konuşun ve yapmanız gereken aktiviteye geri dönün, bir dahaki öğünde  güzel yemekler hazırlayacağınızı  ifade edin ( sevdiği birkaç yemek yapabilirsiniz: alıştırma aşaması) . Bu yaş döneminde yaptırmak istediğiniz tüm davranışlarda oyun ve eğlenceyi kullanmalısınız. Çocuğun dünyasına giden en kısa yol oyundur. Hazırladığınız o güzel tabaklarda bir gülen yüz, bir çocuk şekli olması ( bu şekle bir isim de takabilirsiniz)  çocuğunuzu yemek yemeğe motive edecektir. Yemek yeme çalışmalarının başlangıcında menüyü hazırlarken çocuk doktorunuzun vermiş olduğu listeden çocuğunuzun sevdiklerini seçmeniz yararlı olacaktır. Tabağına yemeği koyarken ne kadar istediğini sorabilirsiniz, böylece yemek miktarını  kendi tercih etmiş olduğunda kendi tabağından da sorumlu olacaktır. Tekrar istediğinde verebileceğinizi ifade edin. Masadaki diğer aile üyeleri tabaklarındaki yemeği bitirme konusunda doğru model olmayı unutmamalıdırlar. Yemeğini yerken sürekli “yemeğini ye!” gibi komutlar vermemelisiniz, biliyorsunuz yemek yemek doğal bir ihtiyaç ve uyarıya gerek yok . Bu davranışınızla çocuğunuz daha çok dikkat çekmeye çalışabilir ve yemek yeme konusunda sizinle daha fazla inatlaşabilir. Sevmediği bir yemeği zorla yedirmeye çalışmayın. Onun da  bir damak tadı olduğunu unutmayın, aynı vitamini verebilecek bir başka yemeği menüye ekleyebilirsiniz. Yemek yememesi ile ilgili hassasiyetinizi ona belli etmeyin bunu kullanmaya başlayabilir. Yemek sonrasında birlikte eğlenceli birkaç aktivite planlayın, yemeğini bitirmek için böylece onu motive edebilirsiniz. Yemek sonrasında maddi ödüller sunmamaya özen gösterin, Çünkü yemek yemek  normal ve olması gereken bir davranıştır. Bunun için bir ödül anlamsız ve yararsızdır. Bunun için en büyük ödül mutlu olduğunuzu ona göstermektir.
Çocuğunuz hastalık döneminde ise iştahında bir azalma görülebilir, bu durumda çok fazla ısrarcı olmamalı ve çocuk doktorunuzla birlikte hareket etmelisiniz. Çocuğunuzun beslenme ile ilgili problemleri uzun süre devam ediyorsa ve kilosunda belirgin düzeyde bir azalma söz konusu ise çocuk doktorunuza götürmeniz gerekmektedir.


PSİKOLOG EDA GÖKDUMAN
www.edagokduman.com


]]>
<![CDATA[Anaokulu seçerken nelere dikkat etmeli]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/okul-oncesi-egitim/cId/anaokulu-secerken-nelere-dikkat-etmeli

Çalışma Ruhsatı:  Anaokulları  Milli Eğitim Bakanlığı ya da Sosyal Hizmetler  Müdürlüğüne bağlı olarak çalışır. Binanın ve sınıfların  yapısı, depreme dayanıklılığı, kurumun işleyişi   bu kurumlar tarafından  yapılan denetimlerle kontrol edilerek  çalışma belgesi izni verilir. Kurum müdürünün odasında görünür bir yerde bu belgenin asılı olması gerekiyor. Eğer böyle bir belge göremediyseniz kurum müdüründen talep edin.
 
Çalışan Personel Eğitimli mi? Kurum müdürünün  ve çocuklarınızla ilgilenecek olan kişilerin eğitimleri ile ilgili bilgi almayı unutmayın.  Eğitimli ve deneyimli olan bir anaokulu personeli çocukla ilgili yeterli bilgi ve donanıma sahip olmalıdır ki ona gerekli olan yaklaşımı ve eğitimi verebilsin.


Çocuğunuzla ilgilenecek kişiyi tanıyın? Kayıt yaptırdığınızda  çocuğunuzla  hangi öğretmenin ilgileneceğini sorun ve onunla tanışmak istediğinizi ifade edin.


Anaokulunun güvenliğinin nasıl sağlandığını öğrenin: Anaokuluna herkes rahatlıkla girip çıkmamalıdır. Bunu sürekli olarak kontrol eden bir sistemin  olması gerekmektedir. Anaokulunun kapısı her zaman kapalı olmalıdır. Çıkışlarda sadece çalışan personel daha önceden tespit edilen kişilere çocuğu teslim etmelidir.


Acil durumlarda neler yapıldığı ile ilgili bilgi alın: Yangın, deprem vb  acil durumlarda çalışan tüm personel eğitimden geçmiş mi öğrenin . Yapılan uygulamalar hakkında bilgi alın.


Gün içerisinde çocuklar ne gibi aktiviteler yapıyorlar öğrenin:  Her anaokulunda   çocuk odaklı uygulanan bir eğitim programı vardır. Ama siz yine de nasıl bir eğitim programı uygulandığı ile ilgili bilgi isteyin.  Çocukların eğitim programları dışında yaptıkları drama, bale, satranç, yüzme , yoga gibi  eğlenceli aktiviteleri de olabilir. Bu aktivitelerin hangi kişiler tarafından verildiğini ve bu kişilerin eğitim durumları  hakkında bilgi alabilirsiniz. Bu kişilerin  de  çocuk psikolojisi ve gelişimi hakkında da bilgi sahibi olması gerekir.


Çocuklarla yeterince ilgileniliyor mu? Genel konular  hakkında bilgi alırken  sezgileriniz çok önemli. Siz oradayken çevrenizi, çevrenizdeki kişilerin çocuklarla ilişkilerini, konuşma biçimlerini ve davranışlarını gözlemleyin. Size bilgi veren kişinin konu ile ilgili  net ve açıklayıcı bilgiler vermesi önemlidir. 


Anaokulunda bir psikolog ya da pedagog  danışmanlık yapıyor mu? Çocukların gelişimlerinin gözlemlenmesi, bu gelişimlerin olumlu ya da olumsuz sonuçlarının sizlerle paylaşılması,  yaşanan olumsuz durumlarda destek vermesi ya da sizi gerekli kurumlara yönlendirmesi önemlidir.


Alıştırma döneminde  ne tür uygulamalar yapılıyor ? Her çocuğun anaokuluna başlangıç döneminde verdiği tepkiler farklıdır. Bazı çocuklar kolay uyum sağlarken bazı çocuklar evden  ya da anne-babadan ayrılmakta güçlük  çekebilir. Bu doğal bir süreçtir. Bu süreç aşamasında neler yapıldığı  hakkında bilgi alın.


Yemek menüsünü  kimler hazırlıyor. Menülerin çocuk beslenmesine göre ayarlaması gereklidir. Örnek bir menü isteyebilirsiniz. Bir diyetisyen ya da çocuk doktoru  tarafından hazırlanan bir  içerik çok daha yararlıdır.


Günlük kayıtlar tutuluyor mu? Çocuğunuzun yaptıkları ile ilgili olarak kısaca  o gün neler yaptı , neler yedi ya da olağanüstü bir durum yaşandı mı  gibi kısa bir iletişim postasının olup olmadığını öğrenin.


Sınıf özellikleri neler : Çocuğunuzun sınıfı yeterli genişlikte mi, havalandırma nasıl sağlanıyor, yaşına uygun materyaller var mı,  sınıf kaç kişiden oluşacak, sınıfındaki  çocukların yaşları ( ay olarak farklı olabilir ) aynı mı öğrenin.


Eğer anaokulunun bu gerekli bilgileri içerdiğini düşünüyorsanız ve kayıt yaptırma kararınız vermişseniz sizin neler yapmanız gerektiği ile ilgili ayrıntılı bilgi isteyebilirsiniz. 



Psikolog Eda Gökduman
www.edagokduman.com


 



]]>
<![CDATA[Evdeki hayvanlar ve çocuk sağlığı üzerine etkisi]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/evdeki-hayvanlar-ve-cocuk-sagligi-uzerine-etkisi

Çocuğun sağlığı ile ilgili aksi bir neden olmadığı takdirde çocuklarımızın, evde bir ev hayvanının sorumluluğunu alarak büyümesini önermekteyiz. Çocuklu ailelerin evlerinde hayvan beslemelerinin uygun olmayacağı durumlar tamamen örneklere özel olsa da, kabaca çocuğun (veya ev hayvanının) fiziksel veya psikolojik sağlığını olumsuz etkileyecek durumlar olarak sınıflandırılabilir. En sık karşılaştığımız durumlar çocuğun hava yollarındaki hassasiyet (örneğin astım veya hayvan tüyüne allerji), ev hayvanının tüy veya salgıların nedeniyle oluşan döküntüler, çocuğun ev hayvanından korkması veya hayvana saldırganlık göstermesi olabilir. Evin hayvan beslemeye uygun olmaması da bir başka faktör olabilir.


Ev Hayvanları ve Enfeksiyonlar


Nadiren de olsa, ev hayvanlarından çeşitli enfeksiyon hastalıkları bulaşabilmektedir. Bu enfeksiyon hastalıklarından bir tanesi psitakozdur. Temelde kurumuş kuş dışkılarının bulunduğu yerdeki havanın solunmasıyla bulaşır. Etkeni, Chlamydia psittaci dir. Yüksek ateşle seyreden bir zatürreye yol açabilir. Alınacak önlemler arasında, hastalık taşıyabilecek muhabbet kuşu, papağan gibi kuşların ilgili kurumlarca denetimi başta gelmektedir. Ebeveyn olarak yapabileceklerimizin arasında hasta kuşların ev hayvanı olarak seçilmemesine dikkat etmek, bir veteriner hekimin denetiminde olan yerlerden kuşları almak sayılabilir. Yüksek ateş, kuru veya balgamlı öksürük, göğüs yan ağrısı, balgamda renk değişikliği olan çocukların bir çocuk hastalıkları doktoruna götürülmesi gerekmektedir.


Özellikle kedilerden, ama daha düşük oranla köpek, büyük ve küçük baş hayvanların ısırması, tırmalaması, salya ve diğer salgılarından geçebilen başlıca iki hastalık mevcuttur. Bunlardan bir tanesi tıp dilinde Pasteurella multocida isimli etkenin yol açtığı enfeksiyonudur. Isırığın veya bahsedilen diğer yollarla bulaşma yerinin olduğu bölgede sınırlı abseden, kemik ve eklem enfeksiyonlarına, beyin zarı enfeksiyonlarından, yaygın vücut enfeksiyonlarına kadar çeşitli derecelerde hastalık yapan bu mikrop, en sık, 24 saatten kısa sürede gelişen, akıntılı iltihaplarla kendini gösterir.
Yine köpeklerin ve daha sıklıkla kedilerin tırmalaması, ısırması, salya ve diğer salgılarının kana kolay geçebilecek noktalarla( örn: gözler, ağız, yaralar) teması yoluyla bulaşan “kedi tırmığı hastalığı”ndan bahsedebiliriz. Çocuklarla temasları daha fazla olduklarından yavru kedilerden bulaşma ihtimali daha fazladır. Bu nedenle bu tip enfeksiyonlara daha çok yaz ve sonbahar aylarında rastlanmaktadır. Vücudun bir bölgesinde kabuklu bir iltihap ve ona yakın bir yerde bir hafta sonra oluşan ve üç haftadan fazla sürebilen ağrılı lenf bezi ( Örneğin elde iltihap, koltuk altında ağrılı beze bulunması.) ile kendini gösterebilir. Bu tip şikayetleri olan çocuklarımızın bir hekime gösterilmesi gerekmektedir.


Ev hayvanlarımızın veteriner hekimler tarafından takibi çocuklarımız açısından çok önemlidir. Aşılanması gereken ev hayvanlarının aşı takviminin ihmal edilmemesi gerekmektedir. Hepimizin bildiği gibi bu açıdan akla ilk gelen aşı kuduz aşısıdır. Aşısı ihmal edilmiş memeli hayvanla teması olan bir çocuk her zaman kuduz tehdidi altında olacaktır. Evden çıkmayan bir kedi veya köpek, evde yakalayacağı bir fareden, balkonda bulacağı yarasa veya fare cesetlerinden kuduz kapabilir.


Başka bir hastalık da kedi dışkısıyla temas veya bunlarla teması olan hayvanların etlerin yenmesiyle bulaşan “toksoplazma gondii” isimli mikrobun neden olduğu, toksoplazmosizdir. Bu hastalık aynı zamanda özellikle gebelik döneminde büyük önem taşımaktadır. Gebelik esnasında kedi dışkısıyla temas ile bulaşan mikrop yeni doğacak bebekte daha ana rahminde geri dönüşü olmayan kalıcı körlük, beyin enfeksiyonu gibi hastalıklara veya düşüklere sebep olabilmektedir. Kedilerimizin toksoplazma aşılarının tam olmasına dikkat etmeliyiz. Gebelik sırasında kedi dışkısıyla temas kesinlikle olmamalıdır. Yemeklerde kullandığımız etlerin tam pişirilmesine de dikkat edilmelidir.


 



Kedi ve köpeklerimizin dışkılarının çocuklarımızda oluşturduğu bir hastalık da “visseral larva migrans” denilen, “Toxocara catii ve canis” isimli parazitlerin oluşturduğu ateşli hastalıktır. Özellikle toprakla oynayan çocukların el hijyeninin eksik olduğu durumlarda elin ağza götürülmesiyle oluşur. En tehlikeli şekli gözlerin tutulmasıdır. Önlem için dikkat edilecek en önemli husus, çocukların ellerinin temizliğidir.



Ev Hayvanları ve Allerjiler


Allerji ile ev hayvanları arasında kimi kez bir ilişki olabilir. En fazla alerjiye neden olan hayvan kedidir. Kedilerin ve köpeklerin gerek deri döküntüleri ve gerekse de salyaları ile bunlarla bulaşmış tüyleri, başta astım olmak üzere, allerjik rinite ve ekzemaya neden olabilir.


Çocuk evde doğduğunda evde hayvan bulunabilir. Allerjik bünyeli kişilerde, bu durumun, sonradan eve hayvan almaya göre daha tehlikesiz olduğu genellikle kabul gören bir düşüncedir.


Bununla birlikte, hayvansal alerjenlerin etkisinde, allerjenin miktarı, çocuğun yaşı, evdeki endotoksin miktarı gibi bir dizi başka faktör de etki edebilir.


Kuş tüyüne allerji olmasa bile, kuşların tüyleri arasında akarlar barınabileceğinden, akar allerjisi olan çocuklar için evde kuş beslemek sakıncalı olabilir. En azından yatak odalarına hayvan sokulmaması iyi olur.


Tüm bu olumsuzlukların yanı sıra, çocuklarımızın hayvan sevgisi ile büyümeleri ve bir ev hayvanına sahip olmaları, onlara ileri yaşamları için don derecede pozitif katkılar sağlayacaktır.


]]>
<![CDATA[Çocuğum normal duyuyor mu?]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/cocugum-normal-duyuyor-mu

Çocuğunuzun işitme kaybı olduğunu düşünüyorsanız haklı olabilirsiniz. Aşağıdaki kontrol listesi, çocuğunuzun bir işitme kaybı olduğunun belirlenmesinde yardımcı olacaktır. Her maddeyi dikkatlice okuyun ve sadece size, ailenize veya çocuğunuza uyan faktörleri dikkate alın.
 
İşitme kaybı için göstergeler:


Uyan her maddeyi kontrol edin.


Anne hamilelik sırasında


Kızamıkçık, viral bir enfeksiyon ve grip geçirmiş
Alkollü içecek tüketmiş
Yenidoğan (doğumdan ilk 28 güne kadar)
Doğumdaki kilosu 1600 gramdan düşük
Yüz ve kulaklarının görüntüsü farklı
Doğumda sarılığı oldu ve kan değişimi uygulandı.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde beş günden fazla kaldı
Damardan iğne ile antibiyotik aldı
Menenjit geçirdi
Ailemde
Erken yaşlarda olan veya gelişmiş, kalıcı veya ilerleyen işitme kaybı olan, bir veya daha fazla birey var
Bebeğim(29 gün ile 2 yaş arası)


Damardan antibiyotik aldı.
Menenjit oldu
Nörolojik bir bozukluğu var
Kulaktan kanamanın olduğu veya olmadığı kafatası kırığı olan ciddi bir yaralanma geçirdi
3 aydan fazla süren, kulakta sıvının olduğu tekrarlayan kulak enfeksiyonu var.
Çevreye Cevap Verme (konuşma ve lisan gelişimi)
Yenidoğan (doğumdan 6 aya kadar)
Beklenmedik yüksek sesli gürültülerle irkilmiyor, hareket etmiyor, ağlamıyor veya her hangi bir şekilde tepki vermiyor.
Yüksek sesli gürültülerle uyanmıyor
Kendiliğinden sesleri taklit etmiyor
Sadece sesle sakinleştirilemiyor
Başını sesime doğru çevirmiyor
Küçük bebeğim (6 ay-12 aya kadar)


Sorulduğunda tanıdık kişi veya eşyaları gösteremiyor
Konuşma sesi çıkarmıyor yada konuşma sesi çıkarmayı bıraktı
12 aylıkken, “el salla” ,”elini çırp” gibi basit sözleri yalnız dinlemekle anlamıyor
Büyük bebeğim (13 ay-2 yaş )
Hafif bir sesle ilk seslenişte doğru yöne dönmüyor
Çevreden gelen seslere duyarsız
İlk seslenişte cevap vermiyor
Sese cevap vermiyor veya sesin nereden geldiğini anlıyamıyor
Tanıdık insanlar ve evde çevresindekiler için basit kelimeleri kullanmaya ya da taklit etmeye başlamadı.
Benzer yaştaki diğer çocuklar gibi ses çıkarmıyor ve konuşamıyor
Normal ses yüksekliğinde televizyon seyretmiyor
Anlama ve iletişim için kelimelerin kullanımında yeterli gelişmeyi göstermiyor
Ne Yapmanız Gerekir?


Bu göstergelerden bir veya daha fazlasını tespit ettiyseniz, çocuğunuzun işitme kaybı olması ihtimali olabilir.
Çocuğunuzda bu göstergelerden bir veya daha fazlası varsa, çocuğunuzu kulak muayenesi ve işitme testine götürmeniz gerekir. Bu herhangi bir yaşta, doğumdan hemen sonra bile yapılabilir.
 
Bu faktörlerden hiçbirini belirlemediniz, fakat çocuğunuzun normal duymadığından şüpheleniyorsanız, çocuğunuzun doktoru endişelenmiyorsa bile çocuğunuzun işitmesini ölçtürün.
İşitme kaybı olmasa bile testin ona bir zararı olmaz. Ne var ki, çocuğunuzda işitme kaybı varsa, geç teşhis konuşma ve lisan gelişimini etkileyebilir.
 
Bu kontrol listesi maddelerinin hiçbiri bulunmasa bile işitme kaybı mevcut olabilir.
18 yaşın altındaki bir çok çocukda farklı derecelerde işitme kaybı vardır. Siz ebeveynler ve onların ana babaları bebeklerinizdeki işitme kaybını keşfedecek kişilersiniz. Çünkü onlarla en fazla vakit geçiren sizsiniz. Eğer herhangi bir zaman bebeğinizin işitme kaybı olduğunu düşünürseniz bunu doktorunuzla görüşün.
 
Bebeğinizin duyması profesyonel olarak herhangi bir yaşta test edilebilir. Bilgisayarlı işitme testleri yenidoğanları taramayı mümkün kılar. Bazı bebeklerin diğerlerine göre ortalamadan daha fazla işitme kaybı olasılığı vardır. Bu listedeki herhangi bir maddeyi belirlerseniz, mümkün olan en kısa zamanda çocuğunuza işitme testi yaptırmalısınız.
 
Okula başlamadan önce tüm çocuklara işitme testi yapılmalıdır. Bu anne, baba veya çocuğun farketmediği hafif işitme kayıplarını ortaya koyabilir. Tek kulaktaki bir kayıp bu yolla saptanabilir. Böyle bir kayıp, belirgin olmasa da konuşma ve lisanı etkileyebilir.
 
İşitme kaybı kulak kiri veya kulakta sıvı birikmesinden bile kaynaklanabilir. Bu tipte geçici işitme kaybı olan bir çok çocuğun, ilaç tedavisi veya küçük bir cerrahiyle işitmesi düzeltilebilir.
Geçici işitme kaybının tersine bazı çocukların kalıcı olan sinir kaynaklı sağırlığı vardır. Bu çocukların çoğunluğunun bir miktar kullanılabilir işitmesi olur. Çok azı tamamen sağırdır. Erken teşhis, erken işitme cihazı uygulanması ve özel eğitim programlarına erken başlamak, çocuğun mevcut işitmesini en yüksek seviyeye getirmeye yardımcı olabilir.
 
Kaynak:Sağlıkpaneli.com

Etiketler: Çocuk Sağlığı , İşitme Testi , İşitme Kaybı

]]>
<![CDATA[Babaya olan ilgi çocuğun zekasını arttırıyor.]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-gelisimi/cId/babaya-olan-ilgi-cocugun-zekasini-arttiriyor Babalık zor bir iştir. Çocuğuyla doğru bir ilişki kurmak, onunla arakadaş olmak için kendi yolunu bulmaya çalışır babalar...
Ancak bu bir taraftan da zorunluluk. Çocuğun anneye olduğu gibi babaya da ihtiyacı var. Babanın ilgisi, babanın verdiği güven duygusu, o küçük insanları mutlu ve huzurlu kılmak için çok önemli.
Babaların, erken yıllarda gösterdiği olumlu ilgi, çocuğun zihinsel gelişimini olumlu etkiliyor.
Kocaeli Üniversitesi'nden Prof. Dr. Nuray Sungur, kitap okumak, oyun oynamak gibi birçok etkinliğin çocukların özgüvenini artırdığını belirtiyor.
Oysa babasının ilgilenmediği veya baba şefkatinden yoksun kalan yetişkinlerin beyni, normalden yüzde 30 daha küçük oluyor.


Kaynak: Habergo

Etiketler : Baba , Çocuk Zekası

]]>
<![CDATA[Çocuğunuzun gelişimi yaşıyla orantılı mı?]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-gelisimi/cId/cocugunuzun-gelisimi-yasiyla-orantili-mi

Çocuğun okuldaki başarısızlığı, dikkat kaybı, uyum zorluğu, davranış sorunları, öğrenmeyle ilgili sorunlar, aile içindeki iletişim sorunları ne yazık ki genellikle yeterince önemsenmiyor. Çocukların fiziksel gelişimleri, doğdukları günden başlayarak dikkatli bir biçimde takip edilebiliyor. Ancak duygusal, sosyal ve zihinsel gelişmelerinin takibinde aynı özen ne yazık ki gösterilemiyor.


Acıbadem Hastanesi Pedagoji uzmanı Ayşegül Salgın, çocukların duygusal, sosyal ve zihinsel gelişimlerinin ancak başa çıkılamayan bir problem ortaya çıktığında önemsendiğine ve değerlendirildiğine dikkat çekiyor ve ekliyor: “Oysa, bir çocuk ancak tüm alanlarda uygun gelişim gösteriyorsa sağlıklı kabul edilebilir.”


Ergenlikte sorunlar artıyor


Çocuklar ve gençler ailelerin farkına varmadığı önemli sorunlar yaşayabiliyor. Özellikle yaşamın en zor geçiti olarak tarif edilen ergenlik çağında, sorunlar daha da artıyor. Bu sorunların bir kısmının çocuk veya ergen tarafından çözülebilirken, bazı sorunların çözümü için bir yetişkinin yardımı, desteği, rehberliği gerektiğini belirten pedagog Ayşegül Salgın şöyle konuşuyor:
“Bu kişi genellikle anne veya babadır. Ancak bazı sorunlar ve durumlar  profesyonel yardım ve müdahale gerektirebilir. Böyle durumlarda uygun tanı ve tedavi için zamanında harekete geçmek sorunun çözümünü kolaylaştırabilir. Hastanemiz Pedagoji polikliniğinde 0-16 yaş arası çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri takip edilmektedir. 0-6 yaş arası çocukların dil, sosyal ve motor gelişimleri testlerle değerlendirilmekte, gerekli görüldüğünde gecikme olan alanlara yönelik programlar hazırlanmakta ve uygulanmaktadır.


Okul dönemindeki çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri değerlendirilmekte, başarısızlık ve uyum problemlerinin nedenleri ortaya çıkarılarak çözüm için aile ve çocukla çalışılmaktadır.”


Uzman desteği ne zaman alınmalı?
Peki bir pedagoji uzmanına ne zaman başvurulması gerekiyor? Ailelerin bu konuda dikkate alması gereken birçok kriter var. Eğer çocuğun zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri buna uygunluk göstermiyorsa bir pedagoji uzmanına başvurulması öneriliyor.


Pedagog Ayşegül Salgın, bu sorunları şöyle sıralıyor:


“-Çocuğunuzun gelişiminin yaşına uygun olup olmadığı konusunda değerlendirmeye ihtiyaç duyuyorsanız,
-Çocuğunuzun duygusal, sosyal ve zihinsel gelişimiyle ilgili değerlendirme ve desteğe ihtiyaç duyuyorsanız,
-Çocuğunuzun davranış sorunları varsa,
-Çocuğunuz zihinsel yetersizlik nedeniyle desteğe (özel eğitim) ihtiyaç duyuyorsa,
-Çocuğunuzun okulda kapasitesini yeterince kullanamadığını düşünüyorsanız,
-Çocuğunuz okulda başarısızlık, uyum zorlukları yaşıyorsa,
-Çocuğunuz dikkat eksikliği veya dağınıklığı yaşıyorsa,
-Çocuğunuz çevresiyle iletişimde güçlük yaşıyorsa,
-Çocuğunuzla iletişim kurmakta, disiplin sağlamakta güçlükler yaşıyorsanız bir uzmana başvurmanız gerekiyor.”


Kaynak:habergo



]]>
<![CDATA[Okul Öncesi Eğitim]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-gelisimi/cId/okul-oncesi-egitim
Okulöncesi eğitim ,  tüm Avrupa ülkelerinde, hükümet programları ve yatırımların temel hedeflerini ve odak noktalarını oluşturmaktadır. Ülkemize bakıldığında ise bu konunun üzerinde yeterince durulmadığı ve önlemlerin yetersizliği dikkat çekmektedir. Rakam vermek gerekirse ,  okulöncesi eğitim oranı Avrupa ülkelerinde ( örneğin , Fransa ve İsveç’te ) % 100’lere varmakta olup, ülkemizde ise ancak % 15’tir. Siyasi otoriteler, okul çağı çocuklarımızın sayısal değerini verirken 15 milyon olarak belirtmektedirler. Oysa, eğitim yaşında 4,5 milyon 3-6 yaş arası çocuk bulunmaktadır. Bu rakamın 20 milyon olarak ifadesi sağlandığında ve Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi içerisinde okul öncesi çağı çocukları için ayrılan pay, okul öncesi çocuk nüfusu oranında arttırıldığında, okul öncesi eğitimin öneminin kavrandığı belli olacaktır. Avrupa Topluluğuna girme çabası içerisinde olduğumuz şu günlerde, çağdaşlığa giden yolun ancak çocukların eğitimi ile sağlanabileceği göz önünde tutulmalı, yatırım hedefleri saptanırken, çocukların eğitim gereksiniminin ,  doğumdan başlayarak karşılanması gereksiniminin, doğumdan başlayarak karşılanması gereksinimi öncelikle ele alınmalıdır. Bu hedefe ulaşmak için bir an önce okulöncesi eğitimin önemine ilişkin kampanyalarla, kamuyu bilgilendirmek ve oluşan kamuoyu ile siyasi kararlar alınmasını sağlamak gerekmektedir.

3-6 yaş arası bilimsel olarak eğitim yaşıdır. Bu yaş grubundaki tüm çocukların Anayasa’nın 42. Maddesinde belirtilen eğitim hakkından yararlanabilmeleri için okulöncesi eğitim kurumlarının yeterli sayıya çıkarılması konusunda çalışmalar hızlandırılmalı, özel yatırımcılar kredilendirilmeli ve desteklenmelidir. Yapılan araştırmalara göre, okulöncesi eğitim alan çocuklar ilkokulda okuma yazmayı, bu eğitimi almayan çocuklardan % 100 daha hızlı öğrenmekte ve bu öğrenme hızı yaşam boyu sürmektedir. Öğrenmenin % 80’i okuma yolu ile olduğundan ,  çocuğun kitapla erken yaşta tanışması onun öğrenme hızını çok etkilemektedir. Burada da okulöncesi eğitimde kitapların önemi açıkça görülmektedir.

0-6 yaş arasındaki çocuğun eğitiminde en önemli rol anne-babaya düşmektedir. Bu nedenle öncelikle anne-babanın bilinçlendirilmesi çalışmaları önem kazanmaktadır. Ülkemizde okulöncesi eğitim kurumlarının azlığı dikkate alındığında, okul öncesi eğitimi veren kitap, oyuncak ve benzeri materyalin önemi ve bunların kullanımı konusunda velilerin bilgilendirilmesinin zorunluluğu açıkça görülmektedir.

Toplum olarak , çok sevdiğimiz çocuklarımız ve geleceğimiz için en kalıcı yatırımın eğitim olduğu bilincine vardığımızda, tüm diğer sorunlarımızın kolayca çözümlendiğini göreceğiz.
Bunun için 1-7 Eylül tarihleri  “ Okulöncesi Eğitim Günleri  “ olarak gelenekselleşecektir.

Serap Çamyurdu
Bal Şeker Anaokulu  




]]>
<![CDATA[Kardeş kıskançlığıyla baş etmek]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-psikolojisi/cId/kardes-kiskancligiyla-bas-etmek Bu duygunun bir problem olarak görülmesinden çok bu duygu ile çocuğun ya da kişinin nasıl baş edebilmesi gerektiğini bilmek ve anne-baba olarak yapılması gereken davranış biçimlerini bilinmesidir.

 

Bir çocuğun kardeşini kıskanması doğal bir duygu olarak tanımlanabilir. Her birey özel olmak, ilk olmak, öncelikli olmak, tercih edilmek, beğenilmek isteyebilir. Karşıdaki kardeş olsa bile bu duyguların kontrol edilmesi kişi için bazen güç olabilir.

 

Bu duygunun bir problem olarak görülmesinden çok bu duygu ile çocuğun ya da kişinin nasıl baş edebilmesi gerektiğini öğretmek ve anne-baba olarak yapılması gereken davranış biçimlerini öğrenmektir. Bu kıskançlıkta kardeşe duyulan yoğun öfke duyguları belirgindir. Onun daha ön planda olduğu, daha çok sevildiği, her istediğinin yapıldığı, kendisinin ikinci plana atıldığı, kendisine karşı bir haksızlık yapıldığı ve artık sevilmediği düşüncesi ile yalnız kalma, içe kapanma, sürekli öfke duyma ve yoğun çatışmalar ile kendini gösterir.

 

Çocukluk döneminde kardeşin gelmesi ile tahtının sarsıldığı ve artık her şeyin eskisi gibi olmayacağı endişesi hakimdir. Bu endişenin kontrol edilebilmesi için anne-babanın ve diğer kişilerin aslında hiçbir şeyin değişmediğini, onun kendileri için hala özel ve önemli olduğunu ona davranış ve konuşmaları ile hissettirmesi gerekmektedir. Bunu hisseden çocuk rahatlayacak ve kardeşine karşı olan tüm düşmanlık duygularını kontrol edebilecektir.

 

Doğum öncesi önlemler

 

- Bebek dünyaya gelmeden önce anne ve babanın gün içerisinde ona özel zamanlar yaratabilmesi gerekmektedir. Annem beni seviyor, babam beni seviyor ve benimle ilgileniyor düşüncesini hissedebilmesi gerekiyor.

 

- Bebek dünyaya gelmeden önce çocuğunuzu dünyanın merkezi haline getirmemek, ona bağımlı yaşamamak, her zaman varlığınıza alıştırmamaktır. Her istediğinin yapılmaması önemlidir. "Sen benim için önemlisin ama bazen sana sınır koymalıyım, bunun sana olan sevgimle bir ilgisi yok" mesajını verecek davranışları kardeş dünyaya gelmeden önce öğretmelisiniz.

 

3 yaş öncesindeki bir çocuk için bu söylediklerim geçerli değildir. Çünkü bu yaş çocuğu bu bilgileri almak için yeterli zihinsel beceri ve davranışsal kontrolüne henüz sahip değildir.

 

- 3 yaş sonrasında olan bir çocuk bebek dünyaya gelmeden önce anaokuluna gönderilebilir.

 

- 3 yaş öncesi bir çocuk için yapılması gereken davranış onu çok sevdiğinizi davranışlarınızla hissettirmek, inatlaşmaları ile onunla çok fazla mücadeleye girmeden ona uyumlu davranmaktır.

 

- Anne karnı belirginleştikten sonra bebeği sevme çalışmaları yapmak, bu çalışmaları yaparken onu fiziksel olarak yakınınızda tutmak ve ona dokunmaktır. Kardeşin ne demek olduğu ile ilgili bilgileri ona anlatmalı ve duygusal olarak aralarında bir bağın oluşmasını sağlamanız gerekmektedir.

 

- Kardeşi doğmadan önce fazlası ile onun dikkatini çekebileceği düzeyde alışveriş yapmaya özen göstermeniz gerekmektedir.

 

- Kardeşi doğmadan önce yatağını ve odasını çoktan ayırmış olmanız gerekmektedir.

 

- Eşler arasında doğum sonrasında aileyi nelerin beklediği, herkesin görevinin neler olduğu, bu dönemde eşlerin birbirinden neler istediğinin paylaşılması gereklidir. Bu ileride doğacak sorunların şimdiden kontrol altına alınmasını sağlayacaktır.

 

Psikolog Eda Gökduman

 

Kaynak: hamileyiz.biz

]]>
<![CDATA[Sigara ve Çocuk]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/sigara-ve-cocuk Kullanılmış sigara dumanı, yanan bir sigaradan çıkan ve sigara içenin dışarı verdiği dumanın bir karışımıdır. Çevresel Sigara Dumanı (ÇSD) olarak da bilinir ve kendisine has kokusuyla kolaylıkla tanınır.

Kullanılmış sigara dumanı, yanan bir sigaradan çıkan ve sigara içenin dışarı verdiği dumanın bir karışımıdır.

Çevresel Sigara Dumanı (ÇSD) olarak da bilinir ve kendisine has kokusuyla kolaylıkla tanınır. ÇSD havayı kirletir ve elbiseler, perdeler ve mobilya üzerine siner. Çoğu kişi ÇSD yi nahoş, rahatsız edici ve gözlerle burnu tahriş edici bulur. Daha önemlisi tehlikeli bir sağlık tehdididir. ÇSD içinde 4000 in üzerinde farklı kimyasal madde tespit edilmiştir ve bunların en az 43 tanesi kansere sebep olur.
 
Çevresel Sigara Dumanına Maruz Kalma Sık mıdır?
 
Amerika Birleşik Devletlerinde yetişkinlerin yaklaşık %26 ‘sı sigara içicisidir ve beş yaş altındaki çocukların %50 si ila %67 si en az bir yetişkin sigara içicisinin oturduğu evlerde yaşamaktadırlar. Bu rakam ülkemizde daha fazladır.
 
Kim Risk Altında?
 
ÇSD herkes için tehlikeli olmasına rağmen, fetuslar, bebekler ve çocuklar üzerinde daha büyük bir etkisi vardır. Bu olay ÇSD’nin; akciğer, beyin gibi gelişmekte olan organlara zarar vermesiyle gerçekleşir.
 
Etkileri
 
Cenin ve yenidoğanda
 
Anne, cenin ve plasentada kan akımı, hamile her sigara içtiğinde değişir. Ne var ki uzun dönemde bu değişikliklerin sağlık üzerine olan etkileri bilinmemektir. Bazı çalışmalar hamilelik sırasında sigara içiminin yarık damak-dudak gibi doğumsal bozukluklara sebep olduğunu göstermiştir.
Sigara içen anneler daha az süt üretir ve bebeklerin doğum ağırlığı daha düşüktür. Annelerin sigara içmesi 1 ay- 1 yaş arasındaki ölümlerin ana sebebi olan ani bebek ölümü sendromuyla ilişkilidir.
 
Çocuk akciğer ve solunum yolları

ÇSD ye maruz kalma tüm yaşlarda çocuk akciğer verimi ve fonksiyonunu bozar. Çocukluk astımının hem sıklığını hem de şiddetini arttırır. Kullanılmış sigara dumanı sinüzit, rinit (nezle), kistik fibroz, öksürük ve geniz akıntısı problemlerini alevlendirir. Çocuklarda soğuk algınlığı ve boğaz ağrısı sıklığını da arttırır.
İki yaş altındaki çocuklarda ÇSD bronşit ve zatürre olasılığını arttırır. Gerçekten, ABD’de Çevre Koruma Ajansının 1992 deki bir çalışması, ÇSD’nin 18 ay altındaki çocuk ve bebeklerde her yıl 150. 000 ila 300. 000 alt solunum yolu enfeksiyonuna sebep olduğunu söylemektedir. Bu hastalıklar 15. 000 hastane yatışı ile sonuçlanıyor. Yarım paket ve daha fazla sigara içen ebeveynlerin çocuklarının solunum yolu hastalığı nedeniyle hastaneye yatma riski neredeyse iki katına çıkar.
 
Kulaklar
 
ÇSD ye maruz kalma çocuklarda hem kulak enfeksiyonu sayısını hem de hastalık süresini arttırır. Solunan duman burun arkasını orta kulağa bağlıyan östaki borusunu tahriş eder. Bu orta kulaktaki basıncın eşitlenmesini bozan şişme ve tıkanıklığa ve sonuçta ağrı, sıvı birikimi ve enfeksiyona yol açar. Kulak enfeksiyonları çocuk işitme kayıplarının en sık sebebidir. İlaç tedavisine yanıt vermediğinde kulağa tüp takılması gerekir.
 
Beyin

Hamilelik sırasında ve sonrasında sigara içmiş annelerin çocuklarının sigara içmeyenlerin çocuklarına göre hiperaktivite gibi davranış bozuklukları olması daha olasıdır. Okul performansında ve entellektüel başarıda orta dereceli bir bozulma gösterilmiştir.
Kullanılmış sigara dumanı kansere sebep olur.

Çocuğunuzun gelişmesinde ÇSD’nin nasıl zarar verdiğini okudunuz ama ÇSD nedeniyle gelişme riskinin ev dışı kanser sebebi kirlilik nedenlerine göre yaklaşık 100. 000 kat daha fazla olduğunu biliyor muydunuz? ÇSD’nin her yıl 3. 000 den fazla sigara içmeyenin akciğer kanserinden ölmesine neden olduğunu biliyor muydunuz? Bu gerçekler herkes için oldukça alarm vericiyken çocuğunuzun kullanılmış sigara dumanına maruz kalmasını şimdi durdurabilirsiniz.
 
Ne Yapabilirsiniz?
 
• Sigara içiyorsanız, bırakın. Gerekirse doktorunuza danışın . Bırakmanıza yardımcı olacak bir çok farmakolojik ürün mevcuttur.
• Ev sakinlerinden içen varsa bırakmasına yardım edin. Eğer bırakamıyorlarsa onlar ve ziyaretçilerden evin dışında içmelerini rica edin.
• Arabanızda sigara içilmesine izin vermeyin.
• Çocuğunuzun okul ve kreş ortamlarının dumansız olduğundan emin olun.

 

]]>
<![CDATA[2 yaş Sendromu]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-psikolojisi/cId/2-yas-sendromu Bebeklerin en zor dönemlerinden biri 18 ay – 2 yas dönemi. Sakin ve uslu bebekler bir anda negatif ve öfkeli çocuklar haline dönüsebiliyor. ELELE Çocuk ve Aile Psikolojik Danismanlik ve Özel Egitim Merkezi Psikolog, Özel Egitim Uzmani Bihter Mutlu Gencer “Bebeklerimiz 18 ay- 2 yas civarina geldiginde, onlarin masum melek bebeklik hallerinden çikip tamamen farkli kisilikte bir çocuga dönüstügünü düsünmeye baslariz.” Diyerek söyle devam ediyor:  Rahatlikla kontrol edebildigimiz bebegimiz gitmis, yerine her seye itiraz eden, ak dedigimize kara diyen –gerçekten ak olsa bile-, her seyi kendi yapmakta israr eden, artik tahammül sinirlarimizi zorlamaya baslamis bir çocuk gelmistir. Bazi anne babalarin isteyebilecegi gibi keske çocuklarimiz bizim büyüyene dek sürekli sekillendirebilecegimiz bir hamur olabilse de istedigimiz sekilde onlari yetistirip, rahat etsek... Ne yazik ki isler böyle yürümüyor ve kabul etmemiz gereken bir gerçek var ki çocuklarimizin, bazi yerlerde “önergenlik” olarak bile tanimlanabilen “negatif dönem” dedigimiz dönemden geçmelerinin son derece normal ve tamamen saglikli bir psikolojik gelisimin bir parçasi oldugudur. Ancak bu süreçten çocugun saglikli sekilde çikabilmesinde elbette ki uygun anne baba tutumlari belirleyici olmaktadir.”

 

Bu Dönem Normal Bir Dönem

 

Peki bu negatif dönemi çocuklar neden yasar? Bihter Mutlu sürecin normal oldugunun kabul edilmesi gerektigini belirterek sunlari söylüyor: “Hayatin ikinci yilinda çocuk artik yürümeye baslamistir ve dil gelisimi hizlanmistir. Artik daha rahat hareket edebilmekte, sürekli olarak kendi vücudunun sinirlarini denemekle mesguldür. Beyni hizla gelismekte ve sürekli dünyayi kesfetmeye çalisirken, hayat, objeler, ve kendi vücutlarinin nasil çalistigiyla ilgili yeni yeni bilgiler ve deneyimler kazanmaktadir. Bütün bu kesifler sirasinda istedigi fakat henüz yapamadigi islere bir de yetersiz olan ifade edici dil becerileri eklendiginde çocuk kaçinilmaz olarak hayal kirikliklari ve gerginlikler yasamaya baslar. Iste öfke nöbetlerine öncelikle bu genis açiyla bakmamizda fayda vardir. Kendimizi onlarin yerine koyalim: Henüz tam anlamlandiramadigimiz bir dünyada bir de isteklerimiz ve duygularimizi ifade edemiyoruz ve bir sekilde varolmaya çalisiyoruz... Bu dönemin dogal bir basamagi da çocugun bagimsizlik ve otonomi istegidir. Kendi yapmak ister, kendi yemek ister, kendi giyinmek, kendi seçmek, vs. ister. O zamana dek eli kolu bagli oturuyordu, artik becerebildigini, karar verebildigini baskalarina ama en çok da kendine kanitlamak ister. Sinirlarini bilmek ve zaman zaman bunlari genisletmek için zorlamak ister. Anne baba tutarli ve kararli davranislar sergiledikçe davranislarinin sonuçlari oldugunu ögrenir, sinirlarin çizildigini görür. Bu sekilde büyüyüp olgunlasir.”

 

Öfke nöbetlerine zemin hazirlamayin

 

Öfke nöbetleri genellikle çocuk aç, yorgun, sikilmis, rahatsiz veya keyifsiz oldugunda daha çok ortaya çikar. Muhtemelen çocugunuz aç oldugunda süpermarkete gidip, öfke nöbetsiz alis verisin sonuna kadar dayanmasini beklemek çok ta gerçekçi bir yaklasim olmayabilir. Bu nedenle öncelikle öfke nöbetine neden olabilecek kaynaklari olusmadan elimine etmekte fayda var. Örnegin bir arkadasinizin evine giderken çocugunuzun sikilabilecegini tahmin edebilmeniz ve oraya çocugunuzun zevk alip zaman geçirebilecegi oyuncaklarini birlikte götürmeniz veya alis veriste sikilabilecegini düsündügünüz çocugunuza süpermarkette isimiz biter bitmez birlikte dondurma yiyelim demek, öfke nöbetlerini öngörüp önlemek için ufak manevralar olabilir.

 

Ne Yapmali?

 

• Ister evde olsun, ister disarida, çocugunuz kendini yere atmis “o sekeri istiyorum” diye bagirirken izlenecek en önemli taktik sakin kalabilmeyi basarmaktir. Zaten kontrolünü kaybetmis bir çocuk, karsisinda kontrolünü kaybetmis bagirip çagiran bir anne görmek istemez. Sizin sakin ve uygunsuz davranisa prim vermeyen tavriniz er geç çocugunuzun pes etmesine yardimci olacaktir.
•  Evdeyseniz kulaginiz çocugunuzda olmak sartiyla öfke nöbetini görmemezlikten gelerek isinize devam edebilir; disaridaysaniz onu sakin bir ortama tasiyabilir-mesela arabaya- ve orda sakinlesmesini bekleyebilirsiniz.
•  Sizi kullanmaya yönelik öfke nöbetlerinde sekeri niye alamayacaginizla ilgili kisa bir açiklamadan sonra, tutarli izleyeceginiz aldirmazlik yöntemi er geç ise yarar; ancak hayal kirikligi dolayisiyla olusmus nöbetleri tamamen görmemezlikten gelme baska duygusal problemlere yol açabilir. Bu nedenle kaynaginda hayal kirikligi olan öfke nöbetlerinde çocugun duygusunu anlamak önemlidir. Örnegin \"o filmi ne kadar görmek istedigini anlayabiliyorum fakat simdi bu filmi seyredecek vaktimiz yok, su anda çok kizdigini görebiliyorum, ben sana sakinlesmen için yardimci olacagim, sakinlestigin zaman daha rahat konusuruz” gibi bir söylem çocugun tam da ihtiyaci olan bir tutumdur.
• Öfke nöbetleri geçtikten sonra hemen akabinde çocuga istedigi sey kesinlikle verilmemelidir. Filmin zamani geldiginde ve annenin vakti oldugunda izlenecegini çocugun ögrenmesi gerekir. Bu konuda tutarli ve kararli olmak çocugun saglikli duygusal gelisimi açisindan çok önemlidir. Yoksa çocuk büyüyüp yetiskin oldugunda da isteklerinin geciktirilmeden doyurulmasi konusunda sabirsiz olacaktir. Ancak öfke nöbetinden sonra çocukta anneyi üzmüs olmaktan dolayi suçluluk duygulari ve artik eskisi gibi sevilmeyecegi korkulari olusabilir. Çocugunuz sakinlestiginde öfke nöbetiyle ilgili biraz konusup –nedenleri ve sonuçlari hakkinda- ona sarilip sevginizi göstermenizde fayda vardir. En nihayetinde çocugun ne olursa olsun yalnizca \"iyi çocuk\" oldugunda degil her zaman ve kosulda sevilecegini, anne baba sevgisinin kosulsuz oldugunu içine sindirmeye ihtiyaci vardir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

]]>
<![CDATA[Anaokuluna Uyum Süreci]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-psikolojisi/cId/anaokuluna-uyum-sureci Anaokuluna alışma dönemi bazı çocuklar için çok sancılı geçmektedir. Çocuğun ilk güven duyduğu obje annedir, sonrasında baba ve bakımı ile ilgilenen anneanne, dede, hala vb kişilerdir. Alıştığı kişilerden sonra başka insanlara güvenmek, dış dünyaya açılmak çocuk için zor bir süreç olacaktır. Bu sürecin zor geçtiğini en çok gözlemlediğimiz aile yapıları aşırı koruyucu- kollayıcı tutum sergileyen anne  ve babalardır. Bu tip ailelerde çocuk bireyselleşmeyi sağlayamaz çünkü çevresindeki kişiler yoğun endişelerinden dolayı ya da o henüz küçük diye  buna bir türlü  izin  vermemektedir. Büyüyen her çocuk bireyselleşmek için çaba gösterir, çevresini merak eder, dokunur, yürümek için çaba gösterir ve yürür, yürüyerek ulaşabildiklerinin sayısı artar ve daha çok merakı artar, istediklerini yapmak için sizinle inatlaşır ve kendini ortaya koyar, tüm bunlar çocuk için bir bireyselleşme çabasıdır.
Çocuğun anaokuluna başlama sürecinde sadece çocuk değil annenin de duygusal olarak hazır olması gerekir. Çocuğun ayrılırken duygusal olarak annenin üzüntü ve kaygısını hissetmesi anaokuluna uyum sürecini zorlaştırmaktadır. Çoğunlukla karşılaştığımız durum annelerin çocuklarının ağlamalarına dayanamadıkları noktada onları anaokulundan alma davranışı göstermeleridir. Bu tutum çocuğun gelişimi için oldukça tehlikeli bir durumdur. Bu nedenle annenin duygusal olarak bu kısa süreli ayrılık sürecine hazır olması ya da iki tarafın ayrılık anksiyetesi yaşamaması için kurum psikoloğu ile birlikte hareket edilmesi gerekir.

Anaokulu öncesinde uyum sürecini kolaylaştırmak için  oyun grupları oldukça yararlı olmaktadır. Kısa sürelerle başlayan ayrılıklar zamanla daha uzun sürelere yayılmakta ve çocuğun endişesini azaltmaktadır.

Anne – babanın çocuğun  içinde bulunduğu yaş itibariyle ayrılık kavramına zihinsel olarak hazır olmadığının farkında olması gerekir. “Sadece 1 saat oyna sen ben hemen gelicem ” ya da  “ Eve kadar gidip gelicem “ ifadesini bir yetişkin gibi algılayamaz,    “annem beni bırakıp gitti, bir daha gelmeyecek” olarak algılar ve yoğun endişe yaşar . Bu nedenle anaokuluna uyum sürecinde ilk günlerde annenin de okulda kalması yararlı olacaktır. Çocuk anneyle aynı sınıfta durma ihtiyacı duyuyorsa o  oyun oynarken anne bir köşede kitap, dergi vs okuyabilir, zamanla uzaklaşma ve güven çalışmalarına devam edilmesi yararlı olacaktır. Annesinin okulda olduğunu hisseden çocuk kendini daha rahat hissederek oyunlara katılacak  ve birlikte olduğu öğretmenine, arkadaşlarına  güven duyacaktır. Anne ve öğretmen birlikte hareket etmeli  ve zamanla anaokulundaki gereksinimlerin karşılanması anneden öğretmene geçmelidir.Öğretmenine güven duyan bir çocuk zamanla annenin  yokluğundan kaygı duymayacak, okula- arkadaşlarına uyum sağlayarak sağlıklı bir sosyalleşme süreci geçirmiş olacaktır.

Uzun süre okula adapte olamayan ve yoğun kaygılar yaşayan bir çocuğun anaokuluna gitme konusunda zorlanmaması gerekir. Çocuğun duygularının  ve  okulla ilgili düşüncelerinin çok iyi algılanması gerekir. Bu çocuk için travmatik bir olay olabilir ve farklı psikolojik problemler yaşamasına zemin hazırlayabilir. Bu çocuğun henüz okul yaşamına hazır olmadığını gösterir. Böyle bir durumda bir uzmanla hareket edilmesi daha sağlıklı olacaktır.

Anaokulu seçerken bir takım noktalara özellikle dikkat edilmesi gerekir. Anaokulunu seçerken çocuğun fikrinin alınması birincil şarttır. Orayı sevmesi ve kendini orada iyi hissetmesi önemlidir. Anaokulunda verilen eğitimin kaliteli olması , personelin konu ile ilgili olarak iyi yetiştirilmiş olması, hijyen ve güvenliğin sağlanması, kurumda bir psikolog bulunması da dikkat edilmesi gereken noktalardandır. Size düşen görev ise öğretmeni ve diğer anaokulu çalışanları ile iletişimizi sürekli olarak sürdürmeniz ve birlikte hareket etmeniz.

Etilketler: Yuva, Kreş, Anaokulu, Okul Öncesi Eğitim


]]>
<![CDATA[Doktor Korkusu]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-psikolojisi/cId/doktor-korkusu Doktora ya da diş hekimine gitmekten korkmak, pek çok çocukta rastlanılan, bazılarında ise oldukça engelleyici olabilen bir yaşam rutinidir. Böyle bir durumda ilk göz atılacak nokta, yetişkinin yaklaşımı olmalıdır.

 

Doktora gitmeden önce neler olacağını çocuğunuza anlatın. Daha büyük çocuklarınızla da bu detayların üstünden geçebilirsiniz. Bu tekrarlar çocuğunuzun kendini daha güvende hissetmesini sağlayacaktır. Örneğin; ‘Doktor senin iç çamaşırların dışındaki kıyafetlerini çıkarmanı isteyebilir. Doktor stetoskop denilen bir alet kullanabilir. Bu aletle kalbini ve ciğerlerini dinleyebilir ve bu alet canını acıtmaz. Doktor veya hemşire sana iğne yapabilir. Bir-iki dakika canın acıyabilir ama sonra geçecektir. Bunu yaptırman çok önemli çünkü böylece vücuduna ilaç giriyor ve seni hasta yapan mikroplar ölüyor’ gibi açıklamalarda bulunabilirsiniz.

 

Yaklaşımınızı gözden geçirin

 

Çocuğunuzun korkusunu nasıl karşıladığınızı düşünün. Öfke, üzüntü gibi duygular kaygısını arttıracak, karşısında sakin bir yetişkin görmek ise onu rahatlatacaktır.Korku bulaşıcı bir şeydir. Eğer siz de dişçiden ya da doktordan korkuyorsanız, çocuğunuzla konuşmadan önce bu duyguları bir kenara itmelisiniz.Çocuğunuzun hastalığından endişe duyuyorsanız, bunu eşinizle ya da bir arkadaşınızla paylaşın; ancak çocuğunuzla paylaşmayın.Aile içi sohbetlerde hastalık konusu açılırsa, doktorların rolünden pozitif ve destekleyici bir şekilde bahsedin.Doktora gitmesi konusunda çocuğunuzu korkutarak ya da tehdit ederek disipline etmeye çalışmayın.

 

Dişçi koltuğu

 

Dişçi muayenesine daha az gidildiğinden, bilinmeyenin verdiği bir korku oluşabilir çocuklarınızda. Bu durumda da muayeneye gitmeden önce olacakları çocuğunuzla konuşmanız önemlidir. ‘Gelecek hafta perşembe günü dişçiye gidiyoruz. Dişçi dişlerinle ilgilenen doktordur. Dişlerinin daha sağlıklı ve güçlü olmasına yardımcı olur. Dişçinin odasına girdiğimizde seni bir koltuğa oturtacak. Bu koltuk çok eğlenceli çünkü aşağı yukarı kalıp inebilen bir koltuk. Dişçi sana bir önlük giydirecek, böylece giysilerin dişlerin temizlenirken kirlenmeyecek. Üstünde parlak bir ışık olacak. Böylece dişçi dişlerini rahatça görebilecek’ gibi yine açıklayıcı cümleler kullanabilirsiniz.Daha sonra çocuğunuza dişçinin yapacaklarını anlatın. Ona dişlerin çürümesini ve nasıl tedavi edileceğini anlayabileceği bir dilde anlatmaya çalışın. ‘İğne’, ‘acı’ ya da ‘cesur ol’ gibi kelime ve ifadeleri kullanmayın, ‘ne var korkacak’ şeklinde ifadelerle duygularını reddetmeyin.

 

Başa çıkma stratejileri

 

Küçük bebeklerin reaksiyonu yetişkinin duygusuna çok daha fazla bağlıdır, önce siz sakinleşin. Büyük çocuklarla birkaç basit başa çıkma stratejisi öğreterek korkularının üstesinden gelmesine yardımcı olabilirsiniz.

 

Beraber canlandırın:

 

Doktora gitmeden önce çocuğunuzla beraber muayeneyi canlandırabilirsiniz. Böyle bir çalışma onun hem pratik etmesine hem de süreç üzerinde bir kontrol duygusuna sahip olmasına yardımcı olacaktır.Derin nefes almayı hatırlayın: Stresli zamanlarda kısa ve hızlı nefes almalar oksijen alımımızı azaltır. Bu da stresimizi arttırabilir. Çocuğunuza doktorun ofisine girmeden önce ve muayene sırasında stresli hissettiğinde derin nefes alarak rahatlamasını öğretebilirsiniz.Hayal gücünü kullanmayı deneyin: Çocuğunuzun doktor ya da dişçi muayenesi sırasında çok eğlendiği bir oyunu veya manzarayı düşünmesini sağlayabilirsiniz.Sonuç olarak, doktora ya da dişçiye gitmek çocuğunuzda korku ve endişeye neden olabilir. Ona yardımcı olmak için korkularını ifade etmesi için fırsat vermeniz, neler olacağı konusunda dürüst olmanız ve bu durumla başa çıkabilmesi için birkaç başa çıkma becerisi öğretmeniz ona çok yardımcı olacaktır.

 

 

 

 

 

 

]]>
<![CDATA[Çocuğumun Korkuları var ne yapabilirim]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-psikolojisi/cId/cocugumun-korkulari-var-ne-yapabilirim Bu konuda karar vermeden önce, bu korkunun sizin mi yoksa çocuğunuzun mu olduğunu ayırt edin. Çünkü çoğu zaman çocuklarımızın sorunu olarak anlatılan konular anne-babanın sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Sizin korkunuzdan etkilenerek, benzer tepkiler verebilmektedir. Bu dönemde özellikle anne-baba kaybına yönelik korkular gündeminde olabilir. Yapılacak şeyin başında çocuğunuza güven vermek gelmektedir. Öncelikle çocuğunuzun hangi durumlarda kendisini güvende hissetmediğini anladıktan sonra, kendini güvende hissetmesini sağlayabilirsiniz. Ayrıca bu konuda konuşmasına izin verin. Onu ne olursa olsun dinleyin, anlayın ve destek olun.

]]>
<![CDATA[Çocuklar Oyun ve Eğlence]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/tatileglence/cId/cocuklar-oyun-ve-eglence Çocuklar için eğitici oyunlar öğrenmenin muhteşem bir yolu olabilir ve çocuğun yaşamında önemli bir yer tutar.
Çocukların eğitici oyunları, mantıklı düşünmeyi öğrenme yolunda çocuğun zihnini geliştirir, ve eğitici oyun, çocuğunuzun öğrenirken eğlenmesini sağlar. Bundan sonra sıkıcı öğrenme görevi, özellikle de uzun okul günlerinde, sizin yapabildiğiniz kadar eğlendirici ve eğlenceli olabilir.
İşte zaman kavramı ve bir şeyi başarma konusunu öğreten eğlenceli bir eğitici oyun.
Çocuğunuza boş bir sayfa yaprak verin. Saati gözünüzün önünde bir yere koyun. Şimdi, diyelim 5 dakikada, çizebildikleri kadar farklı şey çizmelerini söyleyin. Yazmayı bilen çocuklar belirli süre içinde yazabildikleri kadar kelime de yazabilirler. Her dakikanın sonunda, zamanın bitmesine kaç dakika kaldığını söyleyin.
Bir kere çocuğunuzun kaç tane farklı şey yazabildiği veya çizebildiğine dair bir fikir edindiniz mi, oyunu her oynayışınızda fazladan bir nesne daha eklemeye çalışmalarını söyleyin.
Bu basit egzersiz, verilen bir zaman aralığında bir şeyi yapma ve bir amacı başarmayı tanıtır. Çocuklar birçok resim veya kelime düşünmek için hayal güçlerini kullanır, uygulanabilir olduğunda hecelemelerini geliştirir ve görevi başarıyla tamamladıklarında onur ve başarı hissi duyarlar. Ve gençken bunu düzenli olarak yaptıklarında, bir norm haline gelir ve sonraki yaşamlarında da devam eder.
Başka bir fikir de renklerine ve boyutlarına göre sıralatarak çocuklara bozuk paraları tanıtmaktır. Biraz büyük çocuklar için bozuk paralar değerlerine göre de sıralatılabilir. Bu basit oyun çocuklarınız için paranın değerini anlamada çok etkili bir tanıtım olabilir.
Çocukların eğitici oyunları eğlenceli olduğunda, çocuklar öğrendiklerini fark etmeden öğrenmekten zevk alırlar. Öğrenme oyunları günlük aktivitelerden çıkarılabilir. Manavdan uzaklaşmak ve gittiğiniz yerde nesneleri saymak öğrenmeyi eğlenceli kılar. Tabelaları okumak da çocuğunuza yeni kelimeler öğretir.
Siz olmadığınız zamanlarda onları trafik işaretlerini veya vitrinlerdeki kelimeleri okumaları için teşvik etmeniz de okuma becerilerini geliştirmelerine ve zamanı geçirmelerine yardımcı olur.
Zaman konseptini öğrenme veya amaçları başarma olsun, bozuk paraları tanıma veya parayı öğrenme olsun, alfabeyi veya sayıları öğrenme olsun, çocukların eğitici oyunları bütün bir eğitim sürecinin ve çocuğunuzun gelişiminin paha biçilmez bir kısmıdır.
Konu çocukların eğitici oyunları olduğunda, öğrenme eğlenceli olmalı, ve eğlence öğretici olmalı.

 

]]>
<![CDATA[Bahçe,Oyun Alanı ve Havuz Güvenliği]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-guvenligi/cId/bahceoyun-alani-ve-havuz-guvenligi Bahçe/ Oyun Alanı ve Havuz, Tehlikeler ve Yapılacak Düzenlemeler

 Çocukların bahçe-oyun alanları, onları daha kolay izleyebilmek için mutfaktan, oturma odasından, çalışma odasından görülebilecek şekilde düzenlenmelidir.
  - Bu alanlar 120 cm. yüksekliğinde özel çocuk güvenlikli havuz bariyeri ile çevrilmelidir. Kapısında çocuğun açamayacağı kilit sistemi bulunmalıdır.
  - Çitler çocukların üzerine tırmanılamayacağı şekilde olmalıdır.
  - Barbeküler sağlam ve güvenilir olmalı, kullanılmadığı zamanlarda kilit altında tutulmalıdır.

Bahçe/ Oyun Alanı ve Havuz Güvenliği için Öneriler ve Düzenlemeler ise;
- Çocukların bahçe-oyun alanları, onları daha kolay izleyebilmek için mutfaktan, oturma odasından, çalışma odasından görülebilecek şekilde düzenlenmelidir.
  - Bu alanlar 120 cm. yüksekliğinde özel çocuk güvenlikli havuz bariyeri ile çevrilmelidir. Kapısında çocuğun açamayacağı kilit sistemi bulunmalıdır.
  - Çitler çocukların üzerine tırmanılamayacağı şekilde olmalıdır.
  - Barbeküler sağlam ve güvenilir olmalı, kullanılmadığı zamanlarda kilit altında tutulmalıdır.

- Bahçeye çıkışlar için sürgülü cam kapılar kullanılıyorsa çocukların göz hizası dikkate alınarak ikaz işaretleri (renkli çıkartma şeklinde) konulmalı ve bahçedeki yemekler kırılmayan özellikte yemek takımı kullanılmalıdır.
  - Çocukların yanında motorlu her hangi bir alet kullanılmamalı, özellikle çim biçme makinesi, son derece tehlikelidir ve kullanılmadığı zamanlarda kilitli bir yerde muhafaza edilmelidir.
  - Böcek ve tarım ilaçları gibi zehirli maddeler havalandırılabilen kilitli yerlerde muhafaza edilmelidir.
  - Bahçede merdiven varsa dayalı olarak bırakılmamalı, çocuğun üstüne tırmanıp düşme riski olduğundan merdiven kullanılmadığı zaman yerde yatık olarak muhafaza edilmelidir.
  - Tırmanılabilecek oyun alanlarının zemin, ahşap, kauçuk veya kum gibi yumuşak bir zemin olmalıdır.
  - Açık hava oyun alanlarında salıncakların malzemeleri hafif olmalı, çarpmada hızlı darbe yaratacak şekilde olmamalı, trafiğin geçişi olan yerlere konmamalı, yumuşak bir zeminin üzerine konmalıdır.
  - Oyun alanlarının üstünde gölgelik yapılması için ağaç dikilmelidir.
  - Bahçedeki merdiven basamakları gözle görülecek şekilde işaretlenmeli ve iyi aydınlatılmalıdır. Tüm dış zemin yüzeylerin kaymaz özellikte ve suyun yüzeyde birikmeyip rahatça akabilecek şekilde tasarlanmalıdır.
  - Bahçe mobilyalarının, çocukların parmaklarını sıkıştırmayacak şekilde veya aniden katlanmayacak şekilde olmalıdır.
  - Garaj veya atölye alanlarının yanında, tehlikeye uygun tipte yangın söndürücü bulundurulmalıdır.
  - Otomatik giriş kapısı bulunan garajların kapı açma kapama düğmelerinin çocukların ulaşamayacakları şekilde monte edilmeli, aniden belli bir obje ile karşılaştığında hareketini durduracak şekilde mekanizmaya sahip olmalıdır.
  - Bahçedeki oyun alanları bahçe duvarlarının, ağaçların yakınına kurulmamalıdır. (Çocuğun oyun alanındaki ekipmanları kullanarak ağaç ve bahçe duvarlarına tırmanmaları için)
  - Bahçede yetişen bazı bitkiler zehirli madde içerebileceğinden kuşku duyulan bitkiler kontrol ettirilmelidir.
   - Çocuklara, ebeveynlere danışmadan bahçedeki herhangi bir bitki ve meyveyi yememesi öğretilmelidir.
  - Bahçe ve çevrede ağzı açık su kuyusu bulunmamalıdır.
  - Bahçe, çocuklar oynarken ilaçlanmamalı ve gübrelenmemelidir.
  - Dikenli bitkiler (gül gibi) budanmalı veya tamamen sökülmelidir. (Dikenler özellikle çocukların gözleri için çok tehlikelidir.)
  - Çocukları yalnız başına denetimsiz olarak havuz kıyısına bırakmamalıdır.
  - Yüzme dersleri almış olsa dahi herhangi bir şey olmaz diye düşünülmemeli, havuzda yüzerken dikkatlice takip edilmelidir. Çocuk kesinlik ile güvenlikli yüzme mayosu ile suya girmelidir.
  - Çocuğu su üstünde tutan yüzme simidi vs. gibi yüzme eşyalarına güvenerek çocuk su içinde denetimsiz bırakılmamalıdır.
  - Bahçede varsa merdivenlerin iniş ve çıkışına çocuk güvenlik kapısı kullanılmalı, korkuluk aralıkları genişse veya yataysa korkuluk güvenlik filesi veya pleksiglasla kaplanmalıdır.
  - Suyun çevresinde ve içinde çocuğun kontrolsüz suya düşmesi halinde suda batmayan özel güvenlikli yüzme mayoları kullanılması önerilir.

Sağlıklı ve kazasız günler..

 

]]>
<![CDATA[Çocuklarda Gece İşemesi]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-psikolojisi/cId/cocuklarda-gece-isemesi Enurezis Nocturna (çocuklarda gece işemesi):

İstemdışı olan idrar çıkışına enurezis denmektedir. Bu durum daha çok gece uyku esnasında oluştuğundan enurezis nocturna adını almaktadır. Ancak bu durumdaki çocuklarda teşhisin konulabilmesi için gereken yaş alt sınırı 5 tir.
Yapılan araştırmalara göre 5 yaşındaki erkek çocuklarda gece işemelerinin sıklığı % 7; kızlarda aynı yaşta % 3 olarak saptanmıştır. Bu oranlar 10 yaşında erkeklerde % 3’e; kızlarda % 2’ye düşmektedir. 18 yaşına gelen erkeklerde % 1, kızlarda ise biraz daha düşük bir yüzdede sürebilmektedir. Bu çocuklarda yaşıtlarına göre gelişimsel gecikmeler de saptanmıştır. 5 yaş sonrasında tedavisiz kendiliğinden iyileşme oranı % 5-10 arasında bulunmuştur.
Rahatsızlığın teşhisi için en az 3 ay süre ile haftada en az 2 kez idrar kaçırmanın olması ya da toplumsal, mesleki işlevsellikte, okul başarısında düşmeye ve sorunlara yol açması , kişinin 5 yaşından büyük olması gerekmektedir. Ayrıca idrar kaçırma durumu başka bir ilacın yan etkisine bağlı olmamalı, kişide idrar kaçırmaya sebep olabilecek bir hastalık olmadığı tespit edilmelidir ( şeker hastalığı , ürolojik ya da nörolojik hastalıklar gibi).

Enürezis riskini arttıran durumlar:

-Yoğun psikososyal sorunlar içinde olan ve olumsuz çevresel koşullarda yaşayan çocuklar
-Baba ya da annenin boşanma ya da ölüm sonucu kaybı da önemli etkenlerdendir. Özellikle daha öncesinde idrar kontrolünün sağlandığı çocuklarda sonradan 5-8 yaşları arasında idrar kaçırma bu nedenle tekrar başlayabilmektedir.
-Davranışsal bozukluklar gösteren çocuklarda mesane kapasitesinin daha sınırlı olduğu ve bu durumun daha sık gözlendiği saptanmıştır.
-Yapılan çalışmalara göre ailede anne, baba ve diğer akrabaların geçmiş yaşantılarında bu sorun var ise, çocuklarda da enürezis riski 5-7 kat artmaktadır.

Çocukta gece işemeleri varlığında yapılması gereken incelemeler:
Öncelikle idrar yollarında mikrobik bir durum varlığı, basit bir idrar tahlili ile araştırılabilir. Bu duruma idrar yollarının özelliği nedeniyle daha çok kız çocuklarında rastlanmaktadır. Daha nadiren rastlansa da idrar yollarındaki yapısal kusurlar varlığı radyolojik incelemeler ile belirlenebilir. Nörolojik muayene ve şeker hastalığı varlığı açısından kan şeker düzeyi araştırılmalıdır.

Tedavi:

İlaç tedavisi yanında uygulanabilen psikoterapi, özellikle davranışsal sorunlar yaşayanlarda etkili olmaktadır. Bu özellikle sonradan başlayan idrar kaçırmalarında gereklidir. Diğer bir yöntem ise, ıslanmaya duyarlı nesnelerle döşenmiş olan özel donanımlı bir yatağın , ıslanma ile ikaz edici bir ses çıkarmasına ve kişinin bu durumu zaman içinde öğrenebilmesine dayanan bir sistemdir.

]]>
<![CDATA[Çocuklarda Egzama]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-sagligi/cId/cocuklarda-egzama Oyun çağındaki küçük çocuğunuzun hiç durmadan bileklerini, kollarını kaşıması elbette sizi de üzer. Çocuğu muayene eden doktor, onun egzamaya yakalandığını söylerse hemen paniğe kapılmayın. Çocuklarda egzema, bir çeşit alerjidir. Daha çok giyeceklerin kumaşlarında kullanılan boyalar, kumaşların cinsi, yatak örtüleri gibi unsurlar egzamayı tetikler.

Öncelikle çocuğunuzun alerjisinin kaynağını bulmalısınız. Onun kullandığı giyecekleri yıkarken çamaşır makinesinin düşük devrede çalışmasını sağlamalısınız.

Egzamanın bir başka nedeni de onu yıkarken kullandığınız sabun olabilir. Kokusuz banyo ürünlerini ve de bebekler için üretilen sabun ve şampuanları kullanın. İnek sütü, çocukta alerji yapabilir. Yumurta ve buğday unu da, alerji yapan maddeler arasında başta geliyor. Çocuğun kaşınıp tahriş olan cildini lanolin içermeyen vücut yağlarıyla yumuşatın.

]]>
<![CDATA[Çocuklar ve Oyuncakları]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-gelisimi/cId/cocuklar-ve-oyuncaklari Hepimiz çocukluğumuzda bir kaç oyuncak edinmişizdir. Bu oyuncakları ne kadar sevdiğimizi ve nasıl vazgeçilmez olduklarını geriye dönüp düşündüğümüzde kolaylıkla hatırlayabiliriz. Erkeklerin çok sevdikleri arabaları, kızların ise mutlaka saçlarını tarayıp, giysi giydirdikleri bir bebeği olmuştur.
Pedagogların söylediğine göre çocuklarda kişilik gelişimi 0-6 yaş arasında başlıyor ve kişiliğin %75 oranı bu dönemde oturuyor. Bu yaş grubunda ve gelişimin ilerki dönemlerinde çocukların oynadığı oyuncaklar, büyük oranda seçecekleri meslekleri, yaşam tarzlarını, hayata karşı tavırlarını etkiliyor.
Çocuklar için oyun ve oyuncakları dış dünyaya açılmakta bir çeşit araç görevi görür. Onlar için seçeceğimiz oyuncaklarda fikirlerini almaya çok dikkat etmeli, oynanacak oyun veya oyuncaklarda üzerlerinde baskı kurmamaya çalışmalıyız. Bu durum oluşacak kabiliyet, el becerileri, zeka ve duygularını olumsuz yönde etkileyebilir.
Günümüzdeki modern teknoloji, televizyon, bilgisayar, bilgisayar oyunları çocuklarımızın gelişimi için gerekli, fakat dikkat edilmediği takdirde tehlikeli birer faktör olarak güncel yaşamımızın içinde yer alıyor. Bu gibi araçlar sayesinde öğreneceği savaş, kavga, dövüş, küfür, öfke etkenleri erken yaşta öğrenmeleri onlar için riskli, bir o kadar da gereksiz bir durumdur. Bu yüzden oynadıkları oyunları kontrol etmeli, bu gibi unsurlarla tanışmalarına mümkün olduğunca engel olmalıyız.
Oyuncaklar sosyal alanda da etkili olduğundan, hayata hazırlık aşamasındaki çocuklar nezaketi, aile içindeki görevleri, cinsel kimliği, sosyal sorumluluk ve görevleri oyuncakları ile oynarken geçirdikleri zamanda öğrenirler.
Oyuncakların sağlık açısından da olumsuz etkileri olabilir. Sağlık kurallarına uygun olmayan şekilde ve zararlı maddeler kullanılarak yapılmış oyuncaklar, çocukların fizyolojik gelişiminde etkili olur aynı zamanda hastalık riskini arttırabilir. Küçük yaşlarında kolaylıkla yutabileceği oyuncaklarla oynadıklarında boğulma gibi durumlarla karşı karşıya kalabilrler.
Unutmamalıyız ki oyun ve oyuncağın iyi olmasının ilk kuralı, çocuğun eylem ve aktivite yeteneğini arttırmasıdır. Hareket etmelerini sağlayacağından, fiziksel gelişimini de etkileyen oyuncakların bu yüzden önemi çoktur. Mümkün olduğunca dışarıda, arkadaşlarıyla park gibi yerlerde oynayacakları oyunlar özellikle büyük kentlerde, apartmanlarda yaşayan ailelerin çocukları için fazlasıyla faydalıdır. Sürekli evin içinde, genellikle elektronik oyuncaklarla oynayan çocukların toplum içinde suskun, çekingen, arkadaşlarından uzak, asosyal davranışlar içinde olduğu görüldüğünden, arkadaşlarıyla beraber oynayabileceği ortamlarda bulunmasına teşvik etmeliyiz.

]]>
<![CDATA[Babanın çocuğun hayatındaki önemi]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/aile-ve-cocuk/cId/babanin-cocugun-hayatindaki-onemi Babalar çocukların hayatında önemli bir yere sahiptir. Kendi babanızı hatırladığınızda birçok açıdan babanızın hayatınızda önemli bir yere sahip olduğunu anlayabilirsiniz. Çocuklar özellikle erken çocukluk döneminde babalarının kendilerini izlemelerinden, fikir vermelerinden, yeni şeyler öğretmelerinden, onlarla oynamaktan, kısacası babalarıyla birlikte olmaktan son derece keyif alırlar. Ayrıca bu dönemde babalarıyla birlikte olan çocuklar gelişimleri için gerekli olan birçok bilgiyi, beceriyi ve duygusal desteği elde ederler.

Baba çocuğun hayatında çeşitli alanlarda direkt ve dolaylı yollardan etkilidir. Evin içinde sadece varolması bile çocuk için önemli bir katkı sağlamaktadır. Babanın çocuğun hayatındaki etkisi çeşitli başlıklar altında ele alınabilir.

# Babaların Zihinsel Gelişime Etkisi

Babalarıyla yakın ilişkisi olan çocukların zihinsel becerilerinde artışlar görülmektedir. Araştırmalar babalarıyla yakın ilişki içinde olan çocukların; dil gelişimi ve problem çözme testlerinde daha yüksek puanlar aldığını göstermektedir. Ayrıca yine bu çocuklar bulundukları sosyal ortamlarda bilişsel becerilerini diğer çocuklara oranla daha iyi kullanmaktadır. Babalarıyla zihinsel becerileri içeren oyunlar oynayan çocukların çeşitli testlerden, babalarıyla ilişkileri olmayan, oyunlar oynamayan çocuklara göre daha yüksek puanlar aldığı da belirlenmiştir. (Ladd, 2000)

Erken çocukluk döneminde babaların çocuklarıyla etkin şekilde ilgilenmesi çocukların okul uyumunu ve başarısını olumlu etkilemektedir. Babalarıyla ilişkileri sonucunda çocukların farklı uyaranlar alması, annesinden farklı bir ilişki tarzını yaşaması, zihinsel becerilerine ve gelişimine katkı sunmaktadır.

# Babaların Duygusal ve Sosyal Gelişime Etkisi

Çocukların doğumla birlikte kendilerini güvende ve huzurlu hissetmeleri çok önemlidir. En yakındaki kişiler olan anne-baba bu güveni sağlamada birincil derecede rol oynar. Erken çocukluk yılları kişiliğin temelinin atıldığı yıllardır. Son yıllarda yapılan araştırmalar sadece annenin değil babanın da birincil derecede çocuğun bakımında etkin olmasının çocukların sosyal ve duygusal gelişiminde etkili olduğunu göstermektedir. Babalar çocuklarıyla birlikteyken onların çevreyle ilgili keşifler yapmalarına annelere göre daha çok izin vermektedir. Ayrıca çocuklar babalarıyla birlikte vakit geçirdiklerinde duyguları tanımlama, diğer insanların duygularını anlama gibi başlıklarda farklı deneyimler yaşamaktadır. Etkin babalık yapan babaların çocukları, arkadaş ilişkilerinde daha az sorun yaşamakta, kolay arkadaş edinmekte, sosyal becerileri daha çabuk öğrenmekte ve kullanmaktadır (Ladd, 2000) . Babalarıyla erken dönemde yakın ve iyi ilişkiler geliştiren çocukların kendilerine güvenli, etraflarında olan bitenleri araştıran, sorgulayan ve büyüdükçe daha iyi sosyal ilişkiler kuran çocuklar olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, erken çocukluk döneminde babasıyla yakın ve sağlıklı ilişkileri olan çocukların yalan söyleme, olumsuz, istenmeyen davranışlarda bulunma ve depresyon yaşama olasılıklarının diğer çocuklara göre daha az olduğu belirtilmektedir (Rosenberg and Wilcox, 2006).

# Babaların Bedensel Gelişime Etkisi

Çocukların iyi beslenmesinde ve oyun oynayıp hareket etmelerine izin verilmesinde babalar önemli rol oynayabilir. Çocuklar oyun oynarken babalarının onları izlemesinden ve oyunlarıyla ilgili babalarıyla konuşmaktan büyük keyif alırlar. Büyük ve küçük kas gruplarının gelişmesi için babalar çocuklarını, oyun oynamalarını, koşmalarını, oyun hamurlarıyla oynamalarını sağlayarak teşvik edebilir. Ayrıca mutlu çocukların bedensel gelişimleri de daha sağlıklı olmaktadır. Dolayısıyla mutlu, güvenli baba ilişkisi kuran çocukların bedensel olarak da gelişimleri sağlıklı olacaktır.

# Babanın Model Olma Etkisi

Babalar çocukları için farkında olsalar da olmasalar da yaptıkları ve yapmadıklarıyla örnek olurlar. Birçok davranış ve alışkanlığımıza baktığımızda babamız ve annemizi taklit ettiğimizi görürüz. Sorunlara yaklaşım şeklimizde, erkekler-kadınlarla ilgili inançlarımızda, temizlik ve yeme alışkanlıklarımızda anne-babamızdan aldığımız örnekler bulunur. Sizin çocuklarınız da onlarla ve diğer insanlarla ilişkilerinizde sizin davranışlarınızı gözlemleyip örnek alacaklardır. Şaşırtıcı bir hızda sizi taklit etmeye başlayacaktır. Bu nedenle etkin, sağlıklı bir babalık yapmak istiyorsanız model olma rolünüz olduğunu unutmamanız önemlidir.

# Babanın Kız ve Erkek Çocuklara Etkisi

Babalar kız ve erkek çocuklarına karşı cinsten ve aynı cinsten ebeveyn olma rolüyle bir modeldir. Yukarıda bahsedilen etkilerin yanı sıra babanın cinsiyeti de çocuklar açısından farklı bir deneyim yaşama şansıdır.

Babasıyla iyi ilişkiler içinde olan bir kız çocuğunun özsaygısı ve özgüveni artacaktır. Babasıyla kurduğu kaliteli ve sağlıklı ilişki kız çocuklarının ileriki yaşantılarında erkeklerle kuracağı ilişkide yol gösterecek ve kendine güvenli, kendini erkeklerle ilişkide ifade edebilen, isteklerini, sınırlarını ortaya koyabilen bir kişilik geliştirmesine destek olacaktır. Öte yandan erkek çocuklarının babalarıyla kurduğu ilişkinin sağlıklı olması erkek rol modelini yaşaması anlamına gelir. Bu model kadınlarla ilişkiden, sorun çözme, duygularını göstermeye kadar birçok alanda örnekler sunar.

# Babalar Bu Etkileri Nasıl Sağlar?

Babaların yukarıda bahsedilen alanlarda çocukları için olumlu etkileri olabileceği gibi olumsuz etkileri de olabilir. Bu etkileri olumlu yönde oluşturabilmek için babaların çocuklarıyla ve eşleriyle özel ve kaliteli zaman geçirmesi gerekir. Özel ve kaliteli zaman geçirmek ilişki içinde olan tüm tarafların istekli olması, birbirlerine güvendikleri ve birbirleriyle olmaktan keyif aldıkları etkinlikleri yapmasıyla mümkündür. Tabii ki çocukları düşündüğümüzde merak duygularını giderdikleri, diğer insanların ve kendilerinin duyguları, düşünceleriyle bir denge kurmayı öğrendikleri bir ilişkide bahsetmek gerekir. Babanın çocuklarının hayatlarında olumlu bir etki yaratması için uzmanlar birkaç noktanın önemli olduğunu belirtmektedir.

# Anneyle olan ilişkinin kalitesi

Bazı uzmanlar bir babanın çocuğu için yapabileceği en iyi şeyin annesiyle sağlıklı bir ilişki kurması olduğunu belirtmektedir. Baba ve anne arasındaki ilişkinin güven ve saygı dolu olması çocukların kendilerini kabul edilen, istenen ve değerli hissetmelerinde önemli rol oynar. Çocuklar, anne babalarının arasındaki ilişkiye bakarak bir ilişki modellemesi de yapar. Bu modellemeye çok küçük yaşlardan itibaren (1-2 yaşlarından) bile başladıklarını görebilirsiniz. Kısacası anne baba arasındaki ilişkinin kaliteli olması çocukların duygusal ihtiyaçlarının karşılanması için uygun demokratik aile ortamının sağlanması anlamına gelir. Bu nedenle babaların ayrı olsalar bile eşleriyle, çocukların anneleriyle- saygı dolu bir ilişki içinde olmaları çocukların sağlıklı gelişimi için son derece önemlidir.

 # Baba-çocuk ve oyun

Birçok araştırma ve uzman babaların çocuklarıyla oyun oynamasının çocukların gelişimine özel bir katkısı olduğunu işaret etmektedir. Babalar çocuklarıyla oyun oynadıklarında birçok etkileşim olmaktadır. Bu etkileşim sayesinde çocuklar duygularını ve davranışlarını kontrol etmeyi, duruma uygun şekilde düzenlemeyi öğrenmektedir. Babasıyla oyun oynayan çocuk annesiyle doğum öncesi ve sonrası yaşadığı yakın ilişkiyi kurma şansını bulmaktadır. Oyun oynamak ise çocuğun duygusal, sosyal, bedensel ve zihinsel gelişim alanlarında ilerlemesini sağlar. Babayla oyun oynamak ise çocuğun özel, değerli hissetmesine katkılar sağlamaktadır. Çünkü –özellikle erken çocukluk döneminde- çocuklar annelerinin dışında hayatlarında diğer önemli kişi olan babalarıyla kaliteli zaman geçirmeye gittikçe artan bir ihtiyaç duyarlar.
Babalar çocuklarını yetiştirirken üç şekilde çocukların gelişimine katılırlar. Bu katılım türlerini Koçak, Baba Destek Programı (BADEP) raporunda Lamb’den alıntıyla doğrudan temas, ulaşılabilir olma ve sorumluluk olarak belirtmektedir. (Koçak, 2004 Lamb, 1987’den alıntı).

Doğrudan Temas: Yukarıda farklı şekillerde belirtildiği gibi babanın çocuğuyla doğrudan, birebir ilişki kurduğu her türlü etkinliği kapsar. Çocukla gezmek, konuşmak, oynamak, birlikte olmak bu katılıma örnek verilebilir.

Ulaşılabilir Olma: Babanın çocuğu açısından hem bedensel, hem de psikolojik olarak ulaşılabilir olmasıdır. Mevcut olmak babanın var olması, ulaşılabilir olması ise çocuğun ihtiyaç duyduğunda babasından destek alabiliyor alması anlamına gelir. Çocukların babalarını ulaşabilir ve yanlarında hissetmeleri kendilerine güvenini olumlu etkileri

Sorumluluk: Çocuğu doktora götürmek veya arkadaşlarıyla buluşmasını organize etmek gibi çocuk adına, çocuk için bazı faaliyetleri yapmayı ve yapılacakları hatırlayıp planlanmaktır. Çoğu kez anneye destek olmak anlamına da gelir.
7cokgec.org

]]>
<![CDATA[Duygusallığa yer yok]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-gelisimi/cId/duygusalliga-yer-yok Duygusallığa yer yok
Yuvaya bırakılan çocuk kendini terk edilmiş gibi hissedebilir Çocuğunuzu yuvadan erken alarak güvenini kazanabilirsiniz
Çocukla birlikte birkaç kez yuvayı ziyaret edin ve onu öğretmeniyle tanıştırın. Çocukla bir hafta öncesinden ilk gün ve yuvadaki arkadaşları hakkında konuşun Diğer çocukların da aynı kendi gibi olduğunu vurgulayın Yuvaya ilk başladığı günlerde bir süre çocukla birlikte kalın ama bunun ne kadar süreceğini çocuğa önceden bildirin ve çocuk daha önce yuvaya alışsa bile sözünüzde durun. Ayrılırken mutlaka `Hoşçakal` deyin. İlk günler çocuğun sizi aramasına fırsat vermeden çocuğu erken alın. Mümkünse çok sevdiği bir oyuncağını yanında götürün Çocuk, kimden en kolay ayrılıyorsa yuvaya onun bırakmasını sağlayın. Akşam eve dönerken o gün yaptığınız ilginç şeylerden söz etmeyin. Yuvaya alıştıktan sonraki ayrılık gözyaşlarını ciddiye almayın. Yuva seçerken neye dikkat edilmeli
* Güvenliğe önem veriliyor mu?
* Güvenli şekilde döşenmiş ve gerekli önlemler alınmış mı?
* Sağlıklı bir beslenme sağlanıyor mu?
* Yuvanın atmosferi hoş ve eğlenceli mi yoksa gergin ve soğuk mu?
* Beslenme ve uyku saatleri neye göre planlanmış?
* Çocuğun bireysel ihtiyacına göre küçük değişiklikler yapılabiliyor mu
* Öğretmen 4 çocuktan biriyle ilgilenirken diğer üçünü nasıl bırakıyor?
* Her çocuğa bireysel dikkat ve ilgi var mı?
* Siz orda kalmak ister miydiniz?
* İlk günler çocukla kalmanıza izin veriyorlar mı?
* Haber vermeden her zaman ziyaret edebilmeniz mümkün mü?
* Sabahleyin çocuğun ihtiyaçlarını bildirmek, akşamları da çocuğun o günkü davranışlarıyla ilgili bilgi almak mümkün mü?
* Eğitime ve duygusal gelişime verilen önem ve ağırlıkları nasıl?
* Eğitim ağırlıklı mı yoksa sosyal-duygusal içerikli yuva mı tercih ediyorsunuz.
* Öğretmenler mutlu mu, ekip çalışması var mı? Her koşulda çocukla oynuyor mu?
* Çocuklar mutlu ve neşeli mi?
Kaynak: Çocuk Gelişim Uzmanı Anıl Saraç

 

]]>
<![CDATA[Çalışan Anneler ve Çocukları]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/cocuk-psikolojisi/cId/calisan-anneler-ve-cocuklari Araştırmacılara göre çalışan anne ve çocuklarının yaşadığı problemler, annenin çalışmasından değil, annenin kendini telafi etmek için yaptığı hatalı davranışlardan sebepleniyor.Araştırmacılar yine, çocuğun anne dışında biriyle iletişim halinde olmasının, gelişimini olumlu yönde etkilediğini söylüyor. Aynı zamanda bu iletişimin sık ve sürekli olması halinde, çocukta güvenin ve iletişim yeteneğinin arttığını söylüyorlar.

Çalışan kadınların neredeyse tamamının ortak sorunu, ev ve iş yerleri arasında tercih yapma zorunluluğu hissetmeleridir. İki kişilik arasında sıkışan kadın, her iki tarafta da birtakım sorunlarla karşı karşıya kalıyor. İş temposu yorduğunda ve çocuğundan ayrı kaldığında suçluluk hissediyor. Bu suçluluk duygusu, özellikle ülkemizde çok küçük yaşlarda iken üzerimize yapıştırılan ''mükemmel ev hanımı, kutsal anne'' rolünden kaynaklanıyor. Bu duyguyla kadın, mantıklı düşünemez ve ister istemez hata yapar. Bu hataların başında;

- Çocuğun istediği her şeyi önüne getirmesi,

- İşten geldikten sonra, kalan zamanının tamamını çocuğuyla geçirmek için çabalaması,

- Suçluluk duygusundan arınmak için, sürekli çocuğa hediyeler alması, gibi bir çok madde halinde sıralanabilir.

Kadınların korkularından biri de, çocuklarını yakın ya da yabancı, biriyle başbaşa bırakmaktır. Gerekli koşullar yerine getirildiği takdirde, bu durumdan rahatsızlık duymayın. Bu sayede çocuğunuzla geçireceğiniz zaman daha da değer kazanabilir. Eğer hiç vaktiniz olmuyorsa, en azından çocuğunuza masal okuyarak, onu siz uyutun. Böylece hem hasret giderebilir, hem de iletişim kurmuş olursunuz.

Eğer çocuğunuza bakması için bir bakıcıya ihtiyaç duyarsanız, güvenilir birini bulun. Psikolojik açıdan ve vücut sağlığı yönünden bir sorunu olmadığına emin olmadan, evinizde çalışmasına izin vermeyin. Bu konu için, gerekirse psikolog yardımı alın ve bulaşıcı hastalıklar için gerekli testleri bakıcı adayınızdan isteyin.

Çalışan annelere işe yarayacak bazı öneriler:

- Çalışırken işinize, çocuğunuzla vakit geçirirken sadece ona odaklanın.

- İş yerinize yakın bir yerde oturun. Bu sayede trafikte fazla zaman harcamazsınız ve bir sorunla karşılaşıldığında, en kısa zamanda evinizde olabilirsiniz.

- Çocuğunuzla tiyatro veya sinemaya gitmek için zaman ayırın.

- Çocuğunuzun arkadaşları ve onların aileleriyle birlikte sinema, müze gibi yerlere gitmek için program düzenleyin. Bunu yaparak sosyalleşmesine de katkı sağlamış olursunuz.

- Her zaman yapamasanız da, bazen çocuğunuzun sınıf etkinliklerine katılın.

- Çalışmanız çocuğunuz için yetersiz olduğunuz anlamına gelmez. Bunu aklınızdan çıkarmayın.

- Her şeyi mükemmel bir şekilde yerine getiremezsiniz. Elbette sorunlar olacak. Yeter ki üstesinden gelmeye gücünüz olsun.

- Kendiniz için de zamana ihtiyacınız var. Önceliklerinizi sıralayarak, programlı olmaya çalışın. Değişkenlik olsa da, bu size kolaylık sağlayacaktır.

- Çocuğunuzla geçireceğiniz zamanlarda, yapacaklarınıza onunla beraber karar vermeye çalışın ve mümkün olduğunca yaptığınız programa sadık kalmaya çalışın.

- Annelik konusunda yeterli olduğunuza ve çocuğunuzun sorunsuz bir şekilde büyüyeceğine inanın.

- Her şeyi yapsanız da çocuğunuz bazen mutlu olamayabilir. Elinizden geleni yaptığınızı ona uygun bir dille anlatın ve mutlu olmanın, kendisinin elinde olduğunu anlamasına yardımcı olun.

 

]]>
<![CDATA[Çocukla Uçak Yolculuğunun Zorlukları]]> http://www.cocukyuvaniz.com/content/detail/type/tatileglence/cgId/tatileglence/cId/cocukla-ucak-yolculugunun-zorluklari

Ailelerin aklına gelen ilk şey bebeklerinin ne zaman uçabileceğidir. Doktorlara göre, bebekler bir aylıktan itibaren uçabilirler. Fakat aileler bazı sağlık sorunlarıyla karşı karşıya gelebilirler. Birkaç basit önlemle bunu engellemek mümkündür. Mesela, hava basıncından dolayı en çok soruna kulaklarda rastlanır. Uçuştan önce anneler çocuklarına ağrı kesici şurup verdiklerinde bunu bir nebze olsun hafifletmiş olurlar. Emzirmek de yutmayı kolaylaştırır. Yutkunan bebeklerin kulakları rahatlar. Eğer çocuklarınızın yaşı emzirme yaşından fazlaysa, onlara sakız verebilirsiniz çünkü çocuklarınız sakız çiğnediklerinde, kulaklarını rahatlamış hissederler.


Ayrıca, anne ve babalar çocuklarını eğlendirmek zorundadır. Çünkü çocukların sessiz ve sakin durması zordur. Uçaklar gibi kalabalık mekanlarda, bütün yolcular çocuk sesine karşı toleranslı olmayabilir. Bu yüzden anne ve babalar çocuklarını sessiz ve sakin tutabilmek için efor sarfetmelidir.


Tuvalet ise başka bir problemdir. Hiç bir uçak tuvaletinde bebeğinizin altını değiştirmeyi denediniz mi bilmiyorum ama gerçekten çok zordur. Küçük çocukların tuvalet problemi uçakta bir kabusa dönüşebilir.


Anne-babalar çocuklarının uçakta rahat bir yolculuk geçirebilmesi için önlemlerini önceden almalıdır. Yanlarında çocuklarının uçaktaki mutluluğu ve sağlığı için gerekli olan her şeyi taşımalıdır. Oyuncaklar, oyunlar, su, kitaplar ve atıştırmalık bir şeyler her zaman çantada bulunmalıdır. Ayrıca çocuklarla uçmaya karar verdiklerinde, sabırlı ve anlayışlı olmalıdırlar.


 


 




]]>